Max Ernst etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Max Ernst etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Aralık 2018 Cuma

21. Yüzyılda Sürrealizm


Sürrealizmin 21. Yüzyıldaki konumunu değerlendirmek adına aynı paltoyla 12 noktada yapmış olduğum toplantıların görsel kanıtıdır. Tüm katılımcılara teşekkürler! Soldan sağa: André Breton, Charles Baudelaire, Philippe Soupault, Man Ray, Francis Picabia, Victor Brauner, Gérard de Nerval, Max Ernst, Guillaume Apollinaire, Robert Desnos, Tristan Tzara, Herr Dr. Anonymous

14 Nisan 2014 Pazartesi

81 Sene Önce ve Sonra Aynı Yerde


Bakın tam arkamdaki taşın üzerine 81 sene önce kimler oturmuş; soldan sağa: Dada başı Tristan Tzara, fena halde Osman dayıma benzeyen ancak bu gerçeği dayımla henüz paylaşmadığım Paul Eluard, sürrealizmin papası André Breton, heykellerine can verdikçe kendini taşlaştıran Hans Arp, Lacan'ın doktora ödevini kendi 'paranoyak eleştirel' senfonisiyle tamamlamış Avida Dollars, tipi 2000'li yılların sonuna dek mucizevi bir biçimde güncel kalacak olan Yves Tanguy, içindeki Hüma Kuşu'nun kafes anahtarını elleri arasında gizleyen Max Ernst, sürrealizmin eşcinsel / intihar libidosu René Crevel ve eğer 'az biraz' sürrealist sinema varsa onu kesinlikle Bunuel'den önce keşfetmiş olan Man Ray... 

Görünen o ki sürrealistler takımının arkasında açılmış pencere (1933) şimdilerde yok, sadece sağ üst köşesine küçük bir havalandırma ızgarası yapılmış. İçinde kimler nefes alıyor bilemiyorum, soruşturmama izin vermediler. Dahası konu komşu, beni işgüzar bir detektif olmakla suçlayarak doğru cevap anahtarına yanlış sorular kapatmakla itham ettiler. Haklılar elbette, herkesin fantezi alanı kendine! Herkes, 'zamanın altınını' kendi çöplüğünde aramalı! 

Fransızların bu ilk huzurunu kaçırışım değil elbette ancak ne zaman bir Fransızın huzurunu kaçırsam kendimi Wilhelm Reich'ın Cinsel Politikasından çok daha farklı bir tarihsel/seksüel pratiğin içindeymiş gibi hissediyorum. Son çözümlemede, putain de merde!

10 Mart 2013 Pazar

Mezar Günlükleri XI - Man Ray





Çelimsiz ve sıradan görüntüsüne rağmen sürrealizmin kapısından içeri giren en güzel kadınları bir biçimde baştan çıkarabilmeyi başaran Man Ray, arada durulsa da ölene dek dolgun esin kaynaklarından asla ödün vermedi. Buna rağmen onun Juliet Browner'la yaptığı evlilik, belki de sürrealistlerin hayli travmatik ilişki tarihinde kendisine 'iki kişilik aile' süsü verebilmiş tek evlilik oldu. Manidar bir vurguyla düzeyli-çapkın arkadaşı Ernst ile aynı gün evlenen Ray, hiç şüphe yok ki bu evlilikle birlikte sürrealizme en güzel gelinlerden birini getirdi. 

Önce 1976 yılında Man Ray, sonra 1991 yılında Juliet Browner öldü. Biri yer seviyesinin altında, diğeri üstünde, tam 15 yıl birbirlerini bekleyerek çürüdüler. Onları yıllar sonra yeniden bir arada bulduğumda kozmik bir sevişmenin tam ortasındaydılar. Etrafıma bakındım ve kimsenin olmadığından emin olduktan sonra mezar taşının yanına oturdum ve taşın kulağına şöyle fısıldadım: "Öldükten sonra bir ölüyle ilişkiye girmek nekrofili sayılır mı?" 

Aldığım yanıtı sizinle paylaşmayacağım. 

4 Şubat 2013 Pazartesi

Mezar Günlükleri VII - Max Ernst




Max Ernst'in mezarı, çocukken rüyama giren aksak çekirgeleri sağalttığım portatif kibrit kutularına benziyor. Vasati 40 ruh taşıyor Ernst'in mezarı. Hepsi közlenmiş, hepsi küllerinden doğmuş 40 Simurg kanadı taşıyor. Ona dokunduğunuzda, ıslak sopayla terbiye edilmiş günahkar bir sesin sıcaklığı geçiyor elinize. Ne kadar silkelerseniz silkeleyin, çekirgenin zıplayışındaki soğuk adrenalini söküp atamıyorsunuz avucunuzdan. Çoktandır közlenmiş bedenini pipoma kattığım için olacak, diğerlerinin mezarından farklı Ernst'in mezarı, diğerlerinin mezarından bir içim daha derin, bir içim daha yakın.

17 Mayıs 2012 Perşembe

Dipnotlar XII

* Çektiğim hiçbir filmin 'Türk filmi' olarak tarihe geçmesini istemiyorum. Bunun nedenini bana değil seviştiğim Çek kadınlara sorun.

* Tom Waits'in erken dönem plakları, sismograf iğnesi ile modifiye edilmiş pikaplarda dinlenmeli.

* Max Ernst, kadının hayal gücünden kan çırpan kanatlar yaptı kendine; dişi olan ne varsa yer çekimsiz mabedine hapsetti, olması gerektiği gibi.

* 'Sen' olmaktan duyduğum suçluluğu nasıl açıklarsın?

* Vakitsiz ölen genç kızlar, tabut yerine çeyiz sandıklarına konup toprağa verilmeli.

* Rüyamda 1942 yılındaydım ve Auswitch'de onlarca SS tarafından sıkışık bir hücreye kapatılıp son dönem Türk filmlerini izlemeye zorlanıyordum.

* Les réves des amoureux hors du commun se terminent comme ils ont commencé. Chaque chose se termine comme elle a commencé.

* Zoë Lund! Steril bir iğne ucunun koluna yaydığı ‘stop motion’ çürüme, hayata karşı gösterdiğin uyumsuzluğun eş zamanlı grafiğidir.

* 'Blue Jean' dergisinin 80'ler edisyonuyla cansız bedenlerini örtbas eden kadınlar, bana duyduğunuz nefreti derin dondurucuda saklayınız.

* Ortasından sıkılmış diş macunu üreten bir fabrika kuracak ve evime gelerek kazara yatılı kalmış tüm misafirlerin işini kolaylaştıracağım.

* Eğer seviştiğiniz adam teninizin rengini almıyorsa onu törenle oyuncak müzesine kaldırın.

Klorlu suyun derinlerinde ve zamansız görülen bir düşün manyetik etkisi altında eğilip bükülmekte olan havuz fayansları gözleriniz...

* Annesi öldükten ve yakıldıktan sonra külünü sigara tütününe karıştırıp içen Alman bir arkadaşım şöyle dedi: Raucher sterben früher.

* Hayatımdan ansızın, nereye çarpacağını bilemeyen defolu bir molekülün amatör belleğiyle yok olmak nasıl bir his Leos Carax?

* Heather Langenkamp, son e-mailinde şöyle yazmış bana: 'You have to discover the convulsive energy of Hollywoodian plus value to touch me'

* Sürrealist manifestoyu André Breton değil de Lewis Carroll yazmış olsaydı 'official' annemi üzdüğüm için daha çok mu suçluluk duyardım?

* Sürrealist-patriarkal Bunuel'i böylesine taklit etmeye çalışıp da sonunda Cocteau'nun feminen kucağına düşebilen tek kadınsın Maya Deren.

* Ey sürrealizm, mezarımı özelleştir! Cesedimin ekonomi politiğe katkısı, kapitalizmin son nefesidir.

* Sevgili kadınlar, sosyalist devrim ve Dušan Makavejev sineması arasında 6.0 tam puan fark var. İnanmazsanız Ivica Vidovic'le sevişin.

* Küçükken Ekaterina Alexandrovna Gordeeva ve Sergei Grinkov çiftini örnek alıyordum. Sonra tuhaftır, ikisini de Katarina Witt ile aldattım.

* Max Ernst, Dorothea Tanning'in ılık çırpan kanat kokusudur.

* Google translate, 'seninle her gün sevişirdim' cümlesinin İtalyanca karşılığını 'günlük zincir reaksiyonu' olarak verdi. Kesinlikle haklı!

* Sen, libidinal reaktörden çıkan artı ucunu insanlığın eksi ucuna bağlayarak var olan eksiyi giderek eksiğe dönüştürmüş vajinal refleksin.

* L'Humanité okuyorsan Anatole France okuyamazsın Tan! Ah Tan! Yeni bir akademik eğitim programı seni bekliyor: L'Humanité without Mr.France!

* Organlarımı, eski kız arkadaşlarımla birlikte New York Doğa Tarihi Müzesine bağışlamayı düşünüyorum. 'Istanbul Modern' avucunu yalar.

* Darbecileri yargılamak yerine Kandilli Rasathanesi'nde deprem süpervizörü olarak çalıştırın.

* Bu sabah aldığım köy ekmeğinden Lenin'in el kadar küçük bir heykeli çıktı.

* Rüyamda Jacques Lacan'ı Mudanya sahilinde 'Dilruba' isimli bir balık lokantasına götürüyor ve gecenin sonunda hesabı ödemeden kaçıyordum.

* 'Türk solu' deyince aklıma havalı kornayla çalınan enternasyonal marşı geliyor.

