Hans Bellmer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hans Bellmer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Ders: Sürrealizm Konu: Sürrealizm


İlişikteki fotoğraflar birbirini takip eden üç ders sürecinde çekildi.

İlk Ders: Güncel Sürrealizmde Hegelian Kördüğüm. 
İkinci Ders: Yıkıcı Bir Fantezi Olarak Sarsıntılı Güzellik. 
Üçüncü Ders: Sürekli Devrimin Hizmetinde Parçalanmış Bedenler: Dil Öncesinden Yansıyan İmgeler.

Photos were taken during three lectures:

1st. Lecture: Hegelian Impasse in Contemporary Surrealism. 
2nd. Lecture: Convulsive Beauty as a Destructive Fantasy. 
3rd. Lecture: Le Corps Morcelé At The Service of the Permanent Revolution: Mirrored Images of the Pre-Language.

15 Ocak 2013 Salı

La Poupée



Her ne kadar Lacan, 'Corps Morcelé' ve 'simgesel fallus' referanslarını Bellmer'in eklem erotizmine maruz kalmış infantil oyuncaklarından almış olsa da herkesin iştahla unuttuğu bu montaj ustasını ısrarla hatırlıyor olmamın tek bir nedeni var: Hans Bellmer, yanlış kaynamış sözcüklerden geri dönüşümsüz bedenler üreterek hazzın nihai hedefini büyük bir acımasızlıkla değiştirmiştir. Bellmer'in cinsel siyaseti, dikiz aynasından kendi cehennemini izleyen gözün hikayesidir. 

14 Ekim 2012 Pazar

Sexparalysappeal

Onca sürrealist asemblaj ve ready-made çöplüğünde beni erkeksi bir iştaha, kadınsı bir yüz çevirmeye ve çocuksu bir meraka iten en kıymetli yapıt, adı günümüzde giderek silikleşen sevgili Wilhelm Freddie'nin 'Sexparalysappeal' ismiyle rüya işlemine yoğunlaştırılmış sentaks hizmeti veren yapıtıdır. Ressamın, en azından Hans Bellmer ile aynı mezarı paylaşmasını dilerdim.

23 Eylül 2008 Salı

Bellmer ve Tactile Deey



Deney No - 76
Deney Adı - Tactile Art
Denek Adı - Hans Bellmer

Renk: Kırmızı başlık.
Koku: Oyuncak Barby bebeklerin saç dipleri.
Dokunsal: Silgi parçalarını avuç içersinde yoğurarak onları yeni bir silgi haline getirmek.
İşitsel: Konuşma engelli insanların grup seksi.
Tat: Fakir semt dükkanlarının vitrin mankeni.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Kronoloji ve Sürrealizm




1916:

Andre Breton ile Jacques Vache, Nantes akıl hatanesinde buluşurlar. Bir süre sonra Breton, yazışmakta olduğu Apollinaire'i ziyaret eder.

1917

Apollinaire, 'Tresias'ın Memeleri' adlı doğaüstücü dram örneği olan yapıtını sergiler. Daha sonra, 'doğaüstü' sözcüğü, 'gerçeküstü' olarak değiştirilir.

1918

Breton ile Aragon, Val de Grace Askeri Hastanesi'nde birlikte, Lautreamont'nun 'Maldoror'un Şarkıları' kitabını keşfederler. Jean Paulhan, Eluard ile Breton'un görüşmelerini sağlar. Joan Miro, ilk kez Barcelona'da sergi açar. Appollinaire ölür.

1919

Jacques Vache intihar eder. Paul Valery, Aragon ve Breton'la dalga geçer. İlk surrealist dergi olan 'Litterature' kurulur. İlk yayınlanan, Lautreamont'un şiirleridir. Tzara Paris'e gelir. Breton, otomatik yazıyı keşfeder. Bu teknikle ilk yazılmış eser olan 'Manyetik Alanlar' basılır.

1920

Benjamin Peret Paris'e gelir. Litterature, Tzara'yı bağrına basar ve '23 manifestes Dada' çıkar. Paul Eluard 'Atatözü' yapıtını ve Picabia ise 'Yamyamlar' yapıtını yayımlar.

1921
Bilge Topluluklar Salonu'nda, 'akıl güvenliği katledilmekle' suçlanan 'Maurice Barres Davası' oynanır. Peret, asker rolünü oynar. Ancak art arda süren duruşmalar, dadaizm ile sürrealizm arasındaki ayrımı sergiler.

1922

Aventure grubu (Baron, Cravel, Limbour, Vitrac) ile doğmakta olan surrealizm birleşir. Breton, 'modern dünyanın tanımı ve savunulması için bir kongre' girişimini gerçekleştirmeye çalışır. Tzara karşı çıkar. Max Ernst Paris'e gelir. Raymond Russel'ın 'Locus Solus' yapıtı, sürrealistler tarafından alkışlanır.

