Dadaistler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dadaistler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2016 Cuma

Azizm Sanat E-Dergi Aralık 2016


Bu sayısında (108) 'Dadaizm' dosyasını tüm hatlarıyla ele alan ve konuyla ilgili benimle bir de söyleşi gerçekleştiren 'Azizm Sanat' kolektifine sunmuş oldukları bu önemli kaynak adına teşekkür ederim.

Derginin tamamını okumak için:

https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi108

SÖYLEŞİ - TAN TOLGA DEMİRCİ

Sinema alanında yazma-öğretme-üretme üçlüsünün hakkını veren sayılı adlardan olmanızın ötesinde, Türkiye’de gerçeküstücülük ve dadacılık dendiğinde zihinde sizden önce çağrışım yapan bir aydın bulmak zor. Böylesine katmanlı iki akımın yükünü omuzlamış olmak nasıl bir his? Bir sorumluluk doğuruyor mu?

Böyle bir sorumluluk varsa da bunun kendim ve kendilik arasında olduğunu düşünüyorum. İnanmış olmanın ahlaki sınırları örgütleyen yapısı, birey ve toplum arasındaki ilişkiden çok kişinin kendisiyle 'kendilik'i arasındaki monoloğu esas alır. Bu sürecin, politik arayüzlü toplumsal hedefleri olan 'inanmış özne' için dahi geçerli olduğuna inanıyorum.  Öyle ya da böyle kişinin taşıdığı sorumluluk, inanmış olan kendisinin, inandığı şeye özdeş kıldığı 'kendilik'e karşı duyduğu sorumluluktur. Ve elbette yükün ağırlığı, duyulan inancın ağırlığına eşit olacaktır. Sürrealizme duyduğum inancı ve bu inancın sonucu olan sorumluluk duygusunu böylesi bir içsel mekanizmanın dışına çıkarak hesaplayabilmenin mümkün olmadığını söyleyeceğim.   
Dada ve beraberinde gerçeküstücülük için, devrimciliğini yitirmiş burjuva devrimlerinin sanat akımların atılımcı güçlerini soğurmasına yönelik bir tepki benzetmesini yapmak mümkün. Türkiye’deyse burjuva devrimlerinin güdük kaldığı, içselleştirilmediği ve beraberinde kitleselleşmediği için modern öncesi zihniyet yapısını aşamadığımıza yönelik pek çok tartışma mevcut. Böyle bir yapılanmada Dadacı ve gerçeküstücü üretimlerin güdülenmeleri arasında neler yer alıyor?

Dada, dönemin burjuva ideolojisinin nurtopu gibi bir dünya savaşı doğurduğu gerçeğine karşı 'kendiliğinden' bir tepki olarak ortaya çıktı. Egemen sınıfın 'Rasyonel Düşünce' paradigmasının altında yatan çelişkileri ortaya çıkarmaya yönelik bu tepkisel hareketi, aynı zamanda burjuva ahlakının saklı yüzünü teşhir eden negatif bir ayna imgesi olarak da düşünebiliriz. Bu imgenin işlevi, özellikle absürd mizahı kullanarak toplumsal ilişkilerin ardındaki hakikati ortaya çıkarmak ve bu ilişkilerin belirleyicisi olan burjuva zihniyetinin akıldışı dinamiklerini karşı-sanat etkinliği üzerinden bozguna uğratmaktı. Gayet amaçsız ve yapayalnız Zürih'te başlayan oluşum, kısa zamanda Berlin, Köln, New York ve Paris'e sıçrayarak yerleşik sanatın ve toplumsal değerlerin karşısına alternatif bir söylem olarak dikildi. Sürrealizmin hedefleri için de benzer bir argüman geliştirebiliriz. Rimbaud'nun 'insanı değiştirmek' ve Marx'ın 'dünyayı değiştirmek' temelli kişisel-toplumsal söylem çizgisi üzerinden nesnel politik düsturunu biçimlendiren sürrealizm, dadaizmden farklı olarak sanatı eylemle aşmak yerine iki kademeli bir stratejik anlayışta örgütlendi; birincisi, sürrealizmi toplumsal devrimin kendisiyle özdeş kılmak ve ikincisi, onu devrim için bir ara rejim olarak meşru kılmak. Sürrealizmin bu iki uçlu nesnel siyasi örgütlenmesi de dadaizme benzer biçimde dönemin burjuva değerlerine karşı bir tepki olarak ortaya çıktı. Ancak aralarındaki en önemli fark, dadaizmin kullandığı silahların çok daha dönemsel olması; yani dönemin (1917-1922) toplumsal gerçekliği ve onun irrasyonel imgesi arasındaki diyalektik çatışmayı harekete geçirmesidir. Sürrealizmde ise bu ilişki, onun içsel siyaset anlayışı gereği periodik olmaksızın kendi zamanının dışına yayılmıştır.  