* Bir sonraki filmimde diş telinde kalmış peynir parçasını parmağının ucuyla çıkarıp sutyen kopçasına silen bir kızın öyküsünü anlatacağım.

* Sonunda bir kadının sırtına nemli tebeşirle 'Satılık Orgazm' yazabilmeyi başardım.

* Bir kızım olursa adını Grizu koyacağım. İçi kömür dolu bir küvette uzanmış düşünürken aklıma geldi. 

22 Nisan 2012 Pazar

Sürrealizm Yakın Dönem Tarihçesi (1976-2009)

Hazırlayan ve Çeviren: Tan Tolga Demirci 

1976: Chicago Black Swan Galerisi’nde uluslararası bir sürrealist sergi ile Edinburgh İskoç Ulusal Modern Sanat Galerisi’nde 'Dali, Magritte and other Surrealists' isimli bir başka sergi açıldı. 
 
1977: 22 sürrealist ressamın yapıtlarından oluşan sergi Paris’te organize edildi.
1978: Paris’te sürrealist kolaj sergisi açıldı. Londra Hayward Galeri’de ‘Dada and Surrealism’sergisi ile Camden Sanat Merkezi’nde, 1936 yılındaki nefes kesici sergiyi hatırlatan ‘Surrealism Unlimited’ isimli sergiler açıldı. Bununla birlikte İngiliz sanatçı Onslow-Ford’a ait diğer bir retrospektif, California Oakland Müzesi’nde açıldı. Milwaukee’da gerçekleşen ‘The Surrealism in 1978: 100th Anniversary of Hysteria isimli sergi ise akımın alışılmadık yönlerini tanıtan bir sunuma sahipti.
1979: Wolfgang Paalen’in ölümünün 20.yılı anısına Meksika’da Presencia viva de Wolfgang Paalen’ isimli sergi açıldı.
1981: Lyon’da gerçekleşen 'Permanence du regard surréaliste' isimli sergi, sürrealizmi geç de olsa taşraya tanıtan bir görev üstlendi.
1982: Louis Aragon’un ölümü sonrasında Komünist Parti tarafından bir cenaze töreni düzenlendi. Paris’te birbirinden oldukça farklı iki sergi açıldı. Bunlardan biri, ‘Yves Tanguy: rétrospective, 1925-1955’ adıyla Georges Pompidou’da, diğeri ise 'Peinture surréaliste en Angleterre 1930-1960' adıyla 1900-2000 isimli galeride gerçekleştirildi.
1984: Salazar-Caetano döneminin sona ermesinin 10.yıl dönümü anısına Lisbon’da, 1936 yılında New York’ta düzenlenen ‘Fantastic Art, Dada, Surrealism’ sergisinin güncelleştirilmiş bir versiyonu, uluslararası boyutta düzenlendi.
1986: İngilizlerin sürrealizme gösterdiği yakınlık, Hayward galerisinde 'L’Amour fou: photography and surrealism' ve 'Surrealism in England' adları altında Canterbury’de gerçekleştirildi. Paris’te düzenlenen 'L’Aventure surréaliste autour d’André Breton' isimli sergi ise Breton’un akım içindeki yerini pekiştiren bir sunuma sahipti. 
1987: Sürrealist sanatın habercisi olan ‘The Arcimboldo Effect’ isimli Arcimboldo sergisi Venedik’te düzenlendi. Post-feminist bir perspektifte kadının sürrealizm içindeki önemini vurgulayan diğer bir sergi ise Lausanne Cantonal des Beaux-Arts Müzesi’nde gerçekleştirildi.
1988: Dada ve sürrealist hareket dahilinde provokatif ve bireysel çalışmalarıyla öne çıkan Picabia’nın yapıtları, ‘Picabia 1879–1953’ adı altında Edinburgh İskoç Ulusal ve Frankfurt Neuendorf galerilerinde gerçekleştirildi.
1989: Milan’da organize edilen ‘I Surrealisti’ sergisi, İtalyanların akıma olan ilgisini tazeledi. Montreuil’de ölümüyle aynı yıl gerçekleşen ‘Philippe Soupault, Voyageur magnétique’ isimli sergi ise Soupault’nun yaşamı ve çalışmalarına bir övgü olarak izleyiciyle buluştu.
1991: 'Diversité surréaliste' isimli sergi, Paris’te sürrealist sanatın çeşitli yönlerine dikkati çekerken, Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris’de organize edilen 'Alberto Giacometti: sculptures, peintures, dessins' sergisi ise sürrealist heykel sanatının en önemli isimlerinden biri olan Giacometti’yi farklı yüzleriyle ve övgüyle anıyordu.
1993: Chicago’da açılan ‘Totem Without Taboos: The Exquisite Corpse Lives!’ isimli sergi, sürrealistlerin en popüler oyununa yeniden dikkatleri çekti.
1994: António de Oliveira Salazar’ın takipçisi Marcelo Caetano’nun çöküşünden yirmi yıl sonra 'Premeiro Exposiçao o de surrealismo' isimli sergi Lizbon’da organize edildi.
1995: Paris Hourglass Galerisi’nde açılan ‘Curiouser and Curiouser: Les surréalistes et leurs amis en Grande-Bretagne depuis 1967’ isimli sergi, Fransızların sürrealizme olan tutkusunu tazeledi.
1996: Sao Paolo’daki ‘Collage: Image of Revelation’ sergisi, kolaj sanatı üzerine spesifik bir ışık tutarken, 'Alberto Giacometti 1901-1966' isimli sergi ise hem Viyana Kunsthalle ve hem de İskoç Ulusal Modern Sanat Galerisi’nde, sanatçının ölümünün 30. yıl dönümü anısına organize edildi.
1998: ‘Max Ernst, sculptures, maisons, paysages’ isimli diğer bir sergi, Paris Pompidou Center’da gerçekleştirildi.
1999: Sürrealizmin önemli ilkelerini temsil eden ‘Sacrilege’ isimli sergi Prag’ta açıldı. Nesuhi Ertegun ve Daniel Filipacchi’nin koleksiyonundan seçilme 700 çalışma (Chirico, Joseph Cornell, Dalí, Ernst, Frida Kahlo, Magritte, Man Ray ve diğerleri) New York Guggenheim Müzesi’nde 'Two Private Eyes' ismiyle organize edildi.
2000: San Francisco Modern Sanat Müzesi’nde Magritte sergisi açıldı. 'Éveil paradoxal' isimli sergi Normandy’de, ‘Photomontaged Dreams: Landscape and the female nude in Teige’s collages’ sergisi ise Londra-Çek Merkezi’nde açıldı.
2001: 'Surrealism: Desire Unbound' isimli diğer bir büyük sergi Londra, Tate Modern Galerisi’nde, ‘Roland Penrose, Lee Miller: The Surrealist and the Photographer’ sergisi Dean ve İskoç Modern Sanat Müzesi’nde, ‘Sfera Suu’ isimli sergi ise Çek Cumhuriyeti’nde organize edildi.
2002: San Francisco Weinstein Galerisi’nde 'Leonor Fini and women surrealist contemporaries' isimli sergi, kadın sürrealistlere övgüyle gerçekleştirildi. 'The Persistence of Memory (Robert Desnos’a hürmet)' sergisi, sanatçının ölmüş olduğu toplama kamplarına yakın bir yerde, Teresin’de organize edildi. ‘La Révolution Surréaliste’ isimli sergi, hem Paris Pompidou Merkezi’nde ve hem de Düsseldord Kunstsammlung Nordrhein-Westfalen Galerisi’nde düzenlendi.
2003: Paris Librairie Niçaise’de düzenlenenSarane Alexandrian et ses amis’ sergisi, İkinci Dünya Savaşı sonrası Breton, Péret ve grubun diğer üyelerine katılan yeni isimlerin önemini vurgulayan bir sunumla gerçekleştirildi.
2004: Otto Tschumi’nin doğumunun 100.yıl dönümü anısına ‘Phantasmagorien’ sergisi Bern Güzel Sanatlar Galerisi’nde organize edildi.
2005: 'Kahlo’s Contemporariessergisi Essex Üniversitesi’nde, 'Profane Revelation: The Surrealist Movement in Britain' sergisi İspanya’da, 'Dada' sergisi Paris Pompidou’da ve ‘Surrealism USA’ sergisi ise New York Ulusal Akademi Müzesi’nde organize edildi.
2006: 6-10 Mart arası Chicago’da uluslararası bir sürrealist kongre düzenlendi. Ayrıca iki farklı sergi, 'Undercover Surrealism: Picasso, Miró, Masson and the Vision of Georges Bataille' adıyla Hayward Galeri’de ve 'George Melly at 80: Aspects of His Collection' adıyla Mayor Galeri’de organize edildi.
2007: Surreal Things: Surrealism and Design’ ve ‘The Art of Lee Miller’ sergileri Londra Albert Müzesi’nde, 'Dali & Film ve Louise Bourgeois' sergileri Tate Modern’de, ‘Salvador Dali: Graphics, Sculpture, Ceramics’ sergisi Prag Mucha Galeri’de, 'Jindrich Styrsky' sergisi Stone Bell Evi’nde, 'Max Ernst Retrospective' sergisi Basel Tinguely Müzesi’nde, ‘Richard Oelze: Paintings & Drawings from the 1950s and 1960s’ sergisi ise New York Ubu Galeri’de organize edildi.
2008: ‘Duchamp, Man Ray, Picabia’ isimli sergi Tate Modern’de, ‘Miró, Calder, Giacometti, Braque: Aimé Maeght and His Artists’ sergisi Royal Sanat Akademisi’nde, 'Giacometti' sergisi Compton Verney’de, ‘British Surrealism & Other Realities’ sergisi Middlesbrough Enstitü’de, 'Leonora Carrington' sergisi ise ‘Maison de l’Amérique latine’de gerçekleştirildi.
2009: ‘Triumph of Desire-Danish and International Surrealism’ sergisi Kopenhag Arken Modern Sanat Müzesi’nde, ‘Giorgio de Chirico: La fabrique des rêves’ sergisi Paris Modern Sanat Müzesi’nde, ‘Homage to Dalí’ sergisi Londra Riverside Binası’nda, ‘Subversive Spaces: Surrealism and Contemporary Art’ sergisi Manchester Whitworth Galeri’de, ‘Paul and Nusch Éluard and Surrealism’ sergisi Edinburgh Dean Galeri’de ve ‘Angels of Anarchy: Women Artists and Surrealism’ sergisi ise Manchester Sanat Galerisi’nde organize edildi. 
18 Eylül-6 Kasım 2009: Latin Amerika Evi'nde 'Benjamin Péret et les Amériques' isimli sergi düzenlendi. Péret'ye ait ilk basım kitaplar, el yazmaları, Meksika (1941-1948) ve Brezilya'da (1929-1931 ile 1955-1956) kaldığı süre içerisinde çekilmiş olan fotoğrafları, sürrealizmin kurucularından olan bu önemli yazarın arkadaşları tarafından, onun ölümünün 50.yıl dönümü anısına organize edildi (4 Temmuz 1899 - 18 Eylül 1959). 

