Yorumlar

9 Mayıs 2014 Cuma

New York Stories



'New York Stories' filmini ilk kez 1990 yılında VHS formatında izlemiş ve Nick Nolte'nin, Rosanna Arquette'i 'Hayat Dersleri' bahanesiyle nasıl da götüremediğine tanık olmuştum. Bu travmatik durum karşısında Nick'in cebelleştiği soyut dışavurumcu resmin giderek endirekt-libidinal bir proteze (resimsel otomatizm) dönüşmesi, Procol Harum'un 68 kuşağını besleyen dahiyane müziğinin Arquette'in sol ayağında apolitize olması ve filmin sonunda görüntü yönetmeni Almendros tarafından parçalarına ayrılan 'amatör ressam' kadının boyun çukuru ile erosun lanetine uğrayarak çarpılan ucuz kolyesi, 'New York Stories (Life Lessons)' filmini 24 yıl sonra bir kez daha hatırlamama neden oldu. Sinema okumak isteyen ve fetişistik semptomlar gösteren çocuklarınıza ısrarla izletin!

Filmi daha çok kamera hareketleriyle anıyorum. Öyle ki 2003 yılında verdiğim 'Kamera Hareketlerinde Fallusun İzleri' konulu seminerde, film boyunca Nick Nolte'ye yapılan her kaydırmanın onun imgesel aksiyon çizgisine sadık kalacak biçimde Rosanna'nın bedenine giren arzunun vektörel büyüklüğüne referans olduğunu söylemiştim. Haliyle salonun feminist olan yarısı boşalmış, feminist olup olmadığına emin olamayan diğer yarısı ise uyuyakalmıştı. Narsisistik mutlaklığıma olan sadakatime sığınıp salonda kalan topluluğu uyandırmak adına şöyle dile geldim: "André Masson olmasaydı Lionel Dobie olmazdı..." Herkes söz birliği etmişcesine aniden uykusundan uyanıp alkışlamaya başladı. Hiç ses duymasam da beş dakikaya yakın sürdü alkış. Konuşma notlarımı toparlayamadan herkese teşekkür edip sunumu bitirdim. Merdivenlerden inerken ikinci basamakta sendeledim, tam yere kapaklanıyorken son basamakta güzelce bir kız tuttu kolumu. 'Düşüyordunuz' dedi. 'Farkında değilim' diye karşılık verdim. 'Yönetmen misiniz' diye sordu. 'Film çekmediğim zamanlar, evet' dedim ve devam ettim: 'Asistan arıyorum, oda ve yatacak yer veririm. Paha biçilmez hayat dersleri ve maaş da cabası." Gülümsedi kız ve kırmızı pardösüsünü kalkan olarak kullanıp beni salondan uzaklaştırdı.

1 yorum:

  1. Merdivenlerden inerken özellikle ikinci basamakta sendelemeniz; fetişist ikiye ayrılmanın,inkar yapısının açık bir örneği gibi.. örtülmüş ve suçlu duygulardan affedilmişlik duygusuyla, son basamakta yüzleşmemeniz için kullandığınız imge ise oldukça ilginç (kırmızı pardösü kalkanıyla ),ve biraz daha düş(ün)meyi hakkediyor
    Seminer salonunda yaşadığınız kısa süreli aseptik varoluşunuzla André Masson olmasaydı Lionel Dobie olmazdı..." söyleminiz ise klasik ve postmodern feminizm versiyonunda yan yana oturmuş iki seyirci grubuna duyulan ihtiyaç gibi,oysa kendi içinde ikiye ayrılmış bir ve aynı seyirci grubu sizin için yeterli olmalıydı

    YanıtlaSil