4 Ocak 2011 Salı

André Breton VS André Breton (Paranoyak Önermeler)


Kimi blog okurlarının seni (André) ben (Tan) sanmasının temelinde öksüzlük kompleksi yatmaktadır. İlk kez, Hans Zulliger isimli sübyancı çocuk analistinin 'Çocuklarımızın Korkuları' kitabıyla tanıştığım bu kompleks, çocukların, gerçek anne babalarının gerçek anne babaları olmadığı yönünde duydukları kuşku / korkuyu temel almaktadır. Buna göre çocuk şöyle bir umudu besler: 'Günün birinde gerçek anne babam ortaya çıkıp, beni sizin elinizden kurtaracak.' Psikanalitik bir terminolojiyle ifade edersek, gerçekçi olmayan ebeveyn temsillerinin, ben idealinin uzantısı olarak yansıtılıp ilkel üstben örgütlenmesine dahil edilmesi, çocukça bir çarpıtmanın sonucu olarak ister istemez sentetik bir psikozun da kapılarını zorlamaktadır. Buna göre sözde sahte ailenin bastırılıp ideal ailenin yüceltilmesi, öksüzlük kompleksinin birincil oluşum nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çarpıtma, seni ben sanan blog okurları için de pekala geçerlidir. Yaşanmaz bir blogta yaşayabilmek için geliştirilen üçüncü sınıf stratejilerden biri olarak düşünmek istediğim bu durum, seni 'mesih', yani tinselleştirilmiş ideal aile formatına sokarken, beni ise gerçekçi, kötü aile temsilinin bölünmesi gereken konumuna itmektedir. Beni sahteleştiren -ki bu benim blog içinde senden daha gerçek olduğumu gösterir- en önemli dinamik, okurların beni bölme ve zihinsel yok etme gereksinimleridir. Bir gün gerçek babaları çıkacak ve onları yaşadıkları bu sütü bozuk ailenin dilinden kurtaracaktır. Tahammül edilmez bir blogta varolabilmek için geliştirilen bu teolojik savunma, totemin, yani benim, başka bir totemin yani senin sofranda parçalanarak mideye gönderilme fantezilerini içermektedir. Senin ağzını kullanarak benim sözcüklerimi parçalayıp kendi midelerinde sindiren kimi blog okurları, sessiz kalmakla infantil geriliklerini oldukça anlaşılır biçimde sürdürmektedir. Sessiz kalmak, yani benim yaptığımın tersine dilin bekaretini korumak, onlar için günaha girme korkusunun ve dahası, 'söz'le girecekleri simgeselin kodlarında boğulma kaygısının bir sonucudur. Kimi okurun bu sentetik elektromanyetik monitör alanında sessiz kalıp, senin ben olduğuna dair kuşkularını telefonda ya da daha sıkıcısı yatakta sıralamalarının en önemli nedeni, tavandan izledikleri kendilerinden duydukları 'kendi olma'ya dair kuşkularıdır (Ontolojik bir kuşkudan söz ediyorum yoksa psikoseksüel değil). Bu rotaya sadık kalarak seni ben sanan ve böylelikle kendilerine anlam bulmaya çalışan kimi blog okurları, oyun alanında sessiz kalarak nesne özellikli yapılarını sürdürmekte ama gereksiz yere ve dahası yatakta konuşarak hızla özneleşmektedir. İmdi gelelim, kimi okurların, oral dönemin tadından yenmez savunmalarından ikisi olan 'bölme' ve 'yansıtmalı özdeşleşme' mekanizmalarını kullanarak seni nasıl ben sandıklarına...

1) Uygar bir nevrotik bastırır. İnfantil bir borderline ise böler. Bir başka deyişle beni bastıranlar, blogu terk edenlerdir, bölenler ise böldükleri kötü nesne tarafından misillenme korkusu yaşayan ama yine de psikotik bir mutlak benlik kaybına karşı blogu terk etmeyi göze alamayanlardır. Tahammül edilmez olan beni (kötü nesne) bölme mekanizmasıyla iyi nesneye dahil eden ve 'sen'leştiren kimi okurlar, böylelikle senin dilinden (gerçekçi ebeveyn imgesinin ilkel idealleştirmeye olan gerilemesi) beni ve benim üst dilimden (benlik idealinin üstbene dönüşmesi) ise seni cezalandırırlar.

