Yorumlar

16 Mayıs 2012 Çarşamba

"Deli Adam, Hiçbir İş Üretmeyen Zeki Adamdır"



Çeviri: Tan Tolga Demirci


Soru: Alejandro, pek iyi görünmüyorsunuz, iyi misiniz?


Yanıt: Evet, pek iyi sayılmam.

Soru: Röportajı erteleyelim ister misiniz?

Yanıt: Hadi canım, yapmayın!

Soru: Peki öyleyse. Hayatın içindeki sanatçı duruşunuzu tanımlayabilir misiniz?

Yanıt: Herhangi bir etiketim yok. Yaşam içersinde bir sanatçı değil bir insan olarak duruyorum. Yani sanatçı tavrım yok. Birine sanatçı dediğinizde onu etiketlemiş oluyorsunuz. Oysa ben bir sanatçı, sporcu, politikacı ya da gizemci değilim. Hiçbir şeyim. İnsanım. Yanıtım bu.

Soru: Pekala. İnsanlara psikomaji yöntemiyle yardım ettiğinizde ya da tarot açtığınızda nasıl hissediyorsunuz?

Yanıt: Orada olan ben değil 'öteki' oluyor. Bense kayboluyorum.

Soru: Transa geçtiğinizde farklı bir bilinçlilik durumu mu yaşıyorsunuz?

Yanıt: Birden çok yüzüm yok benim. Her an aynıyım. Tuvalete gidip kendimi rahatlattığım zaman bile.

Soru: Çok güzel bir yanıt. Peki seansta olduğunuz kişinin size akmasına nasıl izin veriyorsunuz ya da bu sürecin nasıl gerçekleşmesini sağlıyorsunuz?

Yanıt: İzin vermek güç sahibi olmaktır. Hiçbir şeye izin vermiyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Diğer bir deyişle kendimi 'dinleyici' konumuna sokuyor ve dinliyorum.

Soru: Peki siz 'orada' değilken sizi işlevsel kılan kim?

Yanıt: Bakın, eğer bunu tanımlayabilseydim Saint John, Ramakrishna ya da Buddha olurdum. Beni işlevsel kılanın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok. Bu düşüncenin ötesinde bir şey.

Soru: Trans -ya da adı her neyse- durumuna geçtiğinizde bu konumu nasıl tanımlıyorsunuz? Kendi içinizde olmamak nasıl bir duygu?

Yanıt: Trans dediğiniz, gereksiz olan her şeyi bir kenarda bırakarak o sırada mühim olan neyse ona dikkat gösterme durumudur, hepsi bu, aşırı derecede dikkat gösterme durumu...

Soru: Birisiyle bu süreci yaşarken ona kendinizi yansıtmadığınızdan ya da ulaştığınız bulguları uydurmadığınızdan nasıl emin olabiliyorsunuz?

Yanıt: 'Kesinlik' denilen şey bu işte. Eğer katiyetiniz yoksa hiçbir şey yapamazsınız. Böyle bir durum aklımın ucundan bile geçmez. Ben mutlak katiyete sahibim ve yaptığım şey de doğru. Aksi taktirde yapmazdım.

Soru: İnsanlara yardım etmeden yaşayabilir misiniz?

Yanıt: Bir balık yüzmeden nasıl yaşayabilir ki?

Soru: İnsanlar sizi guru olarak gördüklerinde bu nitelikten ayrılabilmeyi nasıl başarıyorsunuz?

Yanıt: Bunun için hiç bir şey yapmıyorum.

Soru: Peki kitleler etrafınızda toplandığında?

Yanıt: Onlara sevimli görünmeye çalışıyorum.

Soru: Bana 'mış gibi' yapmanın gücünden söz edebilir misiniz; birinin sıradan bir yaşamın ortasında çıkıp da hiç sorunları olmayan bir azizmiş gibi davranmasından, sahip olduğu yakarma ve şifacılık gücünden?

Yanıt: Tüm bunları taklit hissiyatıyla yapıyorum. Ancak bir maymunun yaptığı gibi değil. Papağan ya da maymun, çevresindeki davranışları taklit eder. Oysa muhtevayı (içerik) taklit etmek çok daha farklıdır öyle değil mi? Muhtevayı taklit ettiğinizde onu hissedersiniz, taklidin bir duyumsayış olduğunu hissedersiniz. Ancak bu hisleri yönlendiremezsiniz. Bir aziz olmanın duyumsayışından söz ediyorum, yoksa bir maymun gibi taklit etmekten değil.