Richard Skinner’ın Kadife Bey adlı romanında karakterler arasında geçen bir konuşmada “Dadaizm başarılı oldu mu diye bana sorsalar, ayrıntılarda başarılı bir akımdı, esasları söz konusu olduğunda ise tam bir başarısızlıktı diyebilirim. O zamanlarda, havada bir şey vardı, fakat dadaizmin ruhunun sanat ile işi olmazdı. Dadaizm birkaç etkileyici kitapçık, broşür üretmiş olabilir fakat amaçları dünyayı değiştirmek, hayatın özünde devrim yapmaktı. Eh, bu yüzden işte, çok kötü çuvalladıklarını söylememe pek gerek var mı bilmem.” sözleri sarf ediliyor. Bu tanım ve sonuçlandırmaya Tan Tolga Demirci’nin yanıtını ne olurdu?

Bir önceki yanıtımda, aslında biraz da cesaret gerektirecek bir saptamada bulunarak dadaizmin, dönemin burjuva ahlakının negatif ayna imgesi olduğundan söz etmiştim. Her ne kadar saptamadaki 'negatif' sözcüğü iki olgu arasında salt bir zıtlık ortaya koyuyor olsa da sonuçta dadaizmin sınıfsal örgütlenmeden yoksun oluşu, onun burjuvaziye karşı ama onun içinde/n doğmuş olmasının bir sonucudur. Bir başka deyişle çatışmanın nedeni, iki farklı sınıf arasındaki toplumsal-ekonomik ilişkiler değil, burjuva ahlakını oluşturan rasyonel ve irrasyonel parametreler arasındaki çelişkidir. Dadaizm, burjuvazinin grotesk ayna imgesidir; onun dışında bir güç değil, içine yerleşmiş bir virüstür. Dadaizmin nihilist mevcudiyetini oluşturan bu 'lanetli sel, bu 'zamklı ter', tam da burjuvaziye yapışık tarihsel kaderi yüzünden akımın kendini parçalamasına neden olmuştur. Toplumsal devrimin ateşleyicisi dahi olamadan burjuvazinin ahlak üssünde biyolojik bir terör gibi yayılan Dada, nihayetinde kendi virütik hezeyanında (fantezi alanında) ancak bu kez çok daha güçlü bir virüse, yani sürrealizme dönüşmüştür. 

Sanatsal birikiminizde pek çok düşünür ve sanatçının arasında Leos Carax gibi Fransız sinemasının nispeten az bilinen bir dehasından da etkilendiğinizi görüyoruz. Carax’nın –şimdilik– son filmi Kutsal Motorlar hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz. Açıkçası Kutsal Motorlar’ı Azizm’de, aynı dönemde büyük sükse yapan Artist filminin tembelliğine ve nostalji sömürüsüne karşı modernist/postmodernist bir tepki olarak yorumlamıştık.

Carax sinemasıyla ilk kez tanıştığım 1994 yılı, film çekerek yeni bir şeyler söylemeye dair hevesimin ciddi anlamda kırıldığı bir yıl oldu. Bunun nedeni olan film (Mauvais Sang, 1986), zaman içerisinde değişerek kendi yarattığım ve dahası yaşadığım bir söylenceye dönüştü. İlk kez yazdığımı sandığım bir cümlenin yıllar önce karşıma çıkması ya da ilk kez sevdiğime emin olduğum bir kadının çocukluk aşkıma dönüşmesi gibi yaşadığım her şey, giderek bu ilginç filmin göstergelerine birer referans oluverdi. Öyle ki analist-analizan arasında yaşanan aktarım ilişkisinin bir benzeri olarak ortaya çıkan bu süreç, uzunca bir zaman düşünce ve konuşma balonumu işgal etti. 

Neyse ki Carax'ın diğer filmlerinden bu denli etkilenmedim.  Örneğin Boy Meets Girl (1984), Mauvais Sang için çekilmiş bir 'test film', uzunca bir fragman oldu benim için. Les Amants du Pont-Neuf (1991) ise Mauvais Sang'ın aşırı yorumlanmış bir yeniden üretimiydi. Kısacası her iki film de (1984, 1991) merkezi konumda olan bu eşsiz filmin (1986) üretim öncesini (pre-prodüksiyon) ve sonrasını (Post-prodüksiyon) yansıtan birer versiyon olarak anlam kazandılar. 90'lı yılların sonlarından itibaren ise Carax'la aramdaki ilişki kademeli olarak düşüşe geçti ve bu kaçınılmaz düşüş, nihayet Holy Motors (2013) filmiyle doruk noktasına ulaştı. Filmi izledikten sonra, 'öykü' ya da 'biçim' hakkında değil de daha çok Carax'ın kişiliği üzerine konuşur buldum kendimi; bu gösterişli filmin -giriş sahnesi hariç- onun giderek doyumsuzlaşan ve gücünü ölümün rüzgarından alan arzusunu temsil ettiğine inandım. Öyleyse filmle ilgili birkaç slogan atmama izin verin: 