1923

Marcel Duchamp, Grand Verre'i yazmaktan vazgeçer. Tzara'nın 'Coeur a gaz' yapıtı sahnelenirken dadacılarla sürrealistler arasında kavga çıkar.

1924

Breton ilk sürrealist manifestoyu yayımlar. Breton ile Aragon, Rimbaud'nun kilise karşıtı 'Cübbe Altında Bir Yürek' adlı yayınlanmamış yapıtını gün ışığına çıkarırlar. Breton ve birçok sürrealist, geçim kaynaklarını yitirir. Sürrealist araştırmalar bürosu kurulur.

1925

27 Ocak duyurusu: 'Sürrealizm zihni kesinlikle özgür kılan bir araçtır' Galerie Pierre'de ilk sürrealist resim sergisi. Sürrealistlerin hakaretlerine uğrayan Paul Claudel, onların Fransa'dan kovulmasını istemeyi düşünür ancak bu olanaksızdır. Parisli edebiyatçıların Saint-Pol-Roux onuruna verdikleri şölen kavgaya dönüşür. Leiris, bu şölende, 'Yaşasın Almanya, yaşasın Çin' diye bağırır. Sürrealistler, 'Edebiyatçılar Derneği ve Savaşımcı Yazarlar Derneği' tarafından afaroza uğrar. Yugoslavya'da sürrealist etkinlik başlar. Max Ernst ilk frotagge'ını yapar. Breton, La Revolution surrealiste'in yönetimine gelir.

1926

Sürrealist bir galeri açılır. Maurice Martin du Gard adlı galeri yönetmeninin sürrealistlere olan kara çalmaları yüzünden, Aragon-Breton-Peret üçlüsü sergiyi yağmalar. Belçika'da bir sürrealist grup kurulur.

1927

Hand off love bildirisi: Sürrealistler, aşırı cinsel eğilimleri olduğu suçlamasıyla karısı tarafından dava konusu edilen Chaplin'in savunmasını üstlenirler. Charleville'de Rimbaud'nun resmen ve yurtseverce anılmasına sürrealist başkaldırı olur.

1928

'Surrealist oyunlar' gelişme gösterir. La Revolution surrealiste (sayı 2) cinsellik üzerine, en azından o dönem için aşırı serbest bir soruşturma yayınlar. Breton Nadja'yı yayımlar.

1929

'La Revolution Surrealiste' dergisinde bir soruşturma daha: 'Sizce aşkta ne tür bir umut olabilir?'. Dali, Bunuel ve Char, sürrealistlere katılırlar. Brüksel'de sürrealist bir dergi çıkarılır. Çekoslavakya'da (Prag) sürrealist etkinlik başlar.

1930


Aralarında sonradan Bataille'in de katıldığı eski sürrealistler tarafından Breton'a yöneltilen yergi (Bir Kadavra) yayınlanır. Breton, ikinci sürrealist manifestoyu yazar ve 'La revolution Surrealiste' adlı derginin adı, 'Le surrealisme au service de la revolution' olarak değiştirilir. Breton ile Char, Montparnasse'da 'Bar Maldoror'u' yağmalarlar. Dali, 'eleştirel paranoya' yöntemini tanımlar. Sade'ın 'Erdemin Bahtsızlıkları' adlı yapıtının Maurice Heine tarafından ilk basımı, sürrealistlere ithaf edilir. 'Altın Çağ' adlı ikinci surrealist film (ilki Un Chien Andalou), faşist bir öfkeye neden olur. Gösterim sabote edilir, koridorda sergilenen tablolar yağmalanır. Bir edebiyat eleştirmeni, Peret'nin Katil Foch'un Yaşamı adlı şiiri nedeniyle kurşuna dizilmesini ister. Karlov yazarlar kongresinde, Aragon, aslen sürrealist etkinliğin yadsıması olan bir metne imza atmayı kabul eder ve sürrealizmi satar.

1931

Simgesel işlevli denen nesnelerin gelişimi (Dali, Giacometti, Breton). USA'da ilk sürrealist resim sergisi. İspanya'daki çalkantılar ve Paris'teki sömürgeci sergiye karşı 'yangın var' bildirileri...

1932

Antiller'de sürrealist etkinliğin başlaması (Meşru Müdafa dergisi).

1933

Breton, solcular tarafından afaroz edilir.

1934

Mısır'da surrealist etkinliğin başlaması. 6 Şubat ayaklanması sonrası, sürrealistlerin hazırladığı 'Savaşa Çağrı' metnini çok sayıda entelektüel imzalar. Birçok sürrealist bir araya gelerek Violette Nozieres'e saygı kitabını çıkarırlar.

