Yorumlar

23 Ağustos 2013 Cuma

Dipnotlar XIX


* Ölüyü oynaya oynaya ölü olduğunu unutan bir cinsel pozisyon olarak bakıyorum gündeme.

* BDSM: Bağımsız Demokratik Sivil Mücadele.

* Kiliselerin günah çıkarma odalarına UNDO (Self-Confession) tuşu eklenerek rahiplerden ve günahlardan tasarruf edilmeli.

* Işığı hep aynı yerden kaçıran kadın gülümseyişleri!

* Romy Schneider deyince aklıma zevksiz plaklar dinleyen ve rötarlı adet gören kadınlar geliyor.

* Şeffaf yara bantları icat edilsin, aşkın izini sürmek için.

* Psikiyatristim, gördüğüm rüyaların arkasında Yahudi diasporası olduğunu söylüyor.

* Tek bir çocuktan oluşmadı çocukluğum. Kadınların çantalarına sığmayışım bu yüzden.

* Dünya atlasımı takas edebileceğim bir anatomi atlası arıyorum. Fethettiğim ülkelere karşılık bağışladığınız organlar!

* Kendi hazzına çarparak geri dönen bir bakış gibi koruyun aşkınızı.

* Artık Fransız filmlerini dört parçaya ayırarak izliyorum; masa başı sohbetleri, yatak üstü sohbetleri, mezarlık önü sohbetleri ve jenerik.

* Zamanın hızla geçtiği kaygısı ile kendini öldürme sabırsızlığı arasında kestirme bir yol var.

* Freud, çocuk mahkemelerinde yargılansın!

* Kendi hayatımı bir filme benzetseydim muhtemelen Marco Ferreri'nin 'Dillinger e Morto' filmini seçerdim.

* Bu hafta itibariyla hayatımdan çıkan kadınların isimleri resmi gazetede yayınlandı.

* Evlenmek değil de arada evlenmeyi düşünmek aptalca.

* Yeni günahlar bulamayan bir ilişki, tıpkı tarih gibi sonunda feshetmeye mahkumdur kendini.

* Sürçen dil, sözcüklerde değil sessizlikte onarılır.

* Mikrofonda kalmış nefes gibi yok ettiğiniz kadınlar.

* Ruj izlerine basmadan ulaşabileceğim tek yer alçıya alınmış çocukluğum.

* Hep bir pergelin uçsuz kalemi olarak sabitlendim hayata, adına 'anne' denen sivri dilli bir kadının etrafımda döndüğüne inanarak.

13 Ağustos 2013 Salı

Alfabetik Düşler


ALFABETİK DÜŞLER (HQ) - 2003

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci

Yapımcı: Kadir Kılınç

Görünenler: Kemal Okur, Banu Fotocan, Sedat Kalkavan, Derya Durmaz, Beria Atamtürk, Ridade Tuncel, Serkan Bayram, Elif Yuvayapan, Ayşe Alagöz, Orçun Behram, Pelin Üner, Mahir Cura

Görüntü Yönetmeni: Tan Tolga Demirci

Yönetmen Yardımcısı: Orçun Behram

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Süre: 20'11''

Sunum: Alfabenin gösterenleri ve gösterilenleri arasında yaratılan irrasyonel kısa devre.

Gösterildiği Etkinlikler:

- 3. IF Bağımsız Film Festivali, En İyi Film
- 3. IF Bağımsız Film Festivali, İzleyici Ödülü 
- 2. Yıldız Kısa Film Festivali, En İyi Deneysel Film 
- 41. Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Deneysel Film 
- 41. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Halk Jürisi Ödülü 
- 3. Bursa Kısa Film Festivali, Tüm Zamanların En Çok Etki Bırakan Kısa Filmi 
- 16. Ankara Ulusal Kısa Film Festivali 
- 1. Amsterdam Kısa Film Festivali 
- Düseldorf Modern Sinema Müzesi 
- Urbini Kısa Film Festivali 
- European Short Film Biennale, Ludwigsburg
- 4. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- Bursa Tayyare Kültür Merkezi, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- 17. İstanbul Kısa Film Günleri, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- İstanbul Modern, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- IFSAK, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- ODTÜ SiTop, Tan Tolga Demirci Retrospektifi  
- Ankara Sinema Derneği, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 

Ditto

Yara kabuklarından da yapılsa yara bantları, anatomi kaderdir.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Prag'a Ne Dersin?