Kutsal Motor(lar), Carax'ın libizo enkazıdır; filmdeki çarpık hız imgesi ile kuşatılmış high-tech imgeler, onun çürüyen zihninin ölü ikizidir. Carax'ın kana ihtiyacı var. Bu film, onun kendini hızla tüketiyor olduğunun göstergesi. Zamanında bir tükeniş değil bu; tersine ölümcül bir çırpınış, her şeyi bir çırpıda yemek ve yedikçe acıkmak gibi bir tükeniş, tek satırda bir sürü kitap yazmak ya da tek nefeste bir sürü aşkı belleğe kazımak gibi. Sizin postmodern tepki olarak yorumladığınız şey, kendini kemiren zihnin kutsal bir motora ya da fetişe dönüştüğü andır. 

Deneysel sinema üzerine çalışan ve eğitim veren bir sinemacıya karşı bu cümleyi kurmak zor olacak ancak Vertov, Ray ve dönemin diğer avangartlarının ürettikleri sinemanın “deneysel” olarak yorumlanması zorumuza gidiyor. O dönemde sinemanın saf görüntü sanatı olması gerektiği önermesiyle çektikleri filmleri yedinci sanatın ta kendisi olarak yorumlamak mümkün mü?

Sinema sanatıdır ki diğer sanat disiplinlerinden farklı olarak modernist bir çizgide doğmuş ve giderek konvansiyonel bir yapıya evrilmiştir. Böylesi bir ters yüz olmuş zaman algısında terminolojik kargaşanın yaşanması da doğaldır elbette. Ancak deneysel sözcüğünü anlatısal (narratif) olandan uzaklaştırıp ona teknik bir işlev-sıfat yüklediğimizde özellikle 1920-1930 yılları arasında çekilmiş olan pek çok filmin böylesi bir deneysellik unvanını kazandıklarını görürüz. Yanıtı doğru alabilmek adına sorulacak en yerinde soru, bu on yıllık süreçte çekilen filmlerin neyi denedikleri sorusu olacaktır. Ancak böylelikle deneysel tanımının tam anlamıyla karşıladığı filmleri sınıflandırmak ve yorumlamak mümkün olacaktır. Örneğin Man Ray filmlerinin özellikle ilk örnekleri deneyseldir, çünkü kamera kullanılmadan 'inşa' edilmişlerdir. Onun keşfettiği ve filmlerinde kullandığı 'Rayogram' tekniği ise ortaya çıkış süreci göz önüne alındığında başlı başına deneysel bir pratiktir. Benzer biçimde Duchamp'ın 'Anemic Cinéma' filmi de deneyseldir çünkü onun tasarımı olan Rotoreliefler, ilk kez sinemanın olanaklarını zorlayacak biçimde kullanılmıştır. Duchamp gibi Vertov da deneyler yapar; konstrüktivizm akımının sinemadaki karşılığını kendi 'keşfi' olan Kinoglaz teorisiyle yakalamaya çalışır. Hans Richter ise benzer bir deneyin sonucu olarak geometrik soyutlama yöntemini kullanır ve Malevich'in resimlerini andıran soyut şekillere hareket kazandırmayı başarır. Viking Eggeling, çektiği tek deney-film ile (Symphonie Diagonale, 1924) görsel müziğin soyut-grafik modelini inşa eder. Bununla birlikte örneğin Jean Epstein empresyonist sinemada deneyseldir. Fernand Léger kübist sinemada deneyseldir. Anton Bragaglia Fütürist sinemada deneyseldir. Yakov Protazanov konstrüktivist sinemada deneyseldir. F. W. Murnau ekspresyonist sinemada deneyseldir. Onların neyi denedikleri konusunu enine boyuna tartışmak içinse en az birkaç ay söyleşmemiz gerekir.  

Filmografinize baktığımızda özellikle ilk dönem kısa metrajlarınızda şahsınıza münhasır mizah gücünüze kapılmamak elde değil. Gerçeküstücü ve dadacı akımların “saçma/tuhaf” mizahını, saçmalığın gündelik bir süreklilik olduğu bir ülkede tutturabilmek zor olsa gerek. Özellikle Alfabetik Düşler’in Trailer/Fragman bölümünün, çekildiği yıl da göze alındığında, şimdilerde Zaytung, Heberler, orantısız zekâ/Gezi mizahı gibi unsurları öncüleyen bir hali var. Akılcı bağdan ve somut anlamdan yoksun bir akımı, akıldışılığın ya baş tacı yapıldığı ya da alışkanlık halini aldığı bir ülkede üretmenin zorluğu düşünüldüğünde mizah nerede konumlanmalı, nereden beslenmeli?

Sürrealizmin resmi mizah anlayışının 'kara mizah' olduğu düşünülürse -ki her kara mizahi anlatım sürrealist değildir- eleştirel mizahın da bu sınırlar dahilinde üretilmesi gerekliliğine inanıyorum. Sürreal kara mizah, nesnel gerçekliğin dinamiklerini ters yüz eden absürditeden farklı olarak bilinçdışının mizahi saldırganlığını güncel gerçekliğin anomalik göstergeleriyle bütünleştirir. Toplumsal ilişkiler ardındaki hakikatin, absürditenin de üzerinde bir imgesel göstergeye dönüşmesi ancak böylesi bir kara mizahın meşruiyetiyle mümkündür. Türkiye toplumu, onu oluşturan dinamikler göz önüne alındığında kara mizah üretmeye büsbütün açık bir potansiyel taşısa da halihazırda varolan potansiyel, sürrealist teknikler aracılığıyla işlenmeksizin imgesel bir değer / boyut kazanmayacaktır. 

Yukarıdaki sorunun sularında kalmayı sürdürürsek; Marquez’in Nobel konuşmasındaki “sizin, bizim sanatımızda fantezi zannettiğiniz şey, biçim gerçeğimizdir” sözlerinden yola çıkarak, ülke sinemamızın fantastik, bilim kurgu hatta arabesk denemelerindeki kimi parçalarında, bilinçsizce üretilen gerçeküstücü öğeler bulmak mümkün mü?

Bilinçsizce sözcüğü 'bilinçdışı'na gönderme yapıyorsa bir potansiyel vardır demektir. Ancak bir önceki yanıtımda ifade ettiğim gibi, öğelerde varolan ve potansiyel değeri taşıyan bu dinamiklerin, organize olmuş bir tanı ve yorum süzgecinden geçirilmesi gerekir; herhangi bir durum (toplumsal olaylar) ya da olgunun (toplumsal zihniyet) sürrealizme olan uzaklığı, sürrealizmin nesnel ve içsel siyaseti arasındaki bağlantı üzerinden bir belirginlik kazanır. Bu açıdan baktığımızda bilinçsizce üretim sonucu oluşan öğeler, sürreal bir nihai imgeden uzak ve daha çok absürditeye yakın bir değer dizgesi ortaya koyarlar. 

Şimdilik tek uzun metrajınız olan Gomeda’nın içinize sinmediğini önceki görüşmemizde ifade etmiştiniz. Aradan geçen zaman göz önüne alındığında, yakın geleceğe dair, bu kez içinize sinen bir yapım süreci ile şekillenecek bir uzun metraj çalışma var mı? Varsa birkaç meraklandırıcı alabilir miyiz?

Türkiye piyasa koşullarında uzun metraj film çekmenin beden ve kafa sağlığı açısından mantıklı olmadığına inanıyorum. Böylesi olumsuz koşullar dahilinde yönetmenin filminden en çok uzaklaştığı mekanın yine kendi film seti olduğu düşünülürse, insansız / yapımcısız çalışmanın çok daha verimli olduğuna inandığım ve bir yıldır büyük bir memnuniyetle ürettiğim kolaj sürecine devam edeceğimi söylemek istiyorum. 

...Ama belki bir kısa film daha, bilmiyorum... 

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

27 Eylül 2008 Cumartesi

Dadaistler


Hans Richter’in 1966 basımı ‘Dada’ kitabından alınmıştır.

Dadaist hareket içersinde yer alanlar:

Hugo Ball: 1886’da Almanya’da doğdu. 1927’de İsviçre’de öldü. Yazar ve şair Emmy Hennings’le birlikte 1916 yılında Zürih’te 'Cabaret Voltaire’i kurdu. Hans Arp, Marcel Janco, Tristan Tzara, Richard Huelsenbeck ve Walter Serner’le birlikte çalıştı. Yüksek sesli şiirler besteledi. 1917’de dada hareketinden çıktı.

Emmy Hennings: 1885’de Almanya’da doğdu. 1948’de İsviçre’de öldü. Şarkıcı ve şair. Hugo Ball’ın karısı. 1916 yılında Hugo Ball ile birlikte 'Cabaret Voltaire’i kurdu ve gösterilerde yer aldı.

Tristan Tzara: 1896’da Romanya’da doğdu. 1963’de Paris’te öldü. Şair ve yazar. Zürih’teki dada hareketinin kurucularından. 1917’de Dada dergisini yayınladı. Dada’nın 3.sayısında ilk dada manifestosunu ilan etti. 1919 yılı sonlarında Zürih, New York, Paris, Berlin, Hannover ve Köln’de yayınlanan tüm dada yayınlarında çalıştı.

Hans Arp: 1887’de Strasbourg’da doğdu. 1966 yılında Basel’de öldü. Ressam, heykeltraş ve şair. 1916’da Zürih’teki dada hareketinin kurucularından. Tristan Tzara’nın ve Richard Huelsenck’in şiir kitaplarını resimledi. Walter Serner ve Tristan Tzara ile birlikte otomatik şiiri keşfetti. Max Ernst ve Johannes Bargeld’le birlikte Köln’deki dada grubunu kurdu. Max Ernst, André Breton ve Tristan Tzara ile birlikte ‘Dada Intirol’, ‘Augandair’, ‘Der Sangerkrieg’i yayınladı. Kurt Schwitterz’in dergisi ‘Merz’de onunla birlikte çalıştı.

Otto Van Ress: 1884’de Almanya’da doğdu. Ressam. Zürih’te 1917’de açılan ilk dada sergisine katıldı. Berlin’de 1920’de ilan edilen dadaist manifestoyu imzalayanlardan.

Marcel Janco: 1895 yılında Budapeşte’de doğdu. Ressam ve mimar. Zürih’teki dada hareketinin kurucularından. ‘Cabaret Voltaire’ ve ‘Galerie Dada' için maskeler, afişler ve dokarlar yaptı.

Richard Huelsenbeck: 1892’de Almanya’da doğdu. Şair ve yazar. 1916’da İsçivre’ye geldi. ‘Cabaret Voltaire’in gösterilerine katıldı. 1917’de Berlin’e döndü. 1918’de Berlin Dada hareketini kurdu. Dada Almanağı’nın yayınlayıcısı (1920) ve dadaizm tarihini konu alan ‘En Avant Dada’nın (1920) yazarı. New York’ta Charles R.Hulbeck adını kullandı.

Walter Serner: 1889’da Çekoslavakya’da doğdu. Yazar. Zürih’teki dada hareketinin kurucularından. ‘Jirius’ dergisinin yayıncısı. 1919 yılında Otto Flake ve Tristan Tzara ile birlikte, Zürih’teki son dada yayını olan ‘Der Zeltweg’i çıkardı. 1922’de Rusya’ya gitti. O zamandan beri kayıp.

Hans Richter: 1888’de Berlin’de doğdu. Ressam, grafiker, deneysel sinemacı ve yönetmen. 1916’da Zürih’teki dada hareketine katıldı. 1918’de Almanya’da Viking Eggeling’le birlikte sinema denemeleri yaptı. 1923-26 yılları arasında Berlin’de ‘G’ dergisini yayınladı. Southbury ve Locarno’da yaşadı.

Sophie Taeuber-Arp: 1889’da Davos’ta doğdu. 1943’de Zürih’te öldü. Ressam. Hans Arp’ın karısı. Zürih dada hareketinde yer aldı. Hans Arp’la ortak çalışmalarda bulundu.

Viking Eggeling: 1880’de İsveç’te doğdu. 1925 yılında Berlin’de öldü. Ressam ve deneysel sinemacı. Tristan Tzara sayesinde dada hareketine katıldı. 1918’de Almanya’da Hans Richter’le birlikte çalıştı. 1921’de ilk soyut film olan ‘Diagonal Symphonie’yi yaptı.

Arthur Segal: 1875’de Romanya’da doğdu. 1944’de Londra’da öldü. Ressam ve grafiker. Zürih dada hareketine dahildi.

Augusto Giacometti: 1877’de İsviçre’de doğdu. 1947 yılında Zürih’te öldü. Ressam.

Christian Schad: 1894’de Almanya’da doğdu. Ressam ve grafiker. Schadografi adını verdiği, yapıştırma resim, fotogram ve fotomantajdan oluşan eserler yarattı. 1916-1919 yılları arasında Cenevre’de yaşadı.

Paul Klee: 1879’da İsviçre’de doğdu. 1940’da Locarno’da öldü. Ressam ve çizer. 1916’da ‘Cabaret Voltaire’de, 1917 yılında ‘Galerie Dada’da sergiler açtı.

Oscar Wilhelm Lüty: 1882’de Bern’de doğdu. 1945 yılında öldü. Ressam. Resimlerini 1917’de Zürih’te gerçekleştirilen ilk dada sergisinde gösterdi. 1920’de Berlin’de dadaist manifestoyu imzalayanlardan.