7 Şubat 2012 Salı

Tanning & Ernst



Max Ernst, kadının hayal gücünden kan çırpan kanatlar yaptı kendine; dişi olan ne varsa yer çekimsiz mabedine hapsetti. İnanmıyorsanız Dorothea Tanning'in oyulmuş gözlerine ya da dudaklarındaki yara izlerine bakın! Ernst, Tanning'in ılık çırpan kanat kokusudur.

9 Mart 2010 Salı

Sürrealist Kara Mizah: Erkeksi / Kadınsı

Yazan: Susan Rubin Suleiman

Çeviri: Tan Tolga Demirci

Yaklaşık yirmi yıldan bu yana biliyoruz ki öncü eserlere olan bakışımızı yeni kılmanın bir yolu da kadınların sanatsal üretimlerine tarihsel olarak odaklanmaktan geçiyor. Sürrealizm söz konusu olduğunda, ki beni ilgilendiren budur, feminist eleştirmenler ve tarihçiler, 1980’lere kadar gözden kaçmış ya da unutulmuş bir avuç kadın yazar ve sanatçıyı etkili bir biçimde ele almakla kalmamışlar, aynı zamanda bir avant-garde hareket olan sürrealizmin kör noktaları, noksanları ve başarıları konusunda yeniden düşünmemizi sağlayacak kuramlar arayışına girmişlerdir. Bu bir övgü ya da suçlama meselesi değildir. Hele ki erkek sürrealistleri kadın düşmanı olarak suçlama meselesi hiç değil! Bu daha çok, tarihsel durumu idrak etmek ve sürrealist kadın düşmanlığını yaratan kültürel koşulları anlayabilmekle ilgilidir. Elbette, kadın yazar ve sanatçıların tüm bu varsayımlara olan yanıtlarını ve kendi eleştirel konumlarını anlayabilmek de önemli...

Burada feministler tarafından eleştirel anlamda fazla dikkat çekmemiş bir konuyu ortaya koymak peşindeyim. O da sürrealist kara mizah... Tam olarak bununla anlatılmak istenen nedir? Kadınların bu kavrama olan katılımı hangi noktadadır? Ve bu katılım, daha büyük bir soru olan kadın yapıtlarının sürrealizm karşısındaki konumu ile sürrealizmin kadın yapıtlar karşısındaki konumunu nasıl aydınlatabilir?

Kara mizah eril midir?

‘Kara mizah’ terimi, açık bir kökeni bulunmayışına karşın, hem İngilizce ve hem Fransız dilinin bir parçası haline gelmiştir. Amerikan Heritage Sözlüğü, onu ‘hastalıklı ve saçma olanın mizahı’ olarak niteler. Hem de sözcüğün etimolojik kaynağından söz etmeksizin... Fransız dilinin Küçük Robert Sözlüğü’nde ise yine benzer bir tanımla (dramatik konuları sömüren ve onların komik etkilerini aşağılayıcı ve soğuk bir çizgide anlatan mizah tarzı) karşılaşırız. Aslına bakılırsa terimin kaşifi André Breton’dur. 1966 yılında onun ‘Kara Mizah Antolojisi’ yapıtına yazdığı ön söz, işin aslını açıklar. Ancak Breton, kitabın ilk basımında şöyle yazar: ‘Kara mizah sözcüklerinin hiçbir anlamı yoktu. Ta ki sözlüğe girdikten sonra bu düşüncenin ne kadar popülerleştiğini anlıyoruz.’ Antoloji, Almanlar Fransa’ya girmeden önce, yani Haziran 1940 yılında basıma hazırlanır. Fakat Alman istilasından dolayı 1945’e kadar piyasaya dağıtılamaz. Kitap, günümüze kadar 1950 ve 1966 yıllarında iki kez değişime uğrayarak basılır.

Breton, antolojisinde terimin gerçek anlamıyla ilgili kesin bir açıklama yapmaz. Ancak bu durum, kara mizahın modernizme açılan kapı olması anlamında Breton’u güçlü iddialarda bulunmaktan da vazgeçirmez. Modern bir duyarlılık ekseninde, onun ‘Paratonerre’ başlığı altında yazdığı ön sözde, bu tarz mizahı taşımayan yapıtların çekilmez olduğu dile getirilir. Sadece sanat değil, bilim, şiir ve hatta felsefe alanında... Ön sözde daha sonra, ‘kara mizahtan’ önce gelen bir terim olan Hegel’in ‘nesnel mizah’ kavramı hatırlatılır. Ama yine de Breton’un alıntı yaptığı en güçlü otorite elbette Freud’tur.

Freud, 1927 yılında yazdığı kısa denemesi ‘Mizah’ ve 1905 yılında kaleme aldığı ‘Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkileri’ yapıtlarında mizah hakkında çıkarımlarda bulunmuştur. ‘Mizah’ denemesinde, Pazartesi günü darağacına götürülen bir suçluyla ilgili ilginç bir anekdot sunar. Şöyle der suçlu adam götürülürken: ‘Haftaya başlamak için ne de güzel bir gün!...’ Bu örnekte Freud mizahı, acı ve aşağılanmanın üstesinden gelinebilecek bir taktik olarak ele alır. Şöyle ki: ‘Mizah boyun eğmez, o bir isyancıdır... Mizahi tavır, acı çekmenin karşısındadır. Gerçek dünyaya karşı yengin bir konumda ve haz ilkesinin safındadır.’ Breton, kitabının ön sözünde, Freud’un yukarıda sözüne ettiğimiz örneğini aynen alıntılar. Ve sonrasında, Salvador Dali’nin metnine dair yazmış olduğu bir yazıda, mizahı kendi kelimeleriyle ifade eder: ‘Mizah, gerçekliğin yadsınması, haz ilkesinin görkemli ifadesi...’

Kitapta seçilen yazarlar ve yazılardan yola çıkarak kara mizahın ne olduğu konusunda net açıklamalar sunulur. Antoloji, Swift ve Sade’ın yazılarıyla başlar, Poe, Baudelaire, Lewis Carroll, Lautreamont, Jarry, Kafka, Duchamp ve diğerleriyle devam eder. Mireille Rosello, antolojiye ilişkin kitabında, Breton’un seçtiği yazıları mükemmel (kategorilerin icadı, yazıların illüstrasyonu) ve rastgele seçilmiş (net bir ölçüt olmaksızın) olarak niteler. Rosello, kitabın giriş yazısında ifade edilen bir metafordan (bir kara mizah turnuvasında yer edinebilmek için pek çok derdin üstesinden gelmek gerekir) yola çıkarak Breton’u ‘kara mizah turnuvasının yüksek hakemi’ olarak niteler. Daha sonra da antolojinin son versiyonunda seçilmiş kırk beş yazar içinde yalnızca iki kadın olduğu gerçeğine yönelir (özgün versiyonunda sadece bir kadın vardır, Giséle Prassinos... Leonara Carrington, antolojiye 1950 yılında eklenmiştir). Rosello’nun sorusu, sürrealizme eleştiri getiren pek çok feminist eleştirmenle aynıdır: ‘Yoksa kara mizah erkek işi mi?’

Rosello’nun bu cafcaflı sorusuna doğrudan ‘hayır’ yanıtını vermek, belirsiz bir tavır olacaktır. 1960’larda sürrealist gruba katılan yazar Annie Le Brun, kara mizah kavramının ateşli bir savunucusudur. 1966’da sürrealizm üzerine katıldığı bir konferansta, kara mizahı başkaldırının en görkemli işareti, kendini farklı düşünceler içinde doğrulama yeteneğine sahip yıkıcı ve özgürleştirici değerlerin bir parçası olarak niteler. ‘Kara mizah’ diye sonuca ulaşır Le Brun, ‘egonun, baskıcı dış fikirler karşısında kendini kırılgan hissettirecek yolları reddederek gösterdiği mutlak bir ayaklanmadır.’

Le Brun’un, kara mizahın devrimci gücüne yaptığı övgüden iki yıl sonra Fransa’da patlak veren 68 olayları, onun sözlerine artı bir lezzet katmaktadır. Birkaç yıl sonra Amerikalı akademisyen John D.Erickson, benzer bir biçimde sürrealist kara mizahın sahip olduğu ‘muhalif dilin’, batılı orta sınıf toplumlarının baskın söylemine karşı alternatif bir söylem keşfi olduğu üzerine tartışmalarda bulunmuştur.

Gördüğümüz üzere Breton, sadece kara mizahın devrimci haritasını çizmekle kalmamış, aynı zamanda gerçekliğin travmatik durumuna karşı egonun üstün nitelikler taşıyan kendini ifade gücünü de aynı kavram altında vurgulamıştır. Acaba kendisi, kadınların da böylesi bir ‘üstün ifade gücüne’ sahip olabileceklerini hesaba katmış mıydı? Anlamlı bir biçimde Breton, Freud’un Fransızca çevirisinde ‘görkemli ve yücelmiş (grossartiges erhebendes)’ olarak yazılan sözcükleri, mizahı tanımlayabilmek adına kendi metninde ‘ulu ve yüksek kılınmış (sublime et élevé)’ olarak kullanmıştı. Gerçekten de kadınlar bu ulu mertebeye erişebildiler mi?

Antolojide yazılı olan bazı metinlerden hareketle söyleyebilirim ki Breton, ancak bazı kadınların kara mizahın doruklarına ulaşabileceğine kanaat getirmiştir. ‘Kara mizah turnuvası (le tournoi noir)’ metaforu, ilk bakışta bu tarz bir mizahın eril olduğu düşüncesini yaratır; eril, savaşçı ve şövalyen... Bu düşünce, Breton’un antolojiye girişte, çok daha geniş bir metafor olarak ortaya koyduğu başka bir düşünce tarafından doğrulanıyor:

'L’humour noir est par excellence l’ennemi mortel de la sentimentalité à l’air perpétuellement aux abois - la sentimentalité toujours sur fond bleu - et d’une certaine fantaisie à court terme, qui se donne trop souvent pour la poésie, persiste bien vainement à vouloir soumettre l’esprit à ses artifices caducs, et n’en a sans doute plus pour longtemps à dresser sur le soleil, parmi les autres graines de pavot, sa tête de grue couronnée.'

Bu metinde mizah, mavi bir arka plan üzerinde yoğunlaşan duygusallığın karşısında konumlandırılıyor. Ve hiç şüphe yok ki Fransızların ‘romans a l’eau de rose’ dedikleri kadın romansının karşısında... Breton’un Antolojiye giriş yazısıyla aynı tarihlerde bir deneme üzerinde çalışan Max Ernst de ‘kara mizahı’ ‘iyimser’ mizahın karşısında olarak ele almıştı. Ona göre şans, kara mizahın en önemli ögesiydi. Şöyle yazmıştı Ernst: ‘İçinde bulunduğumuz ve hiç de pembe olmayan bu dönemde kahramanca hareket, bir savaş alanında iki kolunuzun kesilip koparılmasıyla bir anlam kazanıyorsa, şans, iyimser mizahın dışında yapılanan kara mizahın temel ögesi olacaktır.’ Breton’un metaforu, bu çıkarımın karşısında olarak tarihe değil şiire, savaşa değil mizaca ve özellikle de cinsiyetlerin ebedi savaşına odaklanmıştır. Onun dolaylı cümlesinde kara mizah, duygusallığın ve tıpkı baştan çıkarmalarını eğip büken bir fahişe gibi eski moda zevkleri deforme eden kısa süreli fantezinin düşmanı olarak adlandırılır. Breton’un imgesi tamamen baroktur; burada kullanılan ‘grue’ sözcüğü iki anlama gelir, fahişe ve uzun bacaklı turna kuşu. ‘Grue couronnée’ bir çeşit taçlandırılmış turna kuşudur. Ancak Breton’un imgesi iki katmanlı okunduğunda şöyle bir anlam çıkacaktır: Metinde, gelincik tohumlarıyla birlikte başını güneşe kaldıran bir turna kuşu ve günleri sayılı flört düşkünü yaşlı bir fahişe görürüz. Buna rağmen Breton, isme hakkını vermek için ‘vieille’, yani ‘eski’ sıfatını kullanmaz. ‘Modası geçmiş zevkler’ ve ‘sayılı günler’ tanımları, yaşlılığı anlatan göndermeler olarak karşımıza çıkar. Bununla birlikte bu tuhaf imgeden çıkan sonuç şudur: Kara mizah kadınsı değil, kadınsı olanın düşmanıdır. Çünkü kadınsı olan, ‘duyarlı mavi’ ya da yaşlanmakta olan ‘grue couronnée’ olarak tasvir edilir. Yine de antoloji, genç oldukları vurgusu unutulmaksızın iki kadına yer vermekten çekinmez; Breton'un bir büyücüyle kıyasladığı Leonara Carrington ve daha on dördüne basmamış olan Giséle Prassinos.

Breton’un bu iki isimden seçtiği metinler, antolojinin diğer metinleri arasında eriyip gitmiştir. Carrington’un acımasız komik masalı ‘La Débutante’, sosyetik balolara ve akşam yemeği partilerine katılmaya gönülsüz küçük bir kızın taktikleri üzerine kuruludur. Bu taktiklerden biri, kendi yerine geçirdiği konuşan bir sırtlandır. Tek sorun, sırtlanın bir insan maskesi takması gerektiğidir. Bu yüzden kız, bakıcısını öldürüp onun yüzünü maske olarak kullanma önerisinde bulunur. Sonra da içindeki ses, birilerinin cesedi bulabileceği ve hapse girebileceği korkusunu ona yansıtır. Bunun üzerine sırtlan kızı rahatlatarak aç kaldığında cesedi ve kemikleri yiyebileceğini söyler. Ve plan uygulamaya konur. Artık genç kız, baloya gitmek zorunda değildir! Sonunda hizmetçi mideye inse bile burada masalın asıl vurgusu, sürrealist saldırının popüler hedeflerinden biri olan 'burjuva anne' motifidir. Küçük kızın katılmayı reddettiği yemeği ve baloyu organize eden, onun annesidir. 'Yerine geçme' oyununu fark edip, öfkesini kızının üzerine kireç rengi suratından boşaltan da onun annesidir! Burjuva anneyi aşağılamak, sürrealist mizahın en popüler haz noktalarından biridir. Carrington’un öyküsü, bu duruma enfes bir biçimde uymaktadır.

Prassinos’a gelince, 1935 yılında, ilk şiirleri henüz on beş yaşındayken basılmış bu ismi Eluard ve Breton keşfetmiştir. Bununla birlikte Breton, ona ait metinlerden yalnızca iki tanesini antolojisi için seçmiştir; Lewis Carroll’un tarzına benzer biçimde anlatılan ve bir adam ile atı arasında geçen anlamsız konuşmanın olduğu 'Une Conversation', diğeri ise saldırı hedefi aile ve burjuvazi olan ‘Suite de Membres’ ismindeki acımasız masal... (Masaldaki baba, annenin de yardımıyla içinde küçük kızının olduğu bir sandığı tekmeleyerek merdivenlerden düşürür. Benzer biçimde L’Age d’or filminin bir sahnesinde kahraman, kör bir adamı tekmelerken, başka bir sahnede ise elinden sigarasını düşürdüğü için çocuğunu tüfekle vuran babayı görürüz. Burada, burjuva ailesinin koruyuculuk özelliğini içeren batı toplumunun uygarlaşmış kodlarının bir maskeden ibaret olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Prassinos’un metni de tıpkı Carrington'un metni gibi sürrealist düşünceyi ve sürrealizmin kara mizah pratiğini pekiştirir ve doğrular).

‘Subversive Intent’ ve ‘Risking Who One is’ isimli kitaplarımda, kadın sanatçılarla sürrealizm arasındaki ilişkiyi, erkek egemen perspektife ‘neden’ sorusunu sorarak tartışmaya çalıştım. Söz konusu sürrealizm ve kadın sanatçılar olunca sorun, erkek sürrealist sanatçı ve yazarların, ürettikleri yapıtların çoğunu kadın vücudunu hedef alarak oluşturdukları gerçeğiyle daha önemli bir boyut kazanıyor. Evrende bir sanatçı olarak 'kadın', nasıl olur da yapıtlarını baskın kılınmış kadın biçimselliğinin (sadece erkekler tarafından düşlenmiş) yoğun biçimde görüldüğü imgeler arasına yerleştirebilir? İki şekilde! İlki, ‘taklit (mimicry)’ adını verdiğim stratejidir; abartılmış, örtük bir biçimde parodileştirilmiş kendilik temsili ve erkek klişesiyle uyuşma... İkincisi ise 'düşmansı parodi' ya da Mikhail Bakhtin’in ‘içsel polemik’ olarak adlandırdığı sürrealist erkeklerin eleştirellik tarzı ve görüşlerinin kadınlar tarafından da aynı şekilde uygulanması... Benim çifte sadakat olarak adlandırdığım bu iki kapsam, kadın sanatçıların cephesinde yaşantılanır. Diğer taraftan aynı sadakat, sürrealizmin oyuna dayalı keşiflerine, onun resmi deneysel gücüne, seksüel ideolojilere yaslanan avant-garde feminist eleştirelliğine karşı da gösterilir. Çifte sadakati adlandırmanın bir başka yolu, ambivalanstır, yani eş zamanlı olarak olumlu ve olumsuz hislerin aynı nesneye yansıtılması...