PRAG'A NE DERSİN? (HQ) - 2002 

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci

Yapımcılar: Kadir Kılınç, Alpogan Erdoğan, Ayşe Alagöz

Oyuncular: Nilüfer Açıkalın, Kemal Okur, Gözde Gülensoy

Görüntü Yönetmeni: Tan Tolga Demirci 

Yönetmen Yardımcısı: Serkan Bayram

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Süre: 9'53''

Sunum: Aşağıdaki filmlerden hangisi Tan Tolga Demirci'ye ait değildir' şeklinde bir soru sorulsaydı, beni tanıyanlar Prag'a Ne Dersin'i ve beni tanımayanlar yine Prag'a Ne Dersin'i işaretlerdi. Aslına bakılırsa doğru yanıttan ben de emin değilim. Filmi yazmadan önce kafamda dönüp duran tek şey, 'karı-koca' birbirlerini görmeksizin bir evlilik öyküsü çekilip çekilemeyeceği üzerineydi. Sanırım film, bu takıntımı biraz olsun doyurdu. Çekimleri ve kurgusu beş hafta içinde tamamlanan 'Prag'a Ne Dersin', özellikle senaryo ve izleme aşamasında kendimi özgür hissedemediğim tek kurmaca filmimdir.

Gösterildiği Etkinlikler:

- 15. Ankara Ulusal Kısa Film Yarışması, En İyi Film 
- 25. IFSAK Kısa Film Festivali
- 4.Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- Bursa Tayyare Kültür Merkezi, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- 17. İstanbul Kısa Film Günleri, Tan Tolga Demirci Retrospektifi

11 Ağustos 2013 Pazar

11 Ağustos 2013 - Rüya

Bursa Karagöz-Hacivat anıtından kapalı spor salonuna doğru inen yolun sol tarafında eskiden Merih Video vardı. Tam Merih Video'nun olduğu dükkanın önüne kocaman bir masa kurulmuş. Masanın etrafında ben dahil altı kişiyiz ve tuhaf bir oyun oynuyoruz. Oyun, diğer platform oyunları gibi kalın bir karton üzerinde oynanıyor. Kartona İstanbul-Balat bölgesinin haritası çizilmiş. Platform üzerinde sürekli zar atarak ve kart çekerek ilerliyorsun. Oyunu kesinlikle anlamasam da çaktırmadan oynamaya çalışıyorum. Sağ yanımda 45 yaşlarında, saçları üstten dökülmeye başlamış bir adam var. Tam karşımda üç kişi yan yana oturuyor. En sağda oturan, yuvarlak gözlüklü kırklı yaşlarda biri. Ortada, hayatımda gördüğüm en güzel kadınlardan biri var! Platin sarısı saçları omuzlarına anca varan bu kadının bikinisini giymiş olduğu tişörtün altından rahatlıkla görebiliyorum. Bronz omuzlarından düşmek üzere olan bikini bağcıkları, kaçınılmaz bir ereksiyon durumu yaşatıyor bana. Onun sol tarafında, üzerine minik elmas parçaları yapıştırılmış gözlükleriyle bir başka adam oturuyor. Oturma biçiminden ve içtiği cigaralığı döndürmek yerine sürekli kendine saklamasından hayli ukala olduğu anlaşılıyor. Sol tarafımda ise iddiasız ama oyunu kazanmak üzere olan -diğerlerinin tepkilerinden anlıyorum bunu- bir başka orta yaşlı erkek oturuyor. Orada ne aradığım ya da bu insanların kim olduğu ile ilgili en ufak bir fikrim yok.

Sağ tarafımda oturan ve attığı zarı beğenmeyen adam birdenbire şu cümleyi kuruyor: "Devrim benim yüzümden gerçekleşmedi, eğer isteseydim devrim yapmaktan daha kolayı yoktu." Bu söylem bana inanılmaz aptalca gelmesine rağmen masadakiler adamı aşağılayacakları yerde ona kulak kesilmeyi tercih ediyorlar. Dayanamayıp soruyorum: "Neden  başarısız oldu devrim?" Gülerek başını sallıyor adam ve devam ediyor konuşmasına: "Los Angeles'da oturuyordum. O gün hava diğer günlere nazaran daha sıcaktı. Arabayı park edip müstakil evimin dış kapısını açtım ve kendimi yatağa attım." O an zeka dolu bir espri yaparak masadakileri etkileyebileceğim inancıyla atılıyorum: "Umarım uyuyakaldığınız için bizi devrimsiz bıraktığınızı söylemeyeceksiniz." Gerçekten de masada bir kahkaha kopuyor. Platin saçlı kadın, anlamlı bir ifade ve dudaklarında kalmış abartısız bir gülümseyişle bana doğru bakıyor. Sonrasında tahrikkar bir beden dili takınıp sol eli yardımıyla sağ omzunu kaşıyor. Fransız manikürü tırnakların her kaşıma darbesiyle kaşınan bölge önce bembeyaz olup sonrasında hızla omzun bronz rengini alıyor. Yanımdaki adam, masada patlayan kahkaha üzerine bozuluyor ve sigara içmek için bir süreliğine ayrılmak istediğini söylüyor. Adamın kalkışıyla birlikte yoğun bir sessizlik yayılıyor ortama. Sadece platin saçlı kadını tanımak istememe rağmen ayıp olmasın diye masadaki diğer kişilere mesleklerini soruyorum. Karşı sağımda oturan yuvarlak gözlüklü adam mimar olduğunu söylüyor. Sonrasında suçluluk duyan bir ifadeyle az önce sigara içmek için masadan kalkan adamın da emekli öğretmen olduğunu ekliyor. Tam platin saçlı kadın konuşacakken sözü, onun yanındaki elmas kırıntılı gözlükleri olan adam alıyor ve ukala bir tavırla: "Doktor, doktorum ben." diyor. Sol tarafımda oturan kişi, kısık ve utangaç bir ses tonuyla 'danıştay' olduğunu söylüyor. Adamın ne söylediğini anlamıyor ve tekrar etmesini rica ediyorum. Bu kez 'sayıştay' yanıtını veriyor. Masaya yine yoğun bir sessizlik hakim oluyor. Kimse benim mesleğimi merak etmese de söyleme ihtiyacı duyuyorum: "Film yönetmeniyim, aynı zamanda bir üniversitede ders veriyorum..." Söylediklerim kimseyi ilgilendirmiyor. Sadece doktor, yayıldığı yerden "John Wayne filmleri gibi filmler mi çekiyorsun?" diye soruyor. Bunun nasıl da aptalca bir soru olduğunu düşünürken doktor, yanındaki platin saçlı kadına dönüp sigara içmek için emekli öğretmene katılacağını söylüyor. Diğerleri de doktorla birlikte kalkıyor. Sadece platin saçlı kadın, mucizevi bir biçimde benimle kalma kararı alıyor. Ona sanki dilim tutulmuş gibi bakıyorum. İki elini çenesine dayamış hayli hüzünlü görünen kadın, bakışlarıma karşılık veriyor. Bir süre sonra aramızdaki sessizliğin onu kaçırabileceğini düşünerek diğerlerine sorduğum soruyu tekrarlıyorum: "Ne iş yapıyorsun?" Ellerini çenesinden indirmeden yanıt veriyor: "Hamileyim." Bunun şaka mı yoksa gerçek mi olduğunu düşünmeden bir başka soru çıkıyor ağzımdan: "Nerelisin peki?" Aynı melankolik tavırla yanıtlıyor: "Bursa." O an Bursa'da olmama rağmen bulunduğum mekanı İstanbul sanıyorum. Devam ediyorum sormaya: "Bursa Kız Lisesi mi?" Monoton bir ses tonuyla yanıtlıyor: "Hayır, Bursa Erkek Lisesi." Onunla aynı liseye gitmiş olmanın gururuyla atılıyorum: "Ben de Bursa Erkek Lisesi'nde okudum!" Aldırış etmiyor ve oldukça atletik bir hamleyle masanın üzerine sırtüstü uzanıyor. Ne yapacağımı bilemeden ona bakıyorum. Yanına uzanmamı istiyor. Masada oturanların uzaklaşmış olabileceklerine duyduğum inançla kadının dediğini yapıyorum. Ahşap masanın üzerinde sırtüstü uzanmış gökyüzüne bakıyoruz. Birdenbire aklımı, doktorun onunla bir ilişkisi olup olmadığı sorusu kurcalıyor. Merakımı yenmek için soruyorum: "Evli misin?" Sert bir ifadeyle bana doğru dönüyor ve omzumu tutarak yüzümü kendi yüzüne doğru çekerek konuşuyor: "Vaktin varken, bunu iyi değerlendir." O an dayanamayıp onunla öpüşmeye başlıyorum. Ağzıma lezzetli bir et tadı geliyor. Alt dudağını yavaşça emiyor ve dilimi ağzına sokuyorum. Tam diliyle dilimi sardığında