Walter Hebig: 1878’de Almanya’da doğdu. Ressam. 1917’de Zürih’te düzenlenen ilk dada sergisine katıldı. Ascona’da yaşadı.

Frtiz Casar Baumann: 1886’da Basel’de doğdu. 1942 yılında aynı yerde öldü. Ressam. 1919’da ‘Artistes Radicaux’ grubundaki dadacılarla birlikte çalıştı.

Marcel Slodki: 1892’de Rusya’da doğdu. 1943’de Auschwitz’e gönderildi. Ressam ve grafiker. Zürih dada hareketine katıldı. 1917’de ‘Galerie Dada’da resimlerini sergiledi.

Giorgio de Chirico: 1888’de Yunaninstan’da doğdu. Ressam ve şair. Dadaizm üzerine büyük etkisi vardır. Roma’da yaşadı.

NEW YORK:

Alfred Stieglitz: 1864 yılında Amerika’da doğdu. 1946’da New York’da öldü. Fotoğrafçı, Amerika’daki modern sanatın öncülerinden. New York’da, 291 Fifth Avenue adresindeki ‘Stieglitz-Gallery’nin yöneticisi. '291’ dergisinin yayıncısı.

Marcel Duchamp: 1887’de Fransa’da doğdu. Ressam, şair, deneysel sinemacı. Heykeltraş Raymond Duchamp-Villon’un ve ressam Suzanne Duchamp’ın kardeşi. 1913 yılında New York’taki ‘Armory Show’da ‘Nude Descending a Staircase’ isimli resmiyle sansason yarattı. 1914’ten itibaren, bisikletler, şişe sehpaları gibi kullanım nesnelerine birer ad imzalayarak hazır yapıtlar oluşturdu. 1915-1923 yılları arasında büyük cam resmi ‘The Bride Stripped Bare By Her Bachelors’ üzerinde çalıştı. Daha sonra kendini mekanik, optik deneylere ve satranç oyununa verdi.

Francis Picabia: 1879’da Paris’te doğdu. 1953 yılında aynı yerde öldü. İspanyol kökenli ressam, çizer ve şair. ’291’ dergisinde çalıştı. 1917’den itibaren ’391’ dergisini yayınladı. 1919 yılında Zürih dada grubu ile ilişkiye geçti ve ‘Dada’ dergisinin yayın çalışmalarına katıldı. ’391’in 8.sayısını Zürih’te çıkardı. Sonraları Paris dada hareketine dahil oldu. Paris’te ’391’in yanısıra, 1920’de ‘Cannibale’ dergisini yayınladı. 1921’de ortodoks dadacılarla arası açıldı.

Man Ray: 1890 yılında Philadelphia’da doğdu. Ressam, fotoğrafçı, deneysel sinemacı. Marcel Duchamp ile birlikte ‘New York Dada’ dergisini çıkarttı. Fotogram’ı icat etti.

BERLİN:

George Grosz: 1893’de Berlin’de doğdu. 1959 yılında aynı yerde öldü. Ressam, çizer, yazar. 1918 yılında Richard Huelsenbeck aracılığıyla dada hareketine katıldı. 1919 yılında Wieland Herzfelde ile birlikte ‘Die Pleite’, Franz Jung ile birlikte ‘Jadermann sein eigener Fussball’ ve Carl Einstein ile birlikte ‘Der Blutige Ernst’ dergilerini yayınladı. Alman burjuvazisini ve Alman militarizmini en acımasız biçimde eleştirdi. 1932’de Amerika’ya iltica etti.

Raoul Hausmann: 1886’da Viyana’da doğdu. Kendine ‘Dadasof’ adını taktı. Ressam, heykeltraş ve şair. Richard Huelsenbeck ile birlikte ‘Berlin Dada’ hareketini kurdu. ‘Der Dada’ dergisinin yayıncısı. Çeşitli dada yayın organlarına katkıda bulundu. Kurt Schwitters’i ‘Ursanote’yi bestelemesi için harekete geçiren ‘fmsbw’ adlı şiiri yazdı. Fotomontajlar ve kolajlar yaptı. Fransa’da yaşadı. 1870’de öldü.

Johannes Baader: Stuttgart’da doğdu. 1955 yılında öldü. ‘Ulu dada’ ve ‘dada peygamberi’ olarak anıldı. Mimar ve yazar. 1918’de Berlin Katedrali’ndeki ayini ‘Jesus Christus bizim umrumuzda değil’ konuşmasıyla sabote etti. 1919’da Weimur’daki ulusal mecliste dadaist program dergileri dağıttı. 1918-1920 yılları arasında Berlin’deki dada hareketine katıldı. ‘Die Grüne Leiche’ adlı af ilanını yayınladı. ‘Dada Almanak’ının yayın çalışmalarına katıldı. Berlin’de 1920 yılında gerçekleştirilen ‘Uluslararası Dada Fuarı’ na katıldı.