2) Uygar bir nevrotik yansıtır. İnfantil bir borderline ise yansıttığıyla özdeşleşir. Bir başka deyişle, yansıtmayı kullananlar, bloga küfredip mekanı terk edenlerdir. Yansıttıklarıyla özdeşleşenler ise ne kadar küfretseler de blogtan ayrılamayanlardır. Ayrılamadıkları blogun -bu durumda yaşanan anksiyete, blog ile kişi arasında değil, kişi ile kendisi arasındadır- kötü nesne temsilleriyle başa çıkabilmek için, kendi nefretlerini bu temsillere yansıtıp sonra da onları içlerine alırlar. Bu ilkel özdeşleşme biçimi, hem kötü olarak kötüye karşı savaşı ve hem de baş kötü olanla işbirliği yapıp böylelikle onu kendisinden uzak tutmakla işler hale getirilir. Bu noktada benim sana bölünmem ve bölünen kötü nesneme Tan ve iyi nesneme André adı verilmesi, yani diğer bir deyişle senin sütünün memenden, benimse şeyimden çıkması sonucu blog, böylesi bir yanılsamalı tanımlamaya gereksinim duymuştur. Kimi blog okurlarının bu yerinde ama patolojik değerlendirmesinin sonucunda üç önemli olasılık ortaya çıkmıştır:

a) Benim gerçekliğim, senin simgeselinde parçalanıp imgeselleşebilir (kadınlar benimle yatarken seni düşünebilirler).
b) Benim simgeselim, senin imgende parçalanıp gerçek olabilir (kadınlar benimle yatarken beni düşünürler).
c) Benim imgeselim, senin gerçekliğinde kırılıp simgeselleşebilir (kadınlar benimle yatarken kendilerini düşünürler).

Lacan'ı sevmemin en önemli nedeni, kuramsal açıdan bu üç şıkkın da doğru ve yanlış olduğunu gösterebilmesidir. Fairbairn'i sevmemin en önemli nedeni, bu üç şıkkın kuramsal açıdan doğru ama pratikte yanlış olduğunu gösterebilmesidir ve nihayet kendimi sevmemin en önemli nedeni, bu üç şıkkın hiçbirinin doğru olmadığını ve bu yüzden kadınların benimle yatarken Woody Allen'ı düşündüklerini gösterebilmemdir. Kimi okurlar tarafından sana bölünüyor olmam, evrimci bir bölünmeden ziyade fraktal bir bölünme olarak düşünülmelidir. Yazdığın tek kelimenin benim tüm metnimin yerini tutmasıyla özetlenebilecek işbu fraktal bölünme, benzer biçimde ürettiğin tek anlamın beni anlamsızlaştırması olarak da düşünülebilir. Bölündüğü parçanın yapısını koruyan bölünmüş parça, Zulliger'in 'pars pro toto' yasasını anımsatır biçimde, 'gösteren' sürçen anlamın, 'gösterilen' sürçen anlamda sürdürülmesi gibi mucizevi bir görev üstlenmiştir. Okurların, bölme mekanizmasıyla zulmedici olan beni -gösteren sürçen anlam- kendilerinden uzaklaştırıp sen sandıkları bana yaklaştırması, ortada iki ben olduğunu kabul edersek, iyi nesne olan seni, yani tehlikesiz, dönüştürülmüş olan beni -gösterilen sürçen anlam- ortaya çıkarır. Bu bölme işleminin blog okurlarının delirme korkularıyla bir ilgisi yoktur. Çünkü delirme korkusu, benliğin bölünme korkusu değil, benliğe çekilme korkusu ile ilgilidir. Bu noktada bölme gerekliliği, önce de ifade ettiğim üzere iyi benlik temsiline karşılık gelen kötü nesne temsilini inkar / bölme yoluyla yok edip, onu 'sen' kılma yönünde atılan adımı ifade eder. Yani sen, kimi blog okurlarının emdikleri berbat, sanki mürekkep tadını andıran ve benim tarafımdan üretilen sütü aklayan, onu simyevi bir biçimde arıtan bir geçiş nesnesi olarak kodlanıyorsun. Sen, geçiş nesnesi kimliğinde, 'tez' olan bana 'antitez' olarak gösterilirken, böylelikle bir üçüncü mesih / kişinin -sentez- ortaya çıkma gerilimi de vurgulanmış oluyor. Kimi blog okurunda varolan bu bilinçdışı kurtarıcı beklentisi, ikimizin önce altını -simgesel kastrasyon- ve sonra da üstünü -imgesel kastrasyon- çizebilecek bir kahraman mitosunun yaratılması için yadsınmaz bir ön izleme niteliği taşımakta. Evil Dead filminin birincisindeki göstergelerden yola çıkarak, benim Sam Raimi, senin Bruce Campbell ve bizim iflahımızı becerecek yeni kahramanın ise Evil Dead filminin ikincisi olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü bir filmin kendisi, o filmin kahramanlarından güçlüdür. Bu yüzdendir ki bir filmde oynayarak izleyicinin gözünde simgeleşen kahraman, simgeleştiği ölçüde gücünü ve çükünü kaybetmeye mahkumdur. Böylelikle gücünü 'nesne' -dilsiz- olmaktan alan kimi blog okurları, beni sen sandıkları iddiasını ortaya atarak bir senaryo yazdılar. Biz de erkek olmamız nedeniyle, onların yazdığı bu filmde kahramanlaşmaya çalıştık (Bkz. Marcel Duchamp'ın 'Merdivenden İnen Çıplak' tablosu) ve bu çaba, simgesel kodta, izleyici tarafından deşifre olmamız sonucunu yarattı (Bkz. Marcel Duchamp'ın 'Bekarları Tarafından Çırılçıplak Soyulan Gelin' yapıtı). Yazılan senaryonun, senaryo kahramanlarının varoluş ve yokoluş nedeni olmasından yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki ikimizin sözlerinden yaratılacak ve doğmayı bekleyen yeni kahraman, şu anda bizim tartıştığımız filmin, yani şu anda yazılarımı okumakta olduğun ekranın dışındadır, imgeseldir ve ikimizden de güçlüdür.