bu kez üst dudağını ağzıma alıyorum. Bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra kadının doktordan hamile kalmış olabileceğine dair tuhaf bir korku doğuyor içime. Geri atılıyorum. Şaşırıyor kadın ve bir sorun olup olmadığını soruyor. Hızla masadan iniyor ve ilk oturma pozisyonuna geri dönüyorum. Duyduğum kaygıyı sezen kadın, aşağılayan bir ifadeyle ve neredeyse kahkahaya varacak bir biçimde gülüyor bana. O an daha da güzelleşiyor. Hayranlıkla izliyorum onu. Emekli öğretmene ait kül tablasındaki yarısı boşalmış cigaralığı, masada kalmış ot kırıntılarıyla doldurmaya çalışıyor. Onun o mutlu ifadesinden aldığım güçle soruyorum: "Doktorla aranda bir ilişki var mı?" Soruma aldırış etmiyor ve cigaralığı doldurmaya devam ediyor. Bunu o kadar beceriksizce yapıyor ki sonunda dayanamayıp benim yapmamı istiyor. Ona, otla işim olmayacağını, hatta ot içenlerin bende tarif edilemez bir nefret duygusu uyandırdığını söylüyorum. Bunu o kadar kesin ve net ifade ediyorum ki kadın, farkında olmadan elindeki cigaralığı parmakları arasında paramparça ediyor. Sonrasında oldukça çevik bir hareketle kalkıp o da yerine oturuyor. Çenesini elleri arasına alıyor ve kendi seçtiği bir noktaya boş gözlerle bakmaya başlıyor. Tam o sırada masanın diğer elemanları aralarında gülüşerek ve bize selam vermeksizin gelip masadaki yerlerine oturuyorlar. Doktor olan, kadının depresif duruşuyla karşılaşınca ona iyi olup olmadığını soruyor. Yüzünü ellerinden ayıran kadın, aynı mutsuz ifadeyle bakıyor doktora. Doktor, saçlarını okşamaya başlıyor kadının. O an adamı boğmak istiyorum! Kadının yüzündeki mutsuzluk, giderek ağlamaklı bir ifadeye dönüşüyor ve sıkıca sarılıyor adama. Ondan defalarca özür diliyor. Tıpkı sahibini uzun zamandır görmemiş bir köpek gibi ağzına gelen her yeri öpüyor. Kıskançlık hezeyanım artsa da olayları izlemek dışında hiçbir şey yapamıyorum. Diğer taraftan, eğer kız onunla öpüştüğümüzü itiraf ederse doktorun bana neler yapabileceği düşüncesinden korkuyorum. Tam bu düşünce aklımdayken, karşı sağımda oturan yuvarlak gözlüklü adam, gözlüklerini çıkarıp gömleğine siliyor. O sırada onun sol gözünde, kocaman, yuvarlak bir morluk olduğunu görüyorum. O morluğun masadan kalkmadan önce de orada olup olmadığını hatırlamaya çalışıyorum. Eğer öyleyse sorun olmayacağını ama az önce olduysa bunun ciddi bir sıkıntı yaratacağını düşünüyorum. Hatta aklımdan, yuvarlak gözlüklü adamın platin saçlı kadına olan ilgisini itirafı sonucu doktor tarafından dövülmüş olabileceğine dair bir kurgu geçiyor. Bu paranoyak algıdan kurtulmak ve ilgiyi üzerime çekmek adına öpüşmekte olan kadına doğru yüksek sesle konuşuyorum: "Bunlardan hangisi 'uğur' kartı? Hangi kartı çekersem 'uğur' kazanacağım?!" Amacıma ulaşıyorum. Kız, doktorla öpüşmesini sonlandırıp masanın üzerindeki oyun kartlarından en üstte olanını bana doğru uzatıyor: "İşte uğur kartın." Karta bakıyorum. Üzerinde annemle benim 1978'de, Bursa hayvanat bahçesinde çekilmiş olan bir fotoğrafımız var. Anneme öylesine kaygısızca ve sevecen bakıyorum ki bu kartın gerçekten de bana uğur getirebileceğini düşünerek çaktırmadan onu cebime atıyorum. Yaptığım bu küçük hırsızlık, bir ayının çığlıklarıyla bölünüyor. Sesin geldiği yere doğru bakıyorum. Oldukça yaşlı bir adamın, tasma taktığı ve kadın elbiseleri giydirdiği bir ayıyla oradan geçmekte olduğunu görüyorum. Her adım atışında burnundan kan fışkıran, yorgun olduğu ve dayak yediği her halinden belli ayıyı izliyorum. Yaşlı adam ve ayının arkasından pankart taşıyan bir kadın grubu yürüyor. Pankartların üzerine yazılmış olan sloganlar sprey boyayla silinmiş. Grup o kadar donuk ve o kadar yavaş yürüyor ki zamanın geçmediğine dair rahatsız edici bir kaygı yaratıyor bende. O an, annem tarafından akşam yemeğine davetli olduğumu hatırlıyor ve saatime bakıyorum. Telaşımı gören platin saçlı kadın, nispet yaparcasına biraz daha sokuluyor doktora doğru. Utançla karışık öfkeyle herkesten izin isteyip ayının bıraktığı kan izlerinin tersinde eve doğru yürümeye başlıyorum. 

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Entrechat



ENTRECHAT (HQ) - 2012

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci

Yapımcı: Juliet Tombaz

Oyuncular: Ali Düşenkalkar, Zeynep Kaçar, İlker Güler, Serdar Yeğin

Görüntü Yönetmeni: Ege Ellidokuzoğlu

Yönetmen Yardımcısı: Gökhan Yıldırım

Müzik: Semih Tareen

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Sanat Yönetmeni: Pınar Yatarkalkmaz

Kostüm: Ayşe Milli

Panter Operatörü: Salih Polat

Işık: Erkol Cevahiroğlu

Ses: Ercan Küçük, Naim Kavur

Set Fotoğrafı: Gökçe Pehlivanoğlu

Animasyon: Diren Ayhan

Obje Tasarım: Serkan Ağırgöl

Süre: 14'39''

Sunum: Entrechat figürü, aynı zamanda senaryoyu yazmama neden olan iki anafikrin metaforu. İlki, bir kız kardeşim olduğu gerçeğinin benden uzun yıllar saklanmış olduğuna dair çocukluk paranoyamı, ikincisi ise anne babamın, gerçek anne babam olmadığı yönündeki hezeyanımı esas alıyor, yani öksüzlük kompleksini... Sıçrayış anı ve figür, bu iki durumun duyumunu temsilen gerçekleşiyor.

Gösterildiği Etkinlikler:

- Massrome Uluslararası Kısa Film Festivali
- 24. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali
- 2. Fantasturca, Fantastik Filmler Festivali

8 Ağustos 2013 Perşembe

Erses Apt. No: 8


ERSES APT. NO: 8 (HQ) - 2003

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci

Görünenler: Merve Artan, Orçun Behram, Burçin Behram, Ebru Yıldız, Tan Tolga Demirci

Görüntü Yönetmeni: Tan Tolga Demirci

Yönetmen Yardımcısı: Orçun Behram

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Süre: 9'40''

Sunum: Birinin çocukluğunu geçirdiği evi 'lanetli' olarak nitelemesi ve dahası yıllar sonra bu evden bir kısa film çıkarabilmesi, evden çok, o filmi çeken kişinin çocukluğuna bulaşan lanetin bir göstergesi olarak düşünülmelidir.