İlk kitabımda dile getirmediğim üçüncü bir strateji, Carrington ve Prassinos’un antolojiye girmiş metinlerinde bir kanıt olarak yorumladığım nedenle ilgilidir. 'Asimilasyon' adını verdiğim üçüncü stratejide, kadınların eserleri, ne biçimsel ve ne de değer açısından erkek eserlerinden farklıdır. Bu durum, üretilen eserlerin özgünlükten yoksun ya da kişisel olmadıkları anlamına gelmez. Ayrıca cinsiyet ilişkileri ön planda tutulmadığı içindir ki eserler, ‘taklit’ ve ‘düşmansı parodi’ taktiklerinde olduğu gibi içsel bir polemik taşımazlar. Carrington ve Pressinos’un anlatısı, tıpkı Robert Desnos’un, Benjamin Péret’nin, Louis Aragon’un ve René Crevel’in anlatıları gibi sürrealist kara mizahın enfes birer örneğidir. Onların baştan çıkarıcı ve sözel keşifleri ekseninde belirledikleri saldırı alanı (burjuva töreleri, aile, anne), sürrealist ilke içerisinde diğer yapıtlarla ‘benzeşmeye’ uygundur. Antolojide olma nedenleri de budur zaten.

Vurgulanması gereken diğer bir konu ise Carrington ve Prassinos’un kaleme aldıkları metinlerin sürrealizme karşı çift değerli duygular taşımadığı gerçeğidir. Onların agresif tutumu ve parodi merkezli enerjisi, sürrealistlerin kendisine dönüktür, yoksa sürrealizme değil. Yine söylemek gerekir ki bu iki kadın yazar, Breton ve diğer sürrealistleri kıpır kıpır ettirecek biçimde kara mizahın oldukça farklı bir yönünü ortaya koymuşlardır. Şimdi kara mizahın kadınlar tarafından üretilen bir başka versiyonuna dönmek istiyorum.

Tepedeki Kadınlar: Feminist Odakta Sürrealist Kara Mizah

Freud, espriler üzerine yazdığı kitapta esprileri iki ana bölüme ayırır, ‘masum espriler’ ve ‘taraflı’ olanlar... Ona göre masum espriler, nadiren gülme patlamasına neden olurlar. ‘Taraflı’ espriler ise iki ara başlıkta toplanır: Müstehcen ve acımasız espriler... Bu tür esprilerin en önemli amacı, bastırmayı ortadan kaldırarak arzuyu özgür kılmaktır. Müstehcen espriler, cinsellik hakkında konuşma baskısını ortadan kaldırırken, acımasız espriler ise çatışma yaratan duyguların açık dışavurumuna karşı olan baskıyı yok ederler. Espri yoluyla ortadan kalkmış olan bastırmanın kendisi ne kadar güçlüyse, esprinin yarattığı kahkaha vurgusu da o denli etkili olacaktır.

Kara mizah, ‘taraflı’ esprilerle yakından ilişkilidir ve acımasız espriye, müstehcen olandan çok daha açıktır. Gerçekten de batılı kültürlerde, düşmanca tutumun açıkça ortaya konmasının karşısında yapılanmış olan yasak, müstehcenliğin önündeki yasaktan çok daha güçlüdür. Feminist kara mizah ise feministlerce sürrealist grubun kendisine yöneltilen agresif duygularla yakından ilişkilidir. Bu olumsuz tutum, herhangi bir feminist kadın yazar, sürrealist gruptan bir sevgili ya da bir arkadaş bulunca daha da güçlenmektedir.

1937 ve 1940 yıllarında Leonara Carrington tarafından yazılmış iki öyküyü ele alın. Sürrealist grubun içinde olan ve kendisinden yirmi beş yaş büyük Max Ernst’le ilişkisinin doruğunu yaşayan (o zamanlar Leonara yirmili yaşlarda ve sanatçı olarak tanınmayan biriyken, Ernst kırk altı yaşında ve oldukça ünlüydü) Leonara Carrington’ın ‘Pigeon, Fly’ ve ‘Monsieur Cyril de Guindre’ isimli öyküleri, uzun süre basılmadan kalmıştır.

‘Pigeon, Fly’ sürrealist düzyazıda sıkça karşımıza çıkan, tekrara dayalı, dehşet verici ve aynı zamanda mizahi bir yapıt özelliği taşır. Öykü, mesleği ressamlık olan ve aynı zamanda anlatıcı pozisyonundaki kadının, Célestin des Airlines-Drues adındaki aristokrat bir centilmenin evine çağrılmasıyla başlar. Adamın ‘koyuna’ benzemek gibi tuhaf bir takıntısı vardır ve aynı zamanda koyun gibi meleyen bir gruba üyedir. Karısını kaybetmiştir ve kahramanımızdan, tabuttaki ölü karısını resmetmesini ister. Portre bittiğinde, ressam kahraman, çizdiği tuvaldeki yüzün kendisine ait olduğu şokunu yaşar. Sonrasında, ölmüş olan kadının da bir zamanlar ressam olduğunu öğrenir. Ayrıca stüdyoda bulduğu bir günlükte, Madame des Airlines-Drues’nin (ölü kadın) gittikçe büyüyen korku ve düş kırıklıklarına tanık olur. Sayfalardan ortaya çıkan, Célestin’in çocuksu, narsisistik ve kötü biri olduğudur. Adam, karısının sevgisini reddederek tüm zamanını koyun gibi giyinen ve ‘pigeon, fly’ oyunu oynayan arkadaşlarıyla geçirmektedir. Ressam kadının ölümünden sonra, onun çalıştığı stüdyodaki mobilyalardan yaprak filizleri çıkmaya başlamıştır (Wolfgang Paalen’in yapraklarla örtülmüş bir sandalye üzerine odaklı ‘Yapraksı Möble Örtüsü’ isimli yapıtına gönderme olabilir). Öykünün sonunda anlatıcı kahraman, ölmüş olan kadının yerinin kendisine ayrılmış olduğunu keşfeder. O, birbirine benzeyen ve bu amaç altında çağrılan, önce el üstünde tutulup sonrasında savsaklanan pek çok kadından sadece biridir. Finalde Madame des Airlines-Drues’nin portresi tuvalde kaybolur ve anlatıcı kahramanın bakmaya korktuğu aynadaki yüzü giderek silinir...

Bu öyküde Célestin des Airlines-Drue’nin Max Ersnt’in karikatürü olduğu yadsınmayacak bir gerçektir. Öyküdeki adam çizgili çoraplar giyer, kendini kuş olarak düşünür. O yıllarda Ernst de -ki onun en tanınmış portresini çizen yine Carrington’dur- çizgili çoraplar giyip kendisini kuş olarak resmederdi. Ayrıca kanatlanmış bir de alter egosu vardı: ‘Loplop, the Superior of the Birds’... ‘Pigeon, Fly’ bu yüzden kötülüğe meyilli ve aynı zamanda Ersnt ile onun sürrealist arkadaşlarını küçük düşüren bir mizah içerir. Küçük düşüren kişi, Ernst’i seven, onun yaşamını ve tutkularını paylaşan ama hiç şüphe yok ki kimi zaman masaldaki kadın kadar kendini boğulmuş hisseden, ‘yüzünden ve insanlığından’ mahrum bırakılmış Carrington’un ta kendisidir.

İkinci öykü ‘Monsieur Cyril de Guindre’, davranışlarında acımasız bir başka karakterin öyküsüdür. Kadın vücudundan ve onu hatırlatan her şeyden nefret eden kahraman, yaşamı içerisinde sadece arkadaşı Thibaut’yu önemser. Onu rüyalarında hep cafcaflı bej rengi bir kürk ve kuş tüyleriyle kaplanmış bir gömlek içersinde görmektedir. Cyril’in giyim zevki ise çizgili çoraplar ve yün elbiselerden oluşur (Carrington’un resimlerinden birinde Ernst, çizgili çorap ve yün olması muhtemel tüyleri kabarık kırmızı bir elbise ile betimlenmiştir). Burada, tıpkı ‘Pigeon, Fly’ da olduğu gibi ama ondan çok daha açık seçik olarak, sürrealist ‘erkek derneğinin’ (ya da Luce Irigaray’ın deyişiyle ‘phatrie’) kadınlar için sunduğu bir öneriyle karşılaşıyoruz: 'Ancak erkekler tarafından sahiplenildiğinizde sıfat olarak bir değer kazanabilirsiniz!'

Yine de not edilmelidir ki o zamanlar Carrington bu kara mizahi öyküleri yazarken, bir yandan da ‘eş ruh’ kisvesinde dünyaya karşı birleşen kadın-erkek arasındaki suç ortaklığına dair öyküler yazıyordu (‘The Seventh Horse’, ‘The Bird Superior, Max Ernst’). Böylesi bir duygusal bölünmeye, sürrealizmle ortaklığı bulunan diğer kadınların yapıtlarında da rastlanabilir.

Prassinos’a gelince: ‘La Naissance (doğum)’ adındaki düzyazı şiiri, 1935 yılında yayınlandı. Şiir, saf bir kara mizah cümlesiyle açılır: ‘O, ölü bir oyuncak bebeği kollarında tutmak ve sonrasında boğmak istedi’. Hans Bellmer’in ‘bebeklerini’ bilenler için (onun ilk bebek fotoğrafları Minotaure isimli sürrealist dergide 1934 yılında yayınlandı) Prassinos’un şiirinden alınan şu dizelerin anlamı oldukça açıktır: ‘Sarı saçlı ve kocaman gözlü adam! Öldürmek için öyle sıkı kucaklayacağım ki o mavi gözlerini, benim olan yaşamı geçireceğim onlara.’