2 yorum:

  1. Ikinizin hakkindan gelecek imgesel "varlik" acaba neyin bolunmesinin nereye yansimasidir? [Catlayarak ikiye ayrilmis bir karpuz yarisinin kirilmis bir aynadaki yansimasi] sozlerin ve teknik\materyal anlamlarindan esinlenerek\uzaklastirilarak metafizik terimler olarak geri donusumu blog okuyucunu -Andre ve Tan'i en kotu (anlamasi guc) ihtimalle iki bloga sahip tek kisi hayal etmis okuyucuyu- gercegin degil hatta gercege anti-alternatif hikayenin gitgellerinde zorlamistir. Ne gerek var birseyleri aciklamaya calismak icin bu zahmetlere girmeye, piskanalizde heryeni teori ortaya atanin, "ben de boyle bir model kurdum, alin bunlar da hayattan pozitif ornekler, ama mumkunse cok ciddiye alip kendi hikayelerinizi bunlar uzerine yazmayin!" desin hatta ustune bir de sunlari dese(lerdi)ydi keske Lacan: Baska seyler yazin sizde, ne de olsa bunlar muhtemelen yanlis, yanlislar uzerine alternatif logic'ler kullanark dogruya mi ulasmaya calisiyorsunuz, ulastiginiz seyin dogru oldugunu bile bilemezsinis bu sartlarda, pardon siz surrealistiniz, ne demek hakketen surrealism? gercek ustu, gercekín "complement"imi yani gercek olmayan ama onun da gercegin ustunde kalan kismi! neyse sizde oraya baska yerden gidin, bu teoriler surrealist bir hikayeyi fazla bilimsel yapiyor ve zavalli okuyucu acilar icinde kivranarak, gozlerini burusturup, zihnini patinaj modundan itmeye calisarak satirlari tuketmeye calisiyor.

    YanıtlaSil
  2. * İlk sorunuzla ilgili size orgazm cetvelim yardımcı olacaktır. Linki şöyle özetlenebilir:

    http://surrealismus.blogspot.com/2009/01/tan-tolgann-orgazm-cetveli.html

    Çıplaklar listesi: Merdivenden çıkan kişiye kısaca 'A', inen kişiye kısaca 'T' ve aynaya ise küçük 'a' diyebilirsiniz.

    * Sürrealizmin ne olmadığı ile ilgili bir başka link de bu kavrama dair sorularınızı bir nebze dağıtacaktır:

    http://surrealismus.blogspot.com/2009/01/yeni-bir-srrealist-manifesto-iin-meydan.html

    PS: Yazıda 'Woody Allen' dışında bilimsel bir veri yoktur.

    YanıtlaSil