Gösterildiği Etkinlikler:

- 4. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- IFSAK, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- Bursa Tayyare Kültür Merkezi, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- İstanbul Modern, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- ODTÜ SiTop Sinema Günleri
- 15. Ankara Ulusal Kısa Film Festivali
- 17. İstanbul Kısa Film Günleri, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- 26. IFSAK Kısa Film Festivali
- Ankara Sinema Derneği, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 

6 Ağustos 2013 Salı

Felix Und Scorpion



FELIX UND SCORPION (HQ) - 2007

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci

Yapımcı: Gökhan Ünlü

Oyuncular: Ali Uyandıran, Zeynep Kaçar, Mine Tugay, Merve Artan, Peter Gallagher

Görüntü Yönetmeni: İlker Berke

Yönetmen Yardımcısı: Tuba Çukurbağlı

Müzik: Semih Tareen

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Obje Tasarım ve Animasyon: Tan Tolga Demirci

Set Fotoğrafı: Gökçe Pehlivanoğlu

Süre: 18'19''

Sunum: Margaret Thatcher'ın ayakkabısıyla Karl Marx'ın yazmaya çalışıp da yarım bıraktığı 'Felix Und Scorpion' isimli edebi yapıt arasındaki kısa devre ve sonrasında meydana gelen diyalektik döngü, Reich'ın 'seksüel politika' düşüncesinin gerçeküstü bir biçimde ajitasyona dönüştürülmesi üzerinden anlatılıyor. 

Gösterildiği Etkinlikler: 

- 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali
- 2. Bursa İpek Yolu Film Festivali
- Ankara Sinema Derneği, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- Austuria, Festival of Nations
- ODTÜ SiTop Sinema Günleri
- IFSAK, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kendiliğinden Öyküler


KENDİLİĞİNDEN ÖYKÜLER (HQ) - 2003

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci

Yapımcı: Kadir Kılınç

Oyuncular: Yeliz Görgülü, Alison Kemp, Serkan Şen, Kemal Okur, Serkan Bayram, Yasemin Yalçınkaya, Tan Tolga Demirci

Görüntü Yönetmeni: Tan Tolga Demirci

Yönetmen Yardımcısı: Orçun Behram, Serkan Bayram

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Süre: 12'02''

Sunum: Uzun zamandır plastik sanatlardaki kolaj düşüncesini yansıtan bir senaryo yazmayı düşünüyordum. Bu düşünceyi uygulamaya koymamda bana yardımcı olan şey ise o sıralarda yaşadığım odaklanma sorunu oldu. Epizodik öykü anlatma hastalığına ilk yakalandığım film olan 'Kendiliğinden Öyküler', işte böyle bir düşünsel sürecin sonunda ortaya çıktı. Ayrı dillerin bir araya gelmesi, farklı sahnelerin bir araya gelmesi düşüncesinin tanımını koyulaştırsa da filmde ilgisiz dilleri kullanmamdaki en önemli neden, izleyiciyle oyuncu ve oyuncu ile kendi öyküsü arasındaki mesafeyi açmak arzusuydu. 7 sahneden oluşan, çekimleri ve kurgusu 1 ay içerisinde tamamlanan Kendiliğinden Öyküler, analizanın dirençleriyle birlikte ortaya çıkan imgeler üzerine kurulu. 

Gösterildiği Etkinlikler:

- 15. Ankara Ulusal Kısa Film Yarışması
- Bursa Tayyare Kültür Merkezi, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- IFSAK, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- 4. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- İstanbul Modern, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- 17. İstanbul Kısa Film Günleri, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- ODTÜ SiTop Sinema Günleri
- Ankara Sinema Derneği, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 

1 Ağustos 2013 Perşembe

Hayatımın Özeti



HAYATIMIN ÖZETİ (HQ) - 2002

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci

Görüntü Yönetmeni: Tan Tolga Demirci

Görünenler: Serhan Cengiz, Tan Tolga Demirci, Ayşe Alagöz, Deniz Kumbaracıbaşı, Ebru Yıldız

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Süre: 9'25''

Sunum: Hayatımın Özeti, seks, psikanaliz ve politika kavramlarını, onların gerçeküstü açılımlarıyla buluşturan ve bu süreçte kişisel bilinçdışını estetik bir araç olarak kullanan bir çalışma. Bu filmde adı geçen kişiler, konu edilen olaylarla rasyonel olmayan bir ilişki içine sokularak yaşadığım hayatı olması gerekenden daha 'incelikli' bir gerçeklik düzlemine taşıyor. Filmin amacı, öyküyü, mekan ve zamandan soyutlayarak, söz konusu gerçeklik düzleminin gerçek olmadığına izleyiciyi inandırmak üzerine kuruludur. Wilhelm Reich'ın hayatıma giren kadınlara olan uzaklığı ne ise filmin izleyiciye olan uzaklığı da odur.

Gösterildiği Etkinlikler:

- 25. İFSAK Kısa Film Yarışması - En İyi Deneysel Film
- 15. Ankara Ulusal Kısa Film Yarışması
- 4. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- Ankara Sinema Derneği, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- 17. İstanbul Kısa Film Günleri, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- İstanbul Modern, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- ODTÜ SiTop Sinema Günleri
- Bursa Tayyare Kültür Merkezi, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- IFSAK, Tan Tolga Demirci Retrospektifi

Klecks


KLECKS (HQ) - 2004 

Senaryo & Yönetmen: Tan Tolga Demirci 

Oyuncular: Heather Anderson, Diana Knight, Teoman Kumbaracıbaşı, Merve Artan, Alison Kemp, Zeynep Kaçar, Sedat Kalkavan, Metin Bozkurt

Görüntü Yönetmeni: Tan Tolga Demirci

Yönetmen Yardımcısı: Alican Aktürk, Refik Anadol 

Kurgu: Tan Tolga Demirci

Sanat Yönetmeni: Teoman Kumbaracıbaşı 

Sunum: Hermann Rorschach'nın, 1920'li yıllarda uygulamaya koyduğu mürekkep leke testinden hareketle, 5 lekenin 5+1 öyküye dönüşmesini anlatan film.

1.öykü: Mistik görüntü, gerçek görüntünün 'değil'idir ve bu yüzden kara kutuya ters yansır. 
2.öykü: Cinayetin estetize edilmesi, cinayeti ortaya çıkaran nedenin estetize edilmesidir. 
3.öykü: Ayrılık kaygısından kurtulabilmenin tek yolu ayrılmaktır. 
4.öykü: Kapalı devre analojilerde bir balığın kılçığı, balığın kendisinden daha güçlüdür. 
5.öykü: Evrensel yineleme nevrozu dünyanın kendi etrafında dönüşüdür.

Süre: 13'04''

Gösterildiği Etkinlikler: 

- 16. Ankara Ulusal Kısa Film Yarışması
- 3. Signes De Nuit Kısa Film Festivali
- 1. Amsterdam Kısa Film Festivali 
- Resfest Dijital Kısa Film Yarışması
- Düseldorf Modern Sinema Müzesi 
- Urbini Kısa Film Festivali
- Milano Kısa Film Festivali
- Beyrut Kısa Film Festivali 
- Sydney Kısa Film Festivali
- Ankara Sinema Derneği, Tan Tolga Demirci Retrospektifi 
- Litvanya Kısa Film Festivali 
- Pompidou Center Kısa Film Festivali 
- İrland Cork Film Festivali 
- European Short Film Biennale Ludwigsburg 
- Refect Festival Rotterdam
- 17. İstanbul Kısa Film Günleri, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- İstanbul Modern, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- ODTÜ SiTop Sinema Günleri
- Bursa Tayyare Kültür Merkezi, Tan Tolga Demirci Retrospektifi
- IFSAK, Tan Tolga Demirci Retrospektifi