Yorumlar

26 Aralık 2010 Pazar

Açık Oturum (Öznesi Devrik Konuşmalar) - I























Katılımcılar: Jacques Lacan, Sigmund Freud, Carl Gustav Jung.

Lacan: Göğüsleri yaşına göre biraz aşağıda.

Freud: Yılan engerek sanırım.

Jung: Mucalinda!

Freud: Nasıl Mucalinda?

Jung: Yılanın cinsini merak etmiştiniz. Engerek değil Mucalinda.

Lacan: Ben daha çok kadının cinsini merak ediyorum.

Freud: Kıskanç bir kadın. Eliyle destek vererek gönderme yaptığı kendi anatomik eksiğine rağmen kıskanç evet.

Jung: O bir gardiyan sevgili Freud. Ve kıskandığı, kendinde olmayan değil, tam da gizlediği ‘şey’in kendisi.

Freud: Babasına karşı kontrolsüz teşhirci dürtüler! Gizlediği kesinlikle bu.

Jung: Angkor Wat hazinesi!

Freud: O da nesi?

Jung: Angkor Wat! Kadının gizlediği hazine!

Lacan: Gizlemek, yokluğun inkarıdır. Bize yaşam konusunda ilham veren en büyük sır, bir sırrımız olduğuna inanmak ve dahası bunun bir sır olduğuna başkalarını inandırmaktır.

Freud: Fotoğrafta inkar edilen anatomik eksik, başka bir fallik nesne yardımıyla gizleniyor. Benim gördüğüm bu.

Lacan: Sizin fallik nesne dediğiniz, kadındaki eksiği ödünlemiyor, tersine onun eksiğini vurgulayarak teşhir ediyor.

Freud: Yılan, sırrın kendisi olarak eksiğin yerini tutan sembol-nesne.

Jung: Yılan, başka bir sırrın bekçisi olarak kadının ta kendisi.

Freud: Şu müthiş Wat hazinesinin sırrı değil mi Jung?

Jung: Kesinlikle!

Freud: Merak ettim doğrusu.

Jung: Bundan tam 700 sene evvel Budist bir rahip, açlığının ve susuzluğunun beşinci gününde bir rüya görüyor. Rüyasında, tapınağın temizliğinden sorumlu bir kadına arkadan yaklaşıyor ve onu kolları arasına alarak kaçmasına engel oluyor. Kadın çaresiz çırpınırken, rahip bir eliyle de kadını soymaya çalışıyor. Üzerindeki tüm elbiseleri yırtarak çıkardıktan sonra onu bir hamlede yere yatırıp iğfal ediyor. O sırada dile geliyor kadın: ‘Durun lütfen’ diyor, ‘eğer durmazsanız, gençliğimden çaldığınız kan, tapınağınızın kanı olacak.' Rahip dinlemiyor ve daha da hızlanıyor. Kadın bir kez daha dile geliyor: ‘Tüm müritler, bozduğunuz cinsel perhizin kurbanı olacak.’

Freud: Daha fazlasını kaldırabileceğimi sanmıyorum.

Lacan: Lütfen devam edin Jung.

Jung: O sırada tapınağın duvarları çatlıyor ve çatlaklardan kan sızmaya başlıyor. Rahip, hayretle duvarlara bakıyor. Çatlaklardan kanla birlikte yılan başları ortaya çıkıyor. Sayısız yılan, çatlaklardan sürünerek tapınağın duvarlarını işgal ediyor. Rahip, büyük bir şaşkınlıkla duruyor ve kadının içinden çıkıyor. Çatlaklardan sızan kan hızlanıyor ve tapınak kanla dolmaya başlıyor. Korku içinde nefesi kesilen rahip, duvarlardan gözünü alıp da altındaki kadına baktığında basıyor çığlığı. Kadının kuru dudakları arasından çıkan yılan dili, ergen göğüslerinde patlayıp yeniden dudakları arasında kayboluyor. Rahip bu müthiş görüntünün dehşetine dayanamayarak uyanıyor.

Freud: Nihayet!

Jung: Sonra öğrencilerinden birine, rüyasındaki kadını bulup getirmesini emrediyor. Öğrenci, tapınağın alt katında kadını buluyor ve rahibin huzuruna çıkarıyor. Rahip, rüyasında gördüğü bu kadını tapınağını koruması için görevlendiriyor ve ona, sepetinde beslediği zehiri alınmış yılanlarından birini armağan ediyor. Kadın on gün on gece tapınağın dışında nöbet tutuyor. Sonra bir gün rahibin öğrencisi şaşkınlıktan gözleri fırlamış bir şekilde odaya giriyor ve kadının ortadan kaybolduğunu, ancak nöbet tuttuğu yerde bir elmas parçası bulduğunu söylüyor. Sonra da cebinden elma büyüklüğündeki elması çıkarıp rahibe veriyor. Rahip elması dikkatle incelediğinde kadını, koynundaki yılanla birlikte elmasın içine sıkışmış olduğunu farkediyor ve elması koruma altına alıyor. İşte size Angkor Wat hazinesi.