Franz Jung: 1888 yılında Almanya’da doğdu. 1963’de öldü. Yazar. Berlin Dada hareketine katıldı. Richard Huelsenbeck ve Raoul Hausmann ile birlikte ‘Club Dada’ dergisini yayınladı. Bir yardımcısı ile birlikte Baltık Denizi’nde bir vapura el koyup onu Leningrad’da Ruslara hediye etmesiyle ünlü oldu. 1937’de Amerika’ya iltica etti.

John Heartfield: 1981’de Berlin’de doğdu. ‘Monteur Dada’ diye anıldı. 1918-1920 yılları arasında Berlin Dada hareketine katıldı. 1916 yılında kardeşi Wieland Herzfelde ile birlikte fotomontajı keşfetti. 1920’de ‘Der Dada’ dergisinin 3.sayısını yayınlayanlardan. Berlin’de 1920 yılında ‘Dada Fuarı’nı organize etti. 1933 yılında Prag’a iltica etti. Sonra Berlin’de yaşadı.

Hannah Höch: 1889’da Almanya’da doğdu. Ressam. Berlin’de 1918-1920 yıllarındaki dada hareketinin üyelerinden. Fotomontajlar ve kolajlar yaptı. Kurt Schwitters ve Raoul Hausmann ile birlikte 1921’de Prag’da yapılan dada gösterisine katıldı.

Walter Mehring: 1896’da Berlin’de doğdu. Walt Mehring adını kullandı. Yazar ve şair. Berlin dada hareketine katıldı. 1920 yılında sol radikal ‘Politische Kabarett’ tiyatrosunu kurdu. Taşlamalar ve şarkılar yazdı. 1933 yılında New York’a iltica etti. Daha sonra Ascona’da yaşadı.

Otto Dix: 1891’de Almanya’da doğdu. Ressam. 1920’de Berlin’de gerçekleştirilen ‘Birinci Uluslarası Dada Fuarı’nda resimlerini sergiledi.

Max Ernst: 1891’de Almanya’da doğdu. Ressam ve şair. Hans Arp ve Johannes Baageld’le birlikte Köln’deki dada grubunu kurdu. Johannes Baageld’le birlikte 1919’da ‘Bulletin D’ ve 1920’de ‘Die Schammade’ dergilerini çıkarttı. 1920 yılında, ahlaka aykırı bulunduğu için kapatılan ‘Brauhaus Winter’ adlı dada sergisini organize etti. Hans Arp ile birlikte ‘Fatagaga resimleri’ serisini yaptı. André Breton ve Tristan Tzara’yla birlikte 1921’de Tirol’deki dada buluşmasına katıldı. 1922’de Paris’e gitti.

Johannes Theodor Baargeld: 1927’de bir kazaya kurban gitti. Ressam ve şair. Hans Arp ve Max Ernst’le birlikte Köln’deki dada grubunu kurdu. 1919’da politik mizah dergisi ‘Der Ventilator’ü, 1919’da Max Ernst’le birlikte ‘Bulletin D’yi ve 1920’de ‘Schammade’yi yayınladı.

Heinrich Hoerle: 1895’de Köln’de doğdu. 1936’da aynı yerde öldü. Ressam ve yazar. Köln’deki dada grubunda yer aldı. 1919’da ‘Der Vantilator’ ve 1919’da ‘Der Strom’ dergisinde çalıştı. ‘Brahaus Winter’ sergisine katıldı. 1920’de ‘Die Schammade’nin çalışmalarında yer aldı. 1929’da Franz Wilhelm Siewert ile birlikte ‘a-z’ dergisini yayınladı.

Franz Wilhelm Seiwert: 1884’de Köln’de doğdu ve 1933 yılında aynı yerde öldü. Ressam, grafiker ve şair. Köln dada hareketinde yer aldı. 1921’de ‘Der Strom’ kitap dizisinde çalıştı. Heinrich Hoerle ile birlikte 1929 yılında ‘a-z’ dergisini çıkardı.