Carrington’dan farklı olarak Prassinos, şiirinde çağrışımlar yaptığı sanatçıyla (Hans Bellmer) kişisel bir ilişki kurmamıştı (Yine de 1937’deki ‘Hans Bellmer’ adını taşıyan şiir, onun Bellmer’in eserlerini bildiğini gösteriyor). Ve fakat, Carrington’un iki masalında olduğu gibi, bu şiir de kadın vücudunu ölü ya da cansız tercih eden erkek sanatçıya yöneltilmiş kara mizahın yıkıcı bir uzantısı şeklinde okunabilir. Eğer Breton haklıysa ve kara mizah hem ‘superior’ ve hem de gerçekliğin eleştirisiyse, o halde bu eserlerin yazarlarında şöyle bir kara mizah tarzını yakalamak mümkündür: Prassinos ve Carrington, sürrealist sanatçıları eserleriyle küçük düşürmüşlerdir.

Bir yanda asimilasyon, diğer yanda düşmansı parodi. Peki bu iki uç arasında bir orta nokta var mı? Sanırım taklitçilik (mimicry) bu yeri dolduruyor. Her orta yol gibi, taklit de sık sık yorumu tereddütte bırakan ne idiği belirsiz etkiler üretmekte. Bu durum, ambivalansın en açık seçik dışavurumudur. Örnek olarak Prassinos’un 1961 yılı ‘La Mante’ (‘Peygamberdevesi’, ‘l’amante’, yani ‘kadın aşık’ üzerine kelime oyunu) isimli öyküsünü ele alalım. Cinaslı başlık mizahidir ve aynı zamanda üstü kapalı bir biçimde sürrealizme gönderme yapar.

Peygamberdevesi (la mante religieuse) sürrealistlerin hatırı sayılır nesnelerinden biriydi. Özellikle bu böceğin dişisinin, çiftleşme sonrasında erkeğini öldürdüğü göz önünde tutulursa... Prassinos’un öyküsünde mantis/aşık, yedi kocasını birden öldüren kadının ta kendisidir. Kadın bu gerçeği ne saklar ve ne de açıklar: ‘Ben seven doğayım. Çocukları ve hayvanları severim. Ama bir kusurum var benim: Fiziksel güçsüzlüğe katlanamam, bu güçsüzlük sersemletir beni. Huzur bulamam bu güçsüzlükle kötürüm olmuş varlığa yardımda bulunmadıkça...’ ‘Seven kadın’ ve ‘katil’ karakteri, sadece peygamberdevesinin değil, aynı zamanda sürrealist imgelemin 'femme fatale' formunun karikatüristik uzantısı olarak da bir anlam kazanmakta.

Yine Carrington’a ait olan, ‘Pigeon, Fly’ ve ‘Monsieur Cyril de Guindre’ (‘The Seventh Horse’ ve diğer masallar da içinde olmak üzere) ile aynı zamanlarda yazılmış diğer bir öykü, ‘The Sisters’ adını taşımakta. Bu abartılı gotik masalın yarı kuş-yarı insan karakterlerinin adı Juniper’dır. Öykü, aya aşık olan Drusille isimli bir vampir ve Jumart adındaki yaşlı krala aşık bir kadın üzerine kuruludur. Fakat sonunda, Drusille garip bir biçimde kendi ucube kız kardeşine benzer: ‘Göğüslerine kadar çıplak Drusille, kollarını Jumart’ın boynuna doladı. Şarabın sıcaklığı tıpkı bir alev gibi ısıttı cildini. Terli vücudu parıldadı. Saçları siyah bir engerek yılanı gibi kıpırdadı. Nar suyu, yarı açık ağzından damlayıverdi’. Erkekleri çirkin yaratıklara çeviren büyücü ve Medusa karışımı bir vampir (Jumart’ın başını bir tavus kuşu leşi süslüyordu. Sakalında salça, balık kafası ve ezilmiş meyve artıkları vardı. Cüppesi yırtılmış ve yemek lekeleriyle kaplanmıştı) olan Drusille, femme fatale formun aşırı bir yorumu olarak düşünülebilir. Ancak bunun sürrealist mitolojinin bir parodisi mi (vahşi kadının karikatürize edilmiş biçimi olan Juniper ve Drusille) yoksa onun bir asimilasyonu mu olduğu (doğaya yakın olan çocuksu kadın Drusille ve karşılıklı ziyafet / baştan çıkarma biçiminde görülen çılgın aşk) açık değildir.

Tüm sürrealist kadın sanatçılar içinde, belki de taklide dayalı ambivalansı en uzun uzadıya kullananı, yönetmen ve yazar Nelly Kaplan olmuştur. Açık saçık kara mizahın sahibesi olan Kaplan'ın çoğu yapıtı feminist bir eğilime sahiptir. Diğerleri içinde en çok bilinen filmi, 1969 yapımı ‘La Fiancée du Pirate’dir. Aynı zamanda pek çok öykünün toplandığı ‘Le Réeservoir des Snes’ ile ‘Mémoires d’une Liseuse de Draps’ adlı kitapların da yazarıdır Kaplan. Onun pek çok ‘taklit’ femme fatale anlatısı içinde ‘Un Fait d’hiver’ isimli öyküsü ayrı bir öneme sahiptir. Öyküdeki kadın, hayatının adamını, ‘çılgın aşk ortağını’ nasıl öldürdüğünü şöyle anlatır: ‘Oh, aşkım, seni bacaklarıma tamı tamına gerilmiş ipeksi siyah çoraplarımla nasıl da boğdum? Bacaklarımı hatırlıyor musun? Seni her zaman fena halde heyecanlandıran bacaklarımı? Hala öyleler mi? Hayır, hiç sanmıyorum’. Peki kadın, sürrealistler tarafından çılgınca sevilen (Breton’un siyah çorap düşkünlüğü, onun Nadja eserinde geçen Les Détraquées isimli oyundaki iki femme fatale’den söz ettiği sırada karşımıza çıkıyor) siyah çoraplarla adamı niçin öldürmüş olabilir: ‘Sana (adama) binlerce kez söyledim: Sevişeceğin sırada çoraplarını çıkarmama huyun beni fena halde sinirlendiriyor!’

Kaplan’ın öykülerindeki belirsizliğin nedeni, düşmanca parodinin bir sonucu olarak vardır. Örneğin ‘La Circonstance Exténuante’ isimli öyküdeki kadın, karşı cins vampiri aşırı cinsel bir iştahla öldürür. Erkek vampir, tükenmiş bir biçimde yok olur. ‘Sen de diğerleri gibi katışıksız bir insan mıydın?’ diye sorar kahraman düş kırıklığı içinde. İnsanların onu bir nemfomanyak olarak suçlayacaklarından emindir. Bu metin, kadının cinsel arzusunun yerine bir erkeğin arzusunun geçirilmesiyle de okunabilirdi pekala ama öyküdeki taklidin vurgusu, daha çok femme fatale’in kendi mitik rolünden aldığı heyecanın bir sonucu olarak vardır.

Bu tartışmayı bitirmek için ‘Mémories d’une liseuse de draps’ eserinden bir bölüm sunmak istiyorum. Öyküde, içinde erkeklerin olduğu bir gemide babasıyla yaşayan güzel kız, sonunda aşkını gösterecek bir adamı seçmek zorunda kalır. Kız, hiç tereddüt etmeksizin babasını seçer: 'Uzun süreli düşündükten sonra kararıma ulaştım ve bilimsel araştırmalarım sayesinde bu kararı sağlama bağladım. Taşıdığım aşk babamı hedef aldı çünkü duygusal ve fiziksel yaşamımı altüst edebilecek zararlı fiksasyonlardan oluşan tüm riskleri def edecek biçimde hareket etmeliydim. Babam da bu seçimi tam anlamıyla onayladı. Üstelik, öyle zannediyorum ki o da beni çılgınca istiyordu.'

En azından bir taşla iki kuş vurarak, Kaplan burada hem psikanalitik söylemi (zararlı fiksasyonların getireceği riskleri uzaklaştırmak için ensesti haklı çıkararak) ve hem de sürrealizmin kadınsı çocuk mitini hicvetmekten haz duymuştur; öyküdeki kahraman, yakışıklı korsanın kızı ve kadınıdır artık. Kaptanın yaptığı, kızını, ortasında dairesel yatak / klitoris bulunan vajina metaforundaki sıcak küçük bir apartman dairesinde aşkın sırlarına alıştırmaktan başka bir şey değildir. Aynı zamanda anlatıcı kahraman, tıpkı Salvador Dali’nin Mae West’in yüzünü ‘oturma odası’ şeklinde resmetmesine benzer biçimde bize bu apartman dairesinin resmini de mutlak anlamıyla çizmiştir.

Ama ne yazıktır ki bu büyük aşk uzun sürmez, beraber geçirdikleri ilk gecenin sonunda baba, rakip korsanlar tarafından öldürülür. Bu durum, aynı zamanda kızın ‘çarşaf okuyucusu’ (kız, onunla sevişen erkeklerin geleceğini, seviştikleri çarşafların izlerine bakarak yorumlamaktadır) olarak yapacağı kariyerin de başlangıcı olur; zamanının çoğunu Paris’te; orada karşılaştığı vampirlerle, ateş avcısı olan Norteb’le ve dahi çılgın adam Ultapuso’yla birlikte geçirir. Yani Breton, Soupault ve diğerleriyle: ‘Bana doğru farklı yönlerden ve kötü mezheplerden teker teker geldiler. Hiç dikkat göstermedim. Ta ki bir sabah onların pençesinde uyanıncaya, onların dişlerine çivileninceye, onların tılsımına kurban olmaya rıza gösterinceye kadar.’

Sanıyorum bu durumu bir mise en abyme; sürrealistler arasında kalmış bir kadın sanatçının ambivalans ve belirsizlik durumu üzerine getirdiği bir kendiliğinden ‘refleks yorum’ olarak düşünebiliriz.

28 Eylül 2008 Pazar

Sürrealizmin Zaman Dizini



P. Waldberg’in 1965 basımı ‘Surrealism’ kitabından çevrilmiştir.

Çeviri: Tan Tolga Demirci

1913: Duchamp, ilk hazır yapıtı olan ‘Bisiklet Tekerleği’ni tasarlar.

1915: Picabia Panama’ya gitmeden önce New York’a gelir. Duchamp New York’ta Man Ray’le tanışır. Sonrasında ‘Large Glass’ üzerinde çalışmaya başlar.

1916: Breton ve Jacques Vaché tanışırlar.

1917: Erik Satie’nin ‘Parade’ yapıtının gösterisi için yazılan bir makalede ilk kez Apollinaire tarafından ‘sur-réalisme’ sözcüğü kullanılır. Apollinaire’in ‘Mamelles de Tiresias’ çalışması, ‘sürrealist bir drama’ alt başlığı ile gösterilir. Breton, Apollinaire’in evinde ‘Dada I’in kopyalarını görür. Louis Aragon, Philippe Soupault ve Breton tanışırlar.

1918: Breton, Paul Eluard ve Jean Paulhan tanışırlar. Duchamp tuval üzerine çizeceği son resmi Tu m’mi tamamlar. Apollinaire ölür. Breton, de Chirico ile mektuplaşmaya başlar.

1919: Breton ve Soupault ‘otomatik yazın’ın imkanlarını keşfeder. Tristan Tzara Paris’e gelir. Aragon, Breton ve Soupault tarafından çıkarılan Littérature’ün ilk sayısı basılır. Breton, Lautréamont’un ‘Poésies’lerini keşfeder. Breton ve Soupault’nun, aynı zamanda ilk sürrealist ve ‘otomatik yazın’ çalışması olan ‘Les Champs Magnétiques’ denemesi, Littérature’de basılır. Jacques Vaché intihar eder.

1920: Benjamin Péret Littérature grubuna katılır.

1921: Breton, Viyana’da Sigmund Freud’u ziyaret eder.

1922: Kendilerini sonradan sürrealist olarak tanımlayacak olan Jacques Baron, René Crevel, Robert Desnos, George Limbour ve Roger Vitrac, ‘Littérature’ grubuna katılırlar. ‘Uyku’ deneyleri başlar. Man Ray ve Max Ernst Paris’e gelirler.

1923: André Masson ilk otomatik resim denemesi olan ‘Les Quatre Eléments’ çalışmasını bitirir, Breton’la tanışır ve surrealistlere katılır. Tristan Tzara ve Breton tartışırlar.

1924: Joan Miro ‘Terre Labourée’ ve ‘Le Carnaval d’Arlequin’ çalışmalarını bitirir ve Antonin Artaud, Giorgio de Chrico, Francis Gérard, Mathias Lübreck, Georges Malkine, Max Morisse, Pierre Naville, Raymond Queneau ile birlikte sürrealist gruba katılır. Breton’un ilk sürrealist manifestosu yayınlanır. ‘La Révolution Surréaliste’ dergisi yayınlanır. Sürrealist Araştırmalar Bürosu açılır. Anatole France’ın aleyhine bir broşür yayınlanır. Marco Ristic’in önderliğinde Yugoslavya’da sürrealist bir grup kurulur.

1925: La Révolution Surréaliste dergisinin ikinci ve üçüncü sayıları yayınlanır. Pierre, Brasseur, Michel Leiris, Jacques Prévert, Yves Tanguy ve diğerleri sürrealistlere katılırlar. 27 Ocak 1925 deklarasyonu yirmi altı sürrealist tarafından imzalanır. Miro, ilk sürrealist sergisini açar. ‘Exquisite Corpse’ tekniği uygulamaya konur. Paul Claudel aleyhine bir broşür yayınlanır. Ernst, ‘frotagge’ ve otomatik çizim tekniğini kullanmaya başlar. ‘Closerie des Lilas’da milliyetçilik karşıtı bir bildiri yayınlanır ve arbede yaşanır. Paris, ‘Galerie Pierre’ de ilk sürrealist grup sergisi açılır.

1926: ‘Galerie Surréaliste’in açılış sergisinde Man Ray’in retrospektifi sunulur. Miro ve Max Ernst gruptan kovulurlar ve sonrasında yeniden geri çağrılırlar. Belçika sürrealist grubu kurulur (Camille Goemans, Marcel Lecomte, Louis Scutenaire, René Magritte, E.L.T.Mesens ve Paul Nougé). Man Ray, ‘Emak Bakia’ filmini çeker.

1927: André Breton ve birkaç kişi daha komünist partisine girer ve terk ederler. Artaud ve Soupault, sürrealistlerle iletişimini keser. Yves Tanguy, ilk sergisini açar. Magritte Paris’e, sürrealistlerin yanına taşınır.

1928: Breton, ‘Nadja’ ve ‘Le Surréalisme et la Peinture’ çalışmalarını yayınlar. Man Ray ve Robert Desnos, ‘L’etoile de Mer’ filmini tamamlar. Luis Bunuel ve Salvador Dali, ‘Un Chien Andalou’ filmini çekerler.

1929: Baron, Limbour, Masson, Naville, Prévert, Queneau, Vitrac ve birkaç sürrealist daha Breton’la tartışırlar ve yerleri, Bunuel, René Char, Salvador Dali ve Breton ile arası düzelen Tzara ile değiştirilir. Giacometti, sürrealist gruba katılır. Ernst’in ‘La Femme 100 Tétes’ yapıtı yayınlanır. Dali, ilk kişisel sergisini Paris’te açar. Çekoslavak sürrealist grubu kurulur (Vitezlav Nezval, Jindrich Styrsky, Karel Teige, Toyen). Breton, ikinci sürrealist manifestoyu, ‘La Révolution Surréaliste’ dergisinin son sayısında yayınlar. Jacques Rigaut intihar eder.

1930: ‘Le Surréalisme au Service de la Révolution Surréaliste’ dergisi basılır. Desnos, sürrealistlerle iletişimini keser ve Breton’a karşı bir broşür hazırlayan diğer dışlanmışlara katılır. Victor Brauner Bükreş’ten Paris’e gelir. L’age D’or gösterime girer. Aşırı sağcı faşist bir grup, sinemayı ve salonu yağmalar.

1931: Wadsworth Atheneum’da ilk ciddi sürrealist sergi organize edilir. Sürrealistler, ‘Association des Ecricains et Artistes Récolutionnaires (A.E.A.R.)’ derneğine üye olurlar.

1932: Aragon, komünist partiye katılır ve sürrealistlerle iletişimini keser. Breton, ‘Les Vases Communicants’ı yayınlar. Victor Brauner, Roger Caillos, Arthur Harfaux, Maurice Henry, Georges Hugnet, Marcel Jean, Meret Oppenheim, Henri Pastoreau, Gui Rosey sürrealist gruba katılırlar. Giacometti ‘Galerie Pierre Colle’ de ilk kişisel sergisini açar.

1933: Breton, dernek disiplinine uymadığı için A.E.A.R’dan kovulur. ‘Minotaure’ dergisi, Albert Skira ve E.Téeriade’ın önderliğinde kurulur. Kandinsky, sürrealizmin onur konuğu olarak Paris’e gelir ve ‘Salon des Surindépandants’ salonunda bir konferans verir.

1934: Dali, ilk kez Amerika’ya gider ve New York Modern Sanatlar Müzesi’nde ‘Sürrealist Resim: Paranoyak imgeler’ üzerine bir konferans verir. Ernst, ‘Une Semaine de Bonté’yu yayınlar. Victor Brauner, Bükreş’e dönmeden önce Galerie Pierre’de ilk kişisel sergisini açar. Sürrealistler, kendisine kötü davranan babasını zehirleyerek öldüren ve ölüme mahkum edilen ‘Violette Nozieres’e saygı duruşunda bulunurlar. Jacques Hérold, Gisele Prassinos (14 yaşında), Dora Maar ve Leo Malet, sürrealist gruba katılırlar. Richard Oelze Paris’te çalışmaya başlar ve sürrealistlerle iletişim kurar.

1935: Wolfgang Paalen ve Berlin’den Paris’e yapmış olduğu kuklalarıyla gelen Hans Bellmer, sürrealist gruba katılırlar. Düzenli olarak sürrealistlerle iletişimde olan Picasso, ilk şiirlerini yayınlar. Copenhagen ve Tenerife’de ilk uluslararası sürrealist sergi açılır. Breton, sürrealistleri aşağılayan Ilya Ehrenburg’u tokatlar ve ‘Congres Mondial des Ecrivains Pour la Déefense de la Culture’ kongresinde konuşma hakkını yitirir. Prag’ta ilk olarak ‘Bulletin International du Surréalisme’ yayınlanır. Masson, ‘Pierre Matisse Galery’de ilk sergisini açar. Oscar Dominguez, Pierre Mabille ve J.Brunius sürrealist gruba katılır. René Crevel intihar eder. Brüksel’de ikinci ‘International du Surréalisme’ yayınlanır. Sürrealistler, anti faşist ‘Fighting Union of Revolutionary Intellectuals’ bünyesi içersinde ‘Contre-Attaque’ hareketine katılırlar. David Gascoyne’in sürrealizm üzerine ilk ingilizce kitap olan ‘A Short Survey of Surrealism’ çalışması yayınlanır.

1936: Oscar Dominguez, ‘decalcomania’yı keşfeder. Paris’te, Galerie Ch.Ratton’da ilk sürrealist nesne sergisi açılır. Yamanaka’nın yönetiminde Tokyo’da ilk sürrealist gazete çıkarılır. Alfred H.Barr organizasyonuyla New York Modern Sanatlar Müzesi’nde ‘Fantastic Art, Dada, Surrealism’ sergisi düzenlenir. Londra’daki New Burlington Galeri’de, içlerinde Eileen Agar, Hugnes Sykes Davies, David Gascoyne, Humprey Jennings, Henry Moore, Paul Nash ve Herbert Read’in de bulundukları uluslararası sürrealist sergi, üçüncü ‘Bulletin International’ ile birlikte düzenlenir.

1937: Artaud, akıl hastanesine yatırılır. Kurt Seligmann sürrealist harekete katılır. Paalen, fümaj tekniğini icat eder. Breton, sürrealist ‘Galerie Gradiva’nın açılışını yapar, ‘L’Amour Fou’ kitabını yayınlar ve Minotaure dergisinin editörlüğünü üstlenir. Matta, sürrealistlere katılır.

1938: Roland Penrose ve E.L.T Mesens London Bulletin’i çıkarırlar. Breton, Meksika’ya yolculuğu sırasında, Diego Rivero ve Troçki ile birlikte ‘Pour un Art Révolutionnaire Indépendant’ bildirisini imzalar. Paris’te (Galerie des Beaux-Arts) ve Amsterdam’da Breton tarafından organize edilen uluslararası sürrealist sergi, ‘Dictionnaire Abrége du Surréalisme’ kataloguyla birlikte ve Duchamp, Dali, Ernst, Man Ray ve Paalen’in katkılarıyla açılır. Eluard, sürrealizmi terk ederek komünist partisine bağlanır. Wilfredo Lam, Paris’e gelir. Ernst, sürrealist gruptan ayrılır. Sürrealistler, Dali’den ayrılırlar.

1939: ‘Fédération Internationale de l’Art Révolutionnaire Indépandant’ bülteni olan ‘Clé’ yayınlanır. Matta ve Tanguy New York’a gelirler. Kay Sage ve Paalen Meksika’ya giderler.

1940: Meksika’da ilk uluslararası sürrealist sergi.

1941: Breton, Ernst ve Masson, Amerika’ya göçerler. Péret, Meksika’da Paalen’e katılır. Aimé Césaire tarafından Martinique’de ‘Tropiques’ dergisi yayınlanır.

1942: New York’ta VVV’in ve Meksika’da ‘Dyn’ dergilerinin ilk sayısı basılır. New York’ta Breton, Patrick Waldberg ve Robert Label toplanırlar. New York’ta Max Ernst ve Dorothea Tanning toplanırlar. New York’ta ‘Artists in Exile’ ve ‘First Papers on Surrealism’ alt başlıklarında iki sürrealist sergi düzenlenir. ‘The Secret Life of Salvador Dali’ basılır.

1943: Brüksel’de Nougé, ‘René Magritte ou les Images Déefendues’ kitabını yayınlar. Amerika’da bulunan Seligman, sürrealistlerle iletişimini koparır. Sophie Tauber Arp ve Roger Gilbert-Lecomte ölürler.

1944: Paris’te, Picasso’nun ‘Le Désir Attrapé par la Queue’ yapıtının özel okuması yapılır. New York’ta Breton, Arshile Gorky’yi övgü yağmuruna tutar. Hans Richter’in Duchamp, Calder, Ernst, Léger ve Man Ray ile birlikte çekitği ‘Dreams That Money Can Buy’ gösterime girer. VVV’nin son sayısı basılır. René Daumal ölür. Mathias Lübeck Almanlar tarafından rehin alınır ve öldürülür.

1945: Haiti’nin Port-au Prince kentindeki öğrenciler, Breton’un verdiği konferanstan etkilenerek bir gösteri düzenler ve hükümeti düşürürler. Desnos, ‘Theresienstadt’ toplama kampında ölür. Maurice Nadeau’nun ‘Histoire du Surréalisme’ kitabı basılır.

1946: Breton, ilkbaharda Paris’e döner. Artaud, akıl hastanesinden çıkarılır.

1947: ‘Rupture Inaugurale’ manifestosu yayınlanır. Breton ve Duchamp tarafından ‘Galerie Maeght’te organize edilen uluslararası sürrealist sergi gerçekleşir. Chicago’da ‘58. Annual Exhibition of American Painting and Sculpture: Abstract and Surrealist American Art’ ana ve ara başlıklarında bir sergi düzenlenir. Breton, Tzara tarafından verilen bir konferansı protesto eder.

1948: Péret Paris’e döner. Jindrich Heisler önderliğinde ‘Néon’ dergisi kurulur. Matta ve Brauner gruptan atılır. Prag ve Şili’de uluslararası sürrealist sergi düzenlenir. Din karşıtı kolektif manifesto ‘A la Niche, les Glapisseurs de Dieu’, 15’i savaş öncesi gruptan olmak üzere 52 sürrealist tarafından imzalanır. Artaud ölür. Gorky, Amerika’da intihar eder.

1949: Jean Pierre Duprey sürrealistlere katılır. Şili’deki sürrealist grubun lideri J.Caceres ölür.

1950: ‘L’Almanach Surréaliste du Demi-siecle’ yayınlanır. André Pieyre de Mandiargues sürrealistlere katılır. Julien Gracq, edebiyata verilen ödüllere karşı bir bildiri yayınlar. Dali, katolikliğe döndüğünü bildirir.

1951: Max Hölzer’in editörlüğünde ‘Surrealistische Publikationen’ Viyana’da yayınlanır. Şair Octavio Paz, Meksika’da ‘Aguila o Sol’ü yayınlar. Katolik Michel Carrouges’nin gruba alınmasına protesto olarak A.Acker, M.Baskine, M.Henry, J.Hérold, M.Jean, R.Lebel, H.Pastoureau, Seigle ve P.Waldberg, grubu terk ederler. Breton, Carrouges ile ilişkilerini keser. Pieyre de Mandiargues’e ‘Eleştirmenler Ödülü’ verilir. Julien Gracq’a ‘Priz Goncourt’ ödülü verilir ancak Gracq ödülü reddeder. Roger Vitrac ölür.

1952: Paalen Paris’e döner. ‘Anarşist Federasyon’ gazetesi ‘Libertaine’de sürrealist çalışmalara yer verilir. Saarbrücken’de sürrealist resim sergisi düzenlenir. Breton, tarih öncesi mağara dönemine ait bir resme dokununca, esere zarar verdiği gerekçesiyle mahkemeye verilir. Pierre Mabille ve Paul Eluard ölür.

1953: Yves Tanguy, sürrealistler tarafından gruptan çıkarılır. ‘L’Un Dans L’autre’ oyunu keşfedilir. Jindrich Heisler ve Picabia ölür.

1954: Cezayir’deki koloni karşıtı devrimi savunan Joyce Mansour, ‘Cris’ dergisini yayınlar ve sürrealist gruba katılır.

1955: Arp, Ernst ve Miro, ‘Venice Biennale’ ödülünü kabul eder ancak sadece Ernst gruptan çıkarılır. Tanguy ölür.

1956: ‘Hongrie, Soleil Levant’, Budapeşte’de yayınlanır.

1957: ‘Cartes d’analogie’ adında kolektif deneyler üretilir.

1958: Atom araştırmalarına karşı ‘Démasquez les Physiciens, Videz les Laboratoires’ broşürü çıkartılır. Dominguez intihar eder.

1959: Breton, Matta ve Brauner’i yeniden gruba alır. Péret ölür. Duprey ve Paalen intihar eder.

1960: Paris’te ‘Galerie D.Cordier’de uluslararası sürrealist sergi düzenlenir. Duchamp, New York’ta düzenlenen Uluslararası Sürrealist Sergi’ye Dali’nin son yaptığı resimlerden birini seçince protesto edilir.

1961: Tanguy’un karısı sürrealist ressam Kay Sage intihar eder.

1962: Kurt Seligman intihar eder.

1963: Tzara ölür.

1964: Galerie Charpentier’de ‘Le Surréalisme Sources, Histoire, Affinités’ alt başlığı ile büyük bir sürrealist sergi düzenlenir. Breton, kendi fikri alınmadan organize edildiği için sergiyi protesto eder.

1965: Almanya’da Richard Oelze’nin yapıtlarından oluşan gezici bir sergi düzenlenir.

1966: Breton, Arp ve Giacometti ölür.

1967: Magritte ölür.

1968: Duchamp ölür.

1974: de Chirico ölür.

1975: Bellmer ölür.

1976: Man Ray ölür.

1982: Aragon ve Wilfredo Lam ölür.

1987: Masson ölür.

1989: Dali ölür.

1994: Delvaux ölür.