1935

Paris'te, 'Kültürü savunmak için yazarlar kongresi'. Açılıştan birkaç gün önce, Breton, sürrealistlere hakaret eden Ehrenburg'u tokatlayınca, kürsüye çıkması yasaklanır. Crevel, konuşma hakkını ona vermek için uğraşır ama başarılı olamaz. Kongreden bir gece önce intihar eder ve Breton'un söylevi, Eluard tarafından geç bir saatte okunur. Breton ile Eluard Prag'a giderler. Sürrealizm için uluslararası bülten hazırlanır, sırasıyla Prag, Tenerif, Brüksel'de yayınlanır. Danimarka'da sürrealist etkinlik başlar.

1936
Sanat defterleri dergisi, 'sürrealist nesneye' ağırlık veren özel bir sayı çıkarır. 'Moskova davaları hakkındaki gerçek' başlıklı bildiri, sürrealistlerle stalinizmin kopuşunun altını çizer. Artaud, Breton'la barışır. Peret, Fransız direnişçilerine katılır ve İspanya'yla savaşır.

1937

Birçok sürrealist sanatçının yapıtları, naziler tarafından düzenlenen 'dejenere sanat' sergisinde yayınlanır. Alfred Jarry'nin 'Ubu' adlı yapıtı sahnelenir.

1938

İngiltere'de sürrealist sergi. Paris'te uluslararası sürrealizm sergisi. Gerici gazetelerden sergiye yüzlerce hakaret edilir. Breton Meksika'ya gider ve orada Troçki'yle karşılaşır. Eluard'la Breton'un arası bozulur. Düşsel yaşam hakkında ince bir belgesel kitap (Düş Yörüngesi), Nazilerden kaçıp kısa bir süre önce Londra'ya sığınan Freud'a saygı olarak Breton tarafından yayınlanır.

1939

Şili ve Peru'da sürrealist etkinlik başlar. Max Ernst ve Hans Bellmer, fransız yetkililer tarafından tutuklanır. Yves Tanguy, USA'ya sığınır.

1940

Alman gardiyanları satın alan Peret, ordu içinde sol propoganda yapma suçuyla Fransız yetkililer tarafından tutuklanır, hapsedilir. Ama o hapisaneden kaçar. Breton'un 'Kara Mizah Antolojisi' yasaklanır. Marsilya yakınlarındaki Bel-Air şatosuna sığınan sürrealistler, yeni bir kart oyunu keşfederler. Meksika'da sürrealist sergi açılır.

1941

Breton ile Masson, Max Ernst gibi USA'ya geçmeyi başarırlar. Romanya'da sürrealist etkinlik başlar.

1942

Duchamp ile Breton, New York'da "VVV" dergisini kurarlar. Yine Amerika'da önemli sayıda sürrealist belgenin yayınlanmasına fırsat veren bir sergi açılır.

1943

Yerli Amerikan mitlerini konu alan bir kitap, USA'daki sürrealistler tarafından ortak olarak çıkarılır.

1944

Kanada'ya yaptığı bir yolculuk sırasında Breton, Arcane 17'yi yazar. Londra'da sürrealizm atak yapar.

1945

Peret, Meksika'da yayınladığı 'Şairlerin Onursuzluğu' adlı yapıtında, Aragon ve Eluard gibi şairlerin yurtseverliğini eleştirir. Paris'te kitap gizli olarak basılır. Breton, Haiti'ye bir yolculuk yapar. Bir konferansı, öğrenciler arasında önce greve, sonra da ayaklanmaya çağrıya yol açar. Bu da mevcut hükümetin düşürülmesine neden olur. Maurice Nadeau, Paris'te, 'Sürrealizmin Tarihi' kitabını yayınlar.

1946

Breton Paris'e döner. Rodez Akıl Hastanesi'nden salınan Artaud'yla sarışırlar. Amerika'da sürrealist bir grup kurulur.

1947

Breton, Tzara'nın Sorbon'daki 'Savaş sonrası sürrealizm' konulu konferansını sertçe keser. Paris'te uluslararası sürrealizm sergisi açılır. 'Özgürlük Vietnamca bir sözcüktür' adlı bildiri yayınlanır. Bunu, Fransız Çinhindi'nin özgürleşmesine dair başka bir bildiri izler. Sürrealistlerle 'evrenselci' hareket geçici olarak yakınlaşır. Sarte 'Edebiyat Nedir' yazısı yüzünden Breton'a çatar ve Bataille, bu yazı yüzünden Sarte'tan kopar.

1948


Prag'ta ve Şili'de sürrealist sergiler. Sürrealist gazete 'Neon' çıkarılmaya başlar.

1949

Portekiz'de sürrealist etkinliğin başlaması.

1950

'La Nef' dergisinin özel sürrealist sayısı çıkarılır. Burada birçok genç insan, sürrealist olduklarını belli etme fırsatı yakalar.

1951

Sürrealist yazar Julien Gracq, 'Le Rivage Syrtes' adlı romanına verilen Gouncourt ödülünü reddeder. 'L'age du Cinema', sürrealist özel sayısını çıkarır.

1952

Sarte ile Camus arasındaki 'Başkaldıran İnsan' polemiğiyle alay eden sürrealistler, bunu 'Ölçülü Başkaldırı' adlı kitapçıkta eleştirirler. 'Medium' adlı sürrealist gazetesi çıkar.

1953

Medium, dergiye dönüşür. Breton'un yazılarını basmaya hiçbir yayın evi cesaret edemez.

1954

Her zaman öne sürdüğü bağımsızlık ilkelerine ters düşerek Venedik Bienali büyük ödülünü alan Max Ernst dışlanır. Ado Kyrou, 'Sinemada Gerçeküstücülük' kitabını yayınlar. Bu yapıt, büyük bir yankı uyandırır.

1955

Ferdinand Alquie, 'Surrealist Felsefesi' kitabını yayınlar. Bu dönemden 1960'a kadar sürrealizme yeni bir katılım dalgası olur.

1956

Breton, savaştan bu yana öne sürülen her türlü estetik-ahlaksal çözümlerin sürrealistler tarafından reddedildiğinin anlaşılması için gerekli olan kısa bir metin yayınlar 'Sus au miserabilisme!'

1957

'Le surrealisme, meme' adlı yeni bir dergi yayınlanır. Yönetmeni Breton, baş yazarı ise Schuster'dir...

1958

Sürrealistlerin birleşme bülteni 'Bief' çıkmaya başlar. Japonya'da sürrealist etkinlik başlar.

1959

Paris'te sürrealist sergisi açılır. Erotizm simgesi olarak görülen bu sergi, tehditlere neden olur. Sürrealist şiirler antolojisi, Benjamin Peret'nin özenli katkılarıyla hazırlanır ve diğer dillere çevrilir. Cezayir savaşı nedeniyle özellikle tehdit altında bulunan askerlik görevini yerine getirmeyen kişilere tek destek sürrealistlerden gelir.

1960

Milano ve New York'ta sürrealist sergiler düzenlenir.

1961

Yeni dergi: La Breche. 'Yalnızca isteklerimizi yerine getirme gücüne sahibiz. Haklılık süremiz bitmedi.' (Yönetmeni Breton).

1962

'Le Petit Ecrasons' adlı surrealist yayın. La Breche'in 'dünyadışı yaratıklar' ile ilişkiye girme olasılıkları ve yararları konusunda soruşturma.

1963

Eski sürrealist Hugnet, Peret'ye hakaret edince, birkaç yeni sürrealist tarafından evinde dövülür ve yola getirilir. Saldırganlar mahkemede yargılanır.

1964

Jose Pierre'in yazdığı 'Masaya daha sıkı yapışın' adlı kitapçık, gerçeği mizahi tarzda yeninden kurmaya çalışır.

1965

Paris'te uluslararası sürrealist sergi. Prag'ta ikinci sürrealist etkinlik çağı başlar.

1966

Breton ölür. Schuster yönetiminde yeni bir dergi çıkar ama bu grupta bölünmeye neden olur. Lyon ve Nantes'ta sürrealist gösteriler yapılır.

1967

Brezilya'da sürrealist sergi. Sergiler buradan Küba'ya gider.

1968

Pekçok sürrealist sanatçı, Prag'ta buluşur.

1969

Ciddi tartışmalar sonucunda, 4 Ekim günü 'Dördüncü Şarkı' adlı yazısında Schuster, Breton'un ölümünden sonra süregelen 'sürrealist deneyimine' son verir. Bu olayı çeşitli polemikler izler.

8 Ocak 2008 Salı

Sürrealizm Ve Kadın



Anekdot:

‘Sürrealizm ve Kadın’ başlığının, kaçınılmaz biçimde şiirsel bir magazin işitseli taşıdığı doğru. Ve bu mutlak doğru, bizi öncelikle tek bir noktaya götürüyor; sürrealizmin kendi anlamını keşfettiği 1920’li yılların Paris’ine... Grubun hemen her gün toplandığı ve haftalık skandal planlarını çıkardığı o yıllarda, gruba tek bir kadının dahil olduğunu görüyoruz: Simone Breton... Aynı zamanda grubun lideri pozisyonundaki André Breton’un ilk eşi olan Simone’un gruptaki en önemli görevi, grupça görülen düşleri not etmek ve bir genel sekreter kimliğinde, not aldığı düşleri her toplantı başında gruba duyurmak... İnsan ister istemez, yaklaşık on beş kişilik bir grupta, bayların değil de grubun tek dişisi olan Simone’un düşlerini merak ediyor doğrusu! Antoni Ribas, 1987 yılında çektiği ‘Dali’ isimli filmde bu merakımı mizahi bir biçimde doyuruyor aslında... Filmin bir yerinde, grubun Nefis Ceset oyunu sahneleniyor. Oyunu bilmeyenler için bir kez daha hatırlatalım. Herkes aklına gelen bir sözcüğü ya da sözcük dizinini bir kağıda yazıp katlıyor ve önlerindeki şapkanın içine atarak, şapkayı diğer kişiye geçiriyor. Diğeri de aynı şekilde, kendi imgesinin saklı olduğu kağıdı şapkaya atarak elden ele dolaştırıyor. Sonunda şapka, ya Eluard ya da Breton’da toplanıyor ve şapkanın içinden rasgele çekilen her kağıt parçası, bir cümle oluşturacak biçimde artarda okunuyor... Filmin sahnesi, grup içinde ‘kadının’ yerini sorgulaması açısından oldukça önemli. Çünkü olay şöyle gelişiyor. Önce ilk ‘erkek’, elindeki kağıdı şapkaya atıyor ve diğer ‘erkeğe’ geçiriyor. Kamera da onunla birlikte kendi sağına doğru kayıyor. Sonra diğer ‘erkek’, elindeki kağıdı, devraldığı şapkaya atıyor ve yanındaki ‘erkeğe’ geçiriyor. Aynı işlemi tekrarlayan ‘erkek’, elindeki şapkayı, yanındaki ‘Simone’ olması muhtemel kadına veriyor. İşte ondan sonrası ilginç. Çünkü kadın şapkayı alıyor ve içine hiçbir şey atmadan, yanındaki erkeğe geçiriyor. Bu küçük anekdot, kötü ve iyi niyetli olmak üzere iki şekilde yorumlanabilir: İşin kötü tarafı, bizi hemen kadının hayal gücü seviyesini sorgulamaya itiyor. Böyle bir olasılıkta yazılacak hiçbir imgenin bulunmayışı, ister istemez kadını, şapka geçişleri arasında mekanik bir kısa devre konumuna oturtuyor. Daha iyi niyetli düşündüğümüzde ise kadını, yazan değil de ‘yazdıran’ ve ‘esinleyen’ kimliğiyle ön plana çıkarmamız gerekecek ki bu durumda şapkada yazılanlar, kadının nedeni ve kendisi olarak bir anlam kazanacak... Ben, iki olasılığı da (kadının hem mekanik ve hem de gizemli olarak kodlandığı) düşünmeyi tercih ediyorum!

Tarih:

Sürrealizm, tarihi boyunca kadının gündelik gerçekliğini kendi yaratım sürecinden uzak tutmayı tercih etmiştir. Böylelikle kabaca ‘kadın’, varolduğu gibi değil, görünmek istendiği kadarıyla sözcükleştirilip süslenmiştir. Sürrealist grubun 30’lu yıllarda katıldıkları komünist partinin programıyla uyuşamayıp birer birer partiden ayrılmalarının en önemli nedenlerinden biri de partinin, kadının gizemini yok sayıp onu bir kol işçisi modeliyle emek sürecine dahil etme çabasıdır. Komünist partinin tarlada ya da fabrikada çalıştırarak rüyalarına soktuğu kadın modeli, kadını, esinleyen, ezoterik ve şiirsel yeniden üretimiyle kendi yaratı süreçlerine dahil eden sürrealist zihniyetle ciddi anlamda çatışmıştır diyebiliriz. Hiçbir sürrealist yapıtta kadının güncelliğine ya da mekanik-emekçi kimliğine gönderme yapılmayışın en önemli nedeni de budur. Proleter ve devrimci kadın modelinin, sürrealistlerce yadsınan ama büyük ölçüde onları tuzağına düşüren entelektüel küçük burjuva kadın modeliyle yer değiştirmesi, sürrealizm ve kadın ilişkisi dahilinde yaşanan en büyük açmazlardan biri olmuştur. Kırsal kültürün sanatsal üretime olan katkısını tamamen yadsıyarak şiirin şehirde ve yatakta yazılması gerektiğini savlayan André Breton için kadın, tıpkı düş, kara mizah ya da rastlantısallık gibi ‘kendiliğe’ ulaşabilmek adına kullanılması gereken sürrealist bir tekniktir. Bu teknik, daha çok erkeksi bakışın kendini tamamlamasında kullanılır ve nesnel kadını gündelik gerçeklikte dönüştürebilecek bir işlevden yoksundur. Böylelikle ‘kadın’, sürrealist yapıt özelliği taşıyan her üretimde, ancak eril algı süzgecinden geçerek kadın olabilme sürecini tamamlamıştır diyebiliriz. Sürrealizm, nasıl ki gerçeğin temsili olarak düşünce tarihindeki yerini almışsa, kadın da ‘sürrealist yapıt’ sürecinde, ‘kadının’ temsili olarak bir anlam ya da anlamsızlık kazanmıştır. Böylelikle sürrealizmde kadın, dişil fiziki olanla eril ruhsal olanın kaynaşması sonucu nihai gösterge dilini kazanmıştır.

Kuram:

Sürrealizmle kadın arasındaki ilişkide, André Breton’un pornografiyi dışlayan ‘harikuladelik’ (marvellous) ve ‘sarsıcı güzellik’ (convulsive beauty) takıntısı, Lautreamont’un objelere dayalı ‘harikulade’ anlayışından koparak büyük ölçüde dişileştirilmiştir. Böylelikle estetikleştirilerek kontrol altına alınan dişi imge, eril hayal gücünün diplerinde melankolik (Paul Delvaux’nun resimleri) ve yer yer patolojik (Hans Bellmer’in resimleri) bir çağrışım özelliği kazanmıştır. Sürrealizmin ‘kadın’ konusunda ortaya çıkardığı en değerli sonuç, ‘kadınlığı’ kadından sıyırıp kendi mantığına dahil edebilmesidir. Kadınlığı ‘kadından’ uzaklaştırmak, ancak onun ütopyalaştırılmasıyla mümkün olabilmiştir. Ortaya çıkan bu mutlak dişil malzeme, hiç şüphe yok ki eril arzunun kompleksli içeriğinin bir sonucu olarak varolabilmiştir. Eril arzunun ‘kadınlıkla’ yaptığı ittifak, bir bakıma elden ele dolaşan ‘şapkanın’, yine sürrealistlerce ‘kadının’ kafasına giydirilmesine neden olmuştur. Şapkanın sözcüklerle tersyüz edilmesi, kadınlığı nesnel kadından biraz daha uzaklaştırırken, bakan ve bakılan arasındaki mesafeyi de kapanmayacak biçimde açmıştır. Sürrealizm ve kadın ilişkisi temelindeki en değerli formül, sürrealistlerin hiç hoşlanmadığı ama estetikten ödün vermemek adına da bir türlü tuzağına düşmekten kurtulamadıkları ‘bastırmanın’ ta kendisidir. Şiirsel tılsım, bastırılmış olanla güncel olan arasındaki akıl almaz yoğunlaştırmanın sonucu olarak vardır. ‘Kadın’ nesnesi bastırıldıkça, bastırma yasalarının tersine ‘kadınlığa’ dönüşür ve nihayet eril hayal gücüyle birleşerek sürrealist üretim sürecine dahil edilir.

Teknik:

Sürrealizm ve kadın arasındaki ilişki, elbette sürrealist üretimin tekniğiyle de büyük bir ortaklık içindedir. Örneğin sürrealist edebiyat, kökleri Sade’a dek uzansa bile kadını melankolik bir şiirsel oktavda yazınsallaştırmayı tercih etmiştir. Sürrealist edebiyatta ütopyalaşan ‘kadınlık’, eril olanla gerçekleştirilen içsel yoğunlaşmanın sonucu olarak kendini hissettirir. Bu durum, kadın kahramanların yazarın ‘dilinden’ dile gelmesi ve onun tarihindeki sözcükleri ‘tekrar etmesi’ nedenini doğurur. Kadın zihniyetinin eril bir kısa devreyle yeniden üretilmesi, yani kadının, sürrealist teknik gereği erkeğin bilinçdışı tarafından yazınsallaştırılması, hem kadının gözünde kadınlığı ve hem de erkeğin gözünde ‘kendini’ ütopyalaştırması ile sonuçlanır. Erkeğin, kendi arzusunu kadınsallaştırarak kendini baştan çıkarma amacı, sürrealist edebiyatın sözde kadına dair en önemli bakış açılarından biridir diyebiliriz. Bu analitik tutum, Nadja’nın kendisi değil, yazarı tarafından seslendirilmesi ile eşdeğerdir. Sürrealist edebiyatın, estetik olarak pornografiyi ve saf haliyle de libidoyu bastırıp onu ikinci elden şiirsel dürtülere dönüştürmesi, kadın cinsiyetini dolaylı da olsa hakikate yaklaştıran bir sözcük seçimi sonucunda gerçekleşir. Kadınsı olanı sözcüklerden alıp görsel olana kaydırdığımızda ise idealist çağrışım noktalarından kaynağını alan yazınsal melankolinin çok daha patolojik bir gerçekliğe doğru yol aldığını görürüz. Gerçekten de sürrealist resim, kadının fiziki konumuna, onu deforme etme pahasına edebiyattan çok daha sadık kalmıştır diyebiliriz. Trajik - hipnotik iç çekişlerin yerini görsel ve duyumsal sapkınlığın aldığı sürrealist resim, tarihi boyunca, edebiyatın tersine kadına üstten bakan bir eril tutumun sözcülüğünü üstlenmiştir. Özellikle Hans Bellmer’in çizimleri, ölüm dürtüsüyle pornografiyi birleştiren kışkırtıcı bir sapkınlık içerirken, kadının ‘öteki’ konumunu ise edebiyata göre daha derinden vurgulamıştır. Aynı sapkın şaşaayı Alberto Savinio’nun ve Max Ernst’in kimi resimlerinde bulabilmek mümkündür. Tıpkı Freud gibi ‘düşü’ görselleşmiş sözcüklerden ibaret sayan sürrealist ressamlar için kadın, edebiyatın tersine mutlak gizeme yatırılan bir imge olmaktan çok histerik, manik, ölümcül ve statik saldırgan bir karaktere sahiptir. Kadına dair nesnel yasaların tam anlamıyla bozguna uğramamış olması, kimi zaman sürrealist resim içindeki kadın figürünü güncelleşmiş bir mitolojik nesne olmaya indirger. Mitoloji ve güncel arasındaki bu yoğunlaşma, sürrealist resmin, sürrealist edebiyata göre çok daha ‘sürrealist’ olduğunun en önemli kanıtıdır. Tıpkı resim gibi sinema da düşleri görselleştirmesi kapsamında sürrealizmi evrensel kılan önemli bir değere sahiptir. Sürrealist sinemada kadının yeri, resmin kadına sunduğu zihniyet değerinden çok da farklı değildir. Örneğin Jodorowski’nin filmlerinde kadın, tıpkı resimde olduğu gibi mitolojik ve güncel arasında absürd bir köprü işlevine sahiptir. Onun filmlerinde genelde pornografik ve sakat olarak gösterilen kadınlar, varoluşlarından fışkıran metafizik ve biyolojik enerjiyi, temel formülü bozmadan, yani erkeğin eril hayal gücünde yoğunlaştırarak ‘kadına benzeyen’ ayrı bir cinsiyet yaratırlar. Bunuel’in, özellikle Meksika sonrası çektiği filmlerde teşhir ettiği kadınlar ise Jodorowski’nin tersine kırsal - mistik bir hezeyan nesnesi olarak değil, dürtüleri bastırılmış küçük burjuvalar olarak karşımıza çıkar. Onların, erkeklerin sınıfsal statüsünü kışkırtarak kendi varlıklarını anlamlandırma çabası, Bunuel’in ‘kadın statüsüne’ dair yarattığı kara mizah anlayışının da en önemli göstergelerinden biridir. Jodorowski’nin güncelle bütünleşmiş çarpık mitsel kadın anlayışının tersine, şehir hayatının göbeğinden çıkma ’seksüel politik’ Bunuel kadınları, sürrealizm ve kadın arasındaki ilişkiyi nesnel gerçeklikten yola çıkarak çözümler. İki yönetmenin tersine Jan Svankmajer’in yarattığı kadın modelleri ise anatomik anlamda gelişimin ilk çağlarına gönderme yapan obje - organlara ufalanmıştır. Kadını ‘hücre ve arzu’ düzeyinde sorgulayan Svankmajer filmleri, erkeğin eskil arzu yapısından yola çıkarak ‘kadınlığı’ obje düzeyinde ve daha çok fetişistik açıdan sorgular. Onun filmlerinde ‘eskil arzu’, eril ve dişil olanın bütünleştiği bir seksüel dönemin sözcülüğünü üstlenir. Bu anlamda teşhir edilen tüm organ - nesneler, erkeğin arzusu ile hareket kazanır ve bu arzunun hizmetinde kendi cinsiyetlerinin kışkırtısını sürdürürler. Freud’dan büyük ölçüde etkilenmiş Svankmajer’in Resim ve kadın ilişkisini sinema perdesinde sürdüren bu üç yönetmenin dışında, diğer bir isim olan Leos Carax’ın önerdiği kadın modelinin ise edebiyata daha yakın olduğunu iddia etmek, sanırım yanlış olmayacaktır. Onun filmlerinde kadın, Breton’un manifestolarında dile getirdiği ‘sarsıcı güzellik’ ve ‘harikulade’ kavramlarıyla büyük bir uyum içindedir. Kadına duyulan engellenmiş arzu, melankolik kırılmalar, sözle ifadeleştirilen kadının ‘düşsel’ konumu ve ortaya konan şiirsel anlatı teknikleriyle kadından sıyrılan ‘kadınlık’, Carax’ın kadına olan bakışını kabaca özetler.

Gerçek:

Tabii, ‘kadının’ ve ‘kadınlığın’ konumunu sürrealist üretim süreçlerinden uzaklaştırıp gerçek hayatın tam göbeğine kaydırdığımızda, durumun büyük ölçüde farklı olduğu sonucuyla karşılaşırız.. Konuyu biraz da magazin sınırlarına sokan, sürrealist üretim sürecindeki ‘kadınlık’ kavramını, nesnel kadının fiziğiyle ve sonradan olma ruhuyla buluşturan gerçekliğin kaçınılmaz yasalarıdır. Örneğin Salvador Dali’nin düşlerinde gördüğü astrolojik ve mitolojik değerler taşıyan Gala’yla onun resimlerini açık arttırmada bağıra bağıra satan Gala arasında en az bin düşlük mesafe olduğu kesindir. Tablolarını zamanında bitirmesi gerektiğini işaret parmağını Dali’nin gözüne sokarak vurgulayan bir kadının ciddi olarak bastırılması gerektiğini bilen Dali, bu bastırmanın nakit olarak karşılığını cüzdanında görerek, yıllar boyunca çirkin bir kadının sırtından koca bir servet kazanmıştır diyebiliriz. İspanya’daki yoksul ve Eluard’lı günlerinden sonra zengin olma hayalleriyle Amerika’ya taşınan Gala için de aynı şeyleri söyleyebilmek pekala mümkün. Sürrealist resim zihniyetini uluslar arası pazarın mali dolaşım sistemine kazandırma yarışına giren bu aşağılık çift, sürrealizm ve kadın arasındaki baştan çıkarmaya koşullanmış oyunu bozarak, onu güdük bir mali ilişkiyle sınırlandırmıştır. Salvador Dali, soysuz ruh - fizik yapısını bastırdığı Gala’nın ‘arkeolojik’ malzemesini kullanarak zengin olmuş, Gala ise sevilmiş olan kendisini yeniden severek, kendisinin yansıma bulduğu tabloların satışında tam bir narsistik - pazarlama uzmanı gibi çalışarak yine sevgilisi gibi zengin olmasını bilmiştir. Durum, edebiyat cephesinde farklı mıdır? Breton’un ikinci karısından (Jacqueline Lamba Breton) esinlenerek yazdığı ‘Çılgın Aşk’ ve üçüncü karısı (Elisa Breton) için yazdığı ‘Arcanum 17’ yapıtları Nadja kadar baştan çıkarıcı olabilmiş midir? Evlendikten sonra sanırım durum biraz değişiyor. Çünkü ‘Çılgın Aşk’, ne Breton’un birinci manifestosunda bir sürrealist teknik olarak betimlediği ‘çılgınlık’ zihniyetine karşılık geliyor ve ne de onun ‘güzellik ya sarsıntılı olacak ya da hiç olmayacak’ sloganına... Jacqueline’den ‘sarsıntılı’ olarak ayrılan ve küçük kızının, boşanma kararı ile anne tarafına geçtiğini öğrenen Breton, sanırım o tarihten sonra bir daha ‘Çılgın Aşk’ı’ okumamıştır. Sonrasında hayatına giren Elisa ile durum biraz daha farklı bir boyuta kayıyor. Yaşamın olumsuz şartlarından ‘nesnel rastlantı yasası’ gereği olumlu sonuçlar yaratmasını bilen Breton, kızının ‘resmi kurumlarca’ elinden alınmasıyla, Amerika’nın kuzey sınırlarında tanıştığı Elisa’nın bir kaza sonucu kaybettiği kızı arasında astrolojik bir bağlantı kuruyor ve kendi kızının yerine koyduğu Elisa’ya aşık oluyor. Neredeyse hiç konuşmadan birbirine tutkuyla bağlanan çift, Kanada’ya tatile çıkıyor ve Breton, o ünlü roman üçlemesinin son ayağı olan Arcanum 17’yi kaleme alıyor. Sonra zaman geçiyor ve Breton’un Jacqueline’den olan ve kendisinden resmi kurumlarca kaçırılan o meşhur kızı, geçen yıllarda kendi kızıyla (Breton’un torunu) kafa kafaya veriyor ve geçim sıkıntılarını bahane ederek büyük dedelerinin mirasını satma kararı alıyorlar. Miras, dünyanın dört bir tarafına dağılarak yok ediliyor. Çılgın Aşk’ın rastlantısaldan yola çıkan imgeleme gücü ile Arcanum 17’nin aşkın hizmetine sunulan ezoterik-astrolojik çağrışım tekniği, yapıtların nesnel gerçeklikteki nedeni olan kişilerce aşağılık bir biçimde yağmalanıp satışa sunuluyor. Dali’nin pazarlama uzmanı olan karısı gibi, Breton’un dilenciliğe soyunan ‘soylu’ kadın ve ‘alt kadınları’ da aslında kendilerinden esinlenilen kadınlıklarını bu yolla pazarlamışlardır desek yanlış olmaz sanırım. Pazarlamacı zihniyetin temelde kadını vurguluyor olması, sürrealizm ve kadın arasındaki ilişkiyi nesnel gerçekte absürd bir çıkmaza sokuyor. Bir bakıma kadınlar, Breton’un sürrealist üretim içeriği kapsamında koyduğu ‘düzüşme yasağı’ yüzünden, en azından bedensel olarak bastırılmış olmalarının intikamını, kendi edebi varoluşlarının kaynağı olan ürünleri oral sadistik bir biçimde sömürerek ve satışa çıkararak alıyorlar. Sonunda ise ellerindeki parayı ‘eskil şaraba’ yatırarak emdikleri sürrealist kanı tıpkı bir totem hayvanını yağmalar gibi yeniden kendi içlerine katıyorlar. Bu şölen sürecinde kadınların damarlarına kattıkları arkaik iksir, elbette onları sürrealist kılmıyor ve tarihin elinden devraldıkları şapka, yazık ki içi boş olarak sonrasında gelen kuşağa teslim ediliyor.

TAN TOLGA DEMİRCİ