Freud: Fotoğrafı mı yoksa rahibin düşünü mü çözümleyeceğimiz konusunda kafam karışmaya başladı.

Jung: Kadının verdiği poz, ‘Wat’ arketipinin duygusal canlanışından başka bir şey değil.

Freud: Bunu söylediğiniz iyi oldu. Artık sizi dernekten uzaklaştırdığım için suçluluk duymuyorum.

Jung: Kollarımda bayıldığınız o gece böyle söylemiyordunuz ama.

Lacan: Aktarımın sırası değil beyler!

Jung: Kadın, yüzyıllar öncesinden gelen arketipal enerjiyi mekandan soyut, duygusal bir tonda yaşatıyor bize.

Freud: Onu eksik dünyaya getiren annesine meydan okuyarak ve çıplaklığını teşhir ederek yapıyor bunu.

Jung: Buna inanmamı beklemeyin lütfen.

Freud: Bana kalırsa babasına sürünerek yaklaşmalıydı; ayakta durduğunda teşhir edecek bir organı olmadığından sürünmeyi tercih etmeliydi.

Lacan: Jung’un arketip dediği, kişisel tarihin kolektif kaybı ile sınırlıdır. Bu noktada tek hazine, simgesel gerçeğe yaptığımız sürtünmeli geçişte bir daha asla kazanamayacak olduğumuz kendilik imgemizdir. Fotoğraftaki kadın, kadın olduğu, dahası çirkin olduğu için bu yitikliği ve eksiklik sırrını iki kat daha güçlü yaşıyor elbete.

Jung: Bana kalırsa ‘sır’ olan bir şey varsa o da kuramlarınızın altına gizlenmiş seksist yorumlarınız!

Lacan: Bunun Wat hazinesinin sırrından daha güçlü bir sır olmadığı ortada!

Jung: Ve kadını değil de giderek sizi eksilten bir sır!

Lacan: Katolik ahlakınız ne zamandan beri kafanızdaki kiliseye çıplak kadınları kabul etmeye başladı Bay Jung?

Jung: O kadın çıplak değil!

Freud: Demiştim size, ayakta durmak yerine sürünseydi en azından kadrajın dışına çıkacaktı ve siz de bir ‘hiç’ uğruna tartışmak zorunda kalmayacaktınız.

Lacan: Üzeri çizilen her konu tartışmaya açıktır, bu sadece özneler için geçerli değil.

Freud: Bakışlara odaklanın lütfen. Size neyi anlatıyor?

Jung: Kendisinden bile daha keskin excalibur kılıcını!

Lacan: Başarısız rock gruplarının cinsiyet değiştirmiş davulcularını.

Freud: Meydan okumanın kader kipi!

Jung: Bu tartışmaya daha fazla devam edebileceğimi sanmıyorum.

Freud: Ben de hastama geç kaldım. Gitsem iyi olacak.

Lacan: Pekala, ben tek başıma devam edeceğim o halde.

Jung: Anı bir enerjidir ve enerji kaybolmaz! Bu yüzden, asırlar öncesinde yaşanan tüm büyük olayların anıları, duygusal imgeleriyle arketipal varlıklarını korumaktalar. Bunu unutmayın rica ederim.

Freud: Libido bir enerjidir ve enerji kaybolmaz ancak yön değiştirebilir. Bu yüzden çocuklukta yaşanan tüm büyük travmaların anıları, nevrotik semptomlarıyla varlıklarını korumaktalar. Siz de bunu unutmayın lütfen.

Lacan: ‘Gerçek’ bir enerjidir ve enerji kaybolmaz ancak paralel gerçekliklere nüfuz ederek onların kaderini değiştirir. Bu yüzden uygarlık tarihinde yaşanan tüm sosyal felaketlerin anıları, simgesel düzende varlıklarını korumaktalar. Ancak siz bunu gönül rahatlığıyla unutabilirsiniz beyler.

Jung: Kravatınızı değiştirmişsiniz Lacan, ucu her zamankinden daha sivri.

Lacan: Ne yaparsınız, dil her şeye kadir olamıyor kimi zaman.

Freud: Yeni bir fotoğraf için gerçekten de geç kaldım. İzin verirseniz ayrılıyorum ben.

Jung: Durun, bekleyin beni. Size yeni aldığım tinsel plazma küremi göstereceğim!

3 yorum:

  1. Lacan'ın ilk yorumda la femme n'existe pas demesinin ardından Freud'un yanlışlıkla -fotoğraf-a yaptığı imgesel kastrasyon. Jung leitmotif olarak pek eğlenmiş olmalı.

    YanıtlaSil
  2. Jung'u leitmotif olarak görmüş olmana sevindim. Öyle ki onu Lacan'la karşı karşıya getirmek, mitolojiye oral seks yapmaya benzer bir işitsellik taşıyor.

    YanıtlaSil