Kurt Schwitters: 1887’de Hannover’de doğdu. 1948 yılında İngiltere’de öldü. Ressam, heykeltraş, şair. 1919’dan itibaren ‘Merz’ resimleri -‘Merz’ sözcüğü, ‘Privat und Kommerzbank Hannover’in antetinden geliyor- ve dadaist kolajlar yapmaya başladı. 1922-1933 yıllarında, Hannover’deki evinde plastik resimsel bir konstrüksiyon olan ‘Merzbau’yu gerçekleştirdi. Raoul Hausmann’ın fonetik şiiri ‘fmsbw’den esinlenerek ‘Ursonate’ını besteledi. Almanya, Hollanda ve Çekoslavakya’da konferanslar verdi. 1937’de Norveç’e ve 1940’da İngiltere’ye iltica etti.

PARİS:

Paul Eluard: 1895’de Saint Denis’de doğdu. 1952 yılında Fransa’da öldü. Gerçek adı ‘Eugene Grindel’. Şair. Paris’teki dada hareketinin kurucularından. ‘Proverbe’ dergisinin yayıncısı. Ayrıca çeşitli dada yayınlarında çalıştı.

Serge Charhoune: 1888 yılında Rusya’da doğdu. Ressam ve şair. Paris’teki dada hareketlerine katıldı.

Paul Dermée: 1886’de Lüttich’de doğdu. 1957 yılında öldü. Şair. Paris’teki dada hareketlerine katıldı. 1920’de ‘Z’ dergisini yayınladı. Çeşitli dada yayınlarında yer aldı.

Céline Arnauld: 1952’de öldü. Paris’teki dada hareketlerine katıldı. 1920’de ‘Projecteur’ dergisini yayınladı. Çeşitli dada yayınlarına katkıda bulundu.

Jean Crotti: 1878’de İsviçre’de doğdu 1958 yılında Paris’te öldü. Ressam, 1917’de New York’da Marcel Duchamp ve Man Ray ile iletişim kurdu. Paris’teki dada hareketine dahildi.

Suzanne Duchamp: 1889’da Fransa’da doğdu. 1963 yılında Nevilly’de öldü. Şair ve ressam Marcel Duchamp’ın kızkardeşi ve Jean Crotti’nin zevcesi. Paris’teki dada hareketlerine dahildi.

Georges Ribemont Dessaignes: 1884’de Montpellier’de doğdu. Şair ve yazar. Paris’teki dada hareketlerine katıldı ve zaman zaman yazışmaları yürüttü. Çeşitli dada yayınlarına katıldı. Dadacı eserleri 1920’de Paris’te sergilendi.

Robert Deleunay: 1885’de doğdu ve 1941 yılında Fransa’da öldü. Ressam.

Pablo Picasso: 1881’de İspanya’da doğdu. Ressam, heykeltraş. 1916’da Zürih’teki ‘Cabaret Voltaire’de düzenlenen sergiye bilgisi dışında katıldı.

Jean Cocteau: 1892’de Fransa’da doğdu. 1963 yılında Paris’te öldü. Şair, yazar ve ressam. Paris’teki dada hareketine etkin bir şekilde katıldı. Çeşitli dada yayınlarına katkıda bulundu.

Ilya Zdanevitch: Rusya’da doğdu. Paris dada hareketinde yer aldı.

İTALYA:

Filippo Tomaso Marinetti: 1876’da Mısır’da doğdu. 1944 yılında İtalya’da öldü. Şair ve yazar. Fütürizmin kurucusu. Tipografi ve simultane şiirde dadacıları etkiledi.

Luigi Russolo: 1885 yılında İtalya’da doğdu. 1947’de aynı yerde öldü. Oymacı, ressam ve müzisyen.

Enrico Prampolini: 1895’de İtalya’da doğdu. 1956 yılında Roma’da öldü. Ressam, grafiker ve mimar. 1917’de Zürih kentindeki ilk dada sergisine katıldı. ‘Noi’ dergisinin yayıncılarından.

Giulio Evola: 1898 yılında Roma’da doğdu. İtalyan dada dergisi ‘Bleu’nun yayıncısı.

HOLLANDA:

Theo Van Doesburg: 1883 yılında Hollanda’da doğdu. 1931’de İsviçre’de öldü. Ressam, mimar ve şair. ‘De Stijl’ dergisinin yayıncısı. 1922’de Hollanda’da Kurt Schwitters’le birlikte dada seferine çıktı. 1922-1923 yılları arasında J.K. Bonset takma adıyla dada dergisi ‘Mécano’yu yayınladı. ‘Merz’ dergisinde çalıştı. 

RUSYA, MACARİSTAN, YUGOSLAVYA: 

Ivan Puni: 1892’de Rusya’da doğdu. 1956 yılında Paris’te öldü. Ressam. 

Lajos Kassak: 1897’de Yugoslavya’da doğdu. Ressam ve şair. 1918-1925 yılları arasında ‘Ma’ dergisini yayınladı. 

Dragan Aleksic: Şair.