Soru: Peki delilik nedir sizce?

Yanıt: Deli adam, hiçbir iş üretmeyen zeki adamdır.

Soru: Peki hastalıklı insan kimdir?

Yanıt: Hastalıklı insan, yapmayı istediği pek çok şeyin yasaklandığı ve yapmak istemediği pek çok şeyi yapmaya zorlanan insandır.

Soru: Sanat ne yollarla bizi delilikten ve hastalıktan kurtararak özgürleştirebilir?

Yanıt: Sanat bir egzoz borusudur, arabada olan egzoz borularından... Bu yüzden de enerjinin boşalmasına yardım eder. Kimileri bu egzoz borusuna filtre koyar, kimisi koymaz. Koymayanlar enerjiyi negatif yoldan boşaltırlar. Koyanlar ise söz konusu enerjiyi hem dönüştürür ve hem de sağaltım adına ürettikleri sanat aracılığıyla pozitif anlamda boşaltırlar.

Soru: Peki 'güzel olan' sağaltıcı mıdır?

Yanıt: Güzellik bir ilaç değil, bir sondur. Diğer bir deyişle hastalık, güzel olanın kaybıdır. Hastalığı bir kenara bıraktığınızda güzelliğe ulaşırsınız. Peki eğer ona sahip değilseniz nasıl olur da güzellik sağaltıcı olabilir? İyileşmek demek, onu elde etmek demektir. Bu yüzden güzelliğin sağaltım olduğu söylenemez. Güzellik yalnızca sağlıktır. Ona ulaşmak için başka ilaçlar keşfetmeniz gerekir.

Soru: Sanat, bilinçlilik durumunu nasıl yükseltebilir?

Yanıt: Bakın, bu soruyu yanıtlayabilmek için Psicomagia (Psychomagic) ve La Danza de la Realidad (The Dance of Reality) isimli iki kitap yazdım. Şu an bu soruya yanıt vermek benim için oldukça zor. Eğer yanıtı merak eden varsa bu iki kitabı okusun.

Soru: Kitapları edindim, bu yüzden soruyorum. Ama, peki... Hayatta mucizevi olan nedir sizce?

Yanıt: Gerçeği olduğu gibi görmeyi öğrenmektir.

Soru: 'Gerçeklik' ve 'düşünme' üzerine ne söyleyebilirsiniz? Birbirleriyle olan ilişkileri nedir?

Yanıt: Gerçeklik ve düşünme arasında bir çifteşlik kurmak, birbirine bağlı olan şeyleri ayırmaktır. Gerçek olanı 'düşünme'den ve düşünmeyi gerçek olandan nasıl ayırabilirsiniz ki? Şu an kavrıyor olduğum gerçeklik, düşünmenin özüdür. Gerçeklik, 'gerçeklik' hakkında düşündüğüm şeydir. Bu herkes için geçerli. Kendi adıma gerçeklik ve düşünme arasında hiçbir fark yok.

Soru: Peki içsel kavrayışlarımız gerçekliğimizi nasıl etkiliyor?

Yanıt: Tam olarak olduğumuz şey değiliz. Tersine ve en azından başlangıçta, diğerlerinin olmamızı istediği şeyiz. İçsel kavrayış ise basitçe biri olabilmektir. Mutluluğun tek yolu 'biri' olabilmekten geçer. Başka mutluluk yoktur. En büyük ceza, o anı ve o anda yaşamıyor olmaktır. Oysa kusursuz içsel kavrayış yakalandığında mutluluk da yakalanmıştır.

Soru: Kendinizi mutlu olarak görüyor musunuz?

Yanıt: Kendimi göz önüne almıyorum. Size daha önce de söyledim. Kendimi görmüyorum, zihnimde çifteşlilik yok. Kendim hakkında konuşamam çünkü eğer konuşursam iki kişi olurum; mutlu olan kendim ve mutlu olan kendini gören kendim ki o ikinci kişi benim içimde yaşamıyor.

Soru: Öyleyse bu çifteşlik düşüncesinin üstesinden gelebildiniz.

Yanıt: Eğer üstesinden geldiğimi söylersem ukalalık etmiş olurum. Bu yüzden 'üstesinden gelmek' kavramını kabul etmiyorum. Ancak mümkün olduğunca içsel diyalogumu tamamladığımı söyleyebilirim.

Soru: Peki şimdi nasılsınız?

Yanıt: Berbat bir durumda.

Soru: Burada bitirebiliriz ve eğer isterseniz özgürsünüz.

Yanıt: Teşekkürler.

1 yorum: