Yorumlar

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Filmin Sonu


Yatağıma 6 (U.K.) punto ile yazılmış siyah sözcükler...

14 yorum:

  1. Sözcüğün karekökünü almak...

    YanıtlaSil
  2. Bu fotografa bakinca karekoku alinmis sozcuklerin tekrar ettigini goruyorum.
    SORU: tek ayakli kadinlar hakkinda fikrin nedir? Hissin nedir?
    Mariaa

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Zihinsel işlevin iki ilkesiyle ilgili bir formüllendirme üzerine yerleştirilmiş;arzunun yansımalı gerçekleşmesi denilebilir mi?kendiliğinden çağrı işaretleriyle iki katına çıkan bir temsillemeye dönerek,şeylerin temsili üzerine,serbest cinsel enerjinin yatırımı..

    YanıtlaSil
  5. Zihinsel işlevin hangi iki ilkesinden söz ediyorsunuz?

    Ve Maria: Tek ayaklı kadınlar, kekeme adımlar bırakırlar arkalarında. Organ kastrasyonunun yapısal çağrışımları, onlar hakkında böylesi bir çarçabuk / travmatik duyum yaratıyor bende.

    YanıtlaSil
  6. Refleks ve kalıtsal montajlar evresindeki zihinsel işlevler,mesela sanrılı bir doğum travması-tam olmayan makat geliş-arzunun yansımalı şeklini iki katına çıkaran,birinci örgütlü algılamalar devresinde,bebeğin uyutulurken sıklıkla ayakta sallanması=fetişizm

    YanıtlaSil
  7. 'Arzunun yansımalı gerçekleşmesi' tanımı, terapi olmaktan giderek uzaklaşan psikanalitik veriler göz önüne alındığında, oldukça hassas bir yorumun hedefi oluveriyor. İşi hassas kılan, 'arzu'ya nereden bakıldığı ile yakından ilgili...

    Felsefi spekülasyon dozunu arttırıp, arzunun, mümkün olmayan bir doyumla iki oluş içersinde olduğunu söylerseniz, onun yansımasına gönderme yapan ve tam da o sırada talebe dönüşmüş edimlerin de gerçekleşememiş olma halinin sözcüsü olduklarını görürsünüz. Bu noktada arzunun yansımalı gerçekleşmesi -hem yansıyan hem de yansıtan olarak- olanak dışıdır.

    Yataktaki ayakkabı çifti, zaten hedefinden saptırılmış bir 'sözde arzu' fotokopisidir ve ona angaje olan özne, baktığı nesne ve kendisinden saklanan doyum arasında yarılarak sizin yansıma dediğiniz düzlemde arzu nesnesiyle buluşmanın yanılsamalı hazzını yaşar. Ancak yine de gerçek değil ve fakat gerçeklik açısından baktığımızda, yansımanın 'gerçek'inden söz edebilmemiz olanak dışıdır.

    Kısacası, arzu -eğer adı gerçekten Arzu ise- yansımalı gerçekleşemez.

    PS: Fetişizmin oluşumuna 'nesne ilişkileri' üzerinden odaklanmışsınız. Oysa fallik dönemin (dürtüsel tandanslı) bu harika patolojiye olan nedensel etkisi, uzun yıllardır tartışmasız kabul edilmekte.

    YanıtlaSil
  8. Baktığınız noktadan,hedefi belirlenmiş bu hassas yorumunuz için felsefi yorum getirmeyi ,üstelik spekülasyon dozunu artırarak,arzu’ya baktığım noktadan (tercihen baba imgelerine bağlı dil,tercihen anne imgelerine bağlı düşlem’i )ben ile,iç ve dış şeyler arasında aynı psişik baba niteliğiyle aracı sözcükleri kullanmaya itilişimi bir baskı unsuru olarak gördüğümü belirtmek isterim,sevgili Tan..ve insan bilgisiyle kalıcı bir ortaklığa varmak için bu bilgi kendi sermayesini ‘’zorunlu’olarak ortak fona yatırmalıdır.nedenlerini bilmediğimiz halde olguları dile getirmek için kullandığımız sözcükler kendi başlarına hiçbir şey olmadıklarını,eleştiri ve tartışmalarda onlara bir değer verdiğimiz andan itibaren,deneyden çıktığımızı ve skolastiğe düştüğümüzü bilmemiz gerekiyor..gözlem dışına çıkarak olgunun yerine sözcük koymak oldukça sakıncalıdır..refleks dönemi,bir çevrenin(anne bakımının) temel varlığıyla nitelenen bu evrede ,ilk gizil güç varoluşun sürekli bir duygusuna dönüşür,varolma karşıtlığı tepki gösterir..arzunun yansımalı olarak gerçekleşmesinin(süt bebesinin olduğu noktadan değerlendirirsek)anneye seslenen(bağırma devinme) refkleks işaretleriyle iki katına çıktığını unutmayalım,temelde sıkıntıyı gidermezse,bu sıkıntı,kuruluş yolunda olan kırılgan nöro-psişik aygıt üzerinde yıkıcı bir etki yapabilir,demek ki yalnızca bekleme süresinini düzenlemeyi yüklenir.ve mutluluk anne imgesinin içe mal edinmesine ve iyi anne’nin içe mal edilmiş imgesiyle bilinçsizce kaynaşmış bir kimliğe denk düşer..duyuların uyarısına yada bedensel duyarlılığa yanıltıcı ve kısa bir süre içinde tam psişik bir yanıt,bu yanıt bilinçdışında anne anlamına gelen gögsün yansımasına denk düşer.(cinsel tepiler ve düşleme arasındaki yakın bağ birbirini kolayca içerebiliyor)..bir uyarının artmasıyla ve doyumun gecikmesiyle,sürükleniş kendi doğasında olabilir ve kendi varlığı içinde annenin bilinçdışındaki imgesini içerebilir..çünkü düşlemenin edimi için gerçekleşen arzu(düşleme edimi ortaya çıkar çıkmaz,arzu gerçekleşmiştir,yoksa arzunun gerçekleşmesi değildir),ilk başta anneyle bir araya gelme gibi değilde,kendi kendine bir araya gelme gibi görünüyor..pek bi spekülatif bulduğun ayakta sallanarak uyutulan bebeklerin,aminios sıvısının ,kutuptan kutuba hareket ettiğini düşünürsen,ve uterus salgısının kokusu balık kokusudur,bu kokuyu çıkaran madde (trimetilamin)hem balık çürüdüğünde açığa çıkan maddeyle aynı,hemde ayak kokusuna sebeb olan maddeyle aynıdır, jeotrop bir geriye dönüş arzusu gibidir..(hatta Tan,daha ileri giderek bi, 28 günlük ay dönemiyle, siklus dönemi bağlantı kurarsak,birincinin ikinci üzerine etkisi denizlerdeki gelgit olayının atalarımız üzerindeki dolaylı yansımalı etkisi diyebiliriz)herneyse konu yayılmaya epey müsait..küçük bir rica olacak,yorumlarımı yayınlamazsan sevinirim..bilgi yoluyla iletişimi şova dönüştürerek başkalarının gözünde izlemek istemiyorum..sevgiler..

    YanıtlaSil
  9. Kulağa oldukça hoş gelen ve 'iyi huylu ur' çağrışımı yapan bu tahrikkar yazıdan, bir kısım okuyucuyu mahrum etmek istemediğimi söylemeliyim. Dilerseniz, kendi yorumunuzu kendiniz silebilirsiniz. Ancak bir sonraki yazımın metninize bir yanıt niteliği taşıyacağını hatırlatmak isterim, yani silmezseniz sevinirim.

    Ayrıca çoğu okuyucunun bu yazı dizisine iştahlı bir dikkat göstereceğini de sanmıyorum...

    YanıtlaSil
  10. Yazıyı, blog 4.096 karakterden fazlasını kabul etmediği için üç dosya halinde yollayacağım:

    1.Dosya: Sevgili 'gereksinimsiz' -bir isme dahi gerek duymadığınızdan, size bu mahlasla hitap etmek durumundayım- öncelikle söylemem gerekir ki tüm analitik yaklaşımlarda, hangi 'düşünce' hedefli olursa olsun şu iki yoldan birini ya da ikisini tercih ediyorum: Biçim ve metin... Biçim, genel tavrıyla aldatıcıdır ama kulağa doğru gelir. Bunun sebebi, genel geçer bir 'doğru' sistematiğinin olası varlığından, hitap ettiği kişiyi uzaklaştırmasıyla yakından ilgilidir. Metin ise mutlak olarak 'doğru' ya da 'yanlış' olma hedefi taşır. Bunu belirleyen, öteki metinlerin 'söz'ü ile kendi yarattığı 'söz' arasında kurduğu anlam dizgesidir. Biçim ve metin arsaındaki bu basit ayrım, gerek duyulduğunda daha derine inerek iyice basitleştirilebilir! Bu anlamda paylaşmış olduğunuz sözcüklerin de kendi içersinde bir 'biçim' ve 'metin' değeri taşıdığını düşünüyorum.

    Özellikle giriş paragrafınızda -ortada bir paragraf olmasa da OKKB örüntüm, otomatik olarak paragraflar açtı kafamda- 'bilgi'nin işlevine dair sunduğunuz önerme, her ne kadar 'metin' merkezli gibi dursa da dili itibariyle mutlak biçimci, kendi söylediğinin dışında tamamen başka bir şey söyleyen bir anlam yazgısına sahip. İşi, fonetiğin de yardımıyla biçimci kılan -ki bu yüzden metin, biçimin yansımasıdır- iktisadi terimlerle 'bilgi' üzerinden konuşuyor olmanız... Biçimin ideolojisi yoktur. İşi tehlikeli kılan, olmayan bu ideolojinin her an kendini görünür kılabilmesindeki becerisidir. Bu anlamda 'sermaye' ve 'fon' sözcükleri, metin üzerinden okunmasını arzu ettiğiniz 'bilgi'nin işlevine dair dinamikleri, iktisadi bir banka hesabına dönüştürüyor demeliyim! 'Ne' söylediğinizden çok, 'nasıl' söylediğinize odaklanıyorum...

    Gördüğünüz üzere sözcükler, 'olguları' anlatır hale geldiklerinde dahi, kendi başlarına, özneden bağımsız bir anlam bütünlüğü yaratabiliyorlar. Sorun, bu kendince/kendinde yapılanmış biçimsel semiyolojik oluşuma bir metin uydurma safhasında ortaya çıkıyor, yani size 'bir maddi sıkıntı yaşıyor olmalı ya da yaşamaktan korkuyorsunuz. Bu yüzden bilgi olarak yansıttığınız kendi varlığınızı ancak kolektif bir geri beslemeyle, yani 'ortak fon' oluşturarak meşru kılabileceğinize inanıyorsunuz' dediğimde ortaya çıkıyor. Ortodoks psikanalizin buhranı tam da buradadır. Kendinde biçimsel olan 'dil', biçimi dışlayan -ortodoks psikanaliz- yorum ağına kıstırıldığında, sizin zikrettiğiniz 'olguların yerine sözcüklerin konması' tehlikesini çıkarıyor karşımıza. Yani dijital bir aygıttan analog bir aygıta görüntü aktardığımızda, görüntü kalitesi nasıl düşüyorsa, dilin biçimsel yapısından yorum ağına aktarma yaptığımızda da öyle düşüp yitiyor 'anlam'ın anlamı...

    Biçimden ziyade metin ağırlıklı bir yapıda yükselen ikinci paragraf için farklı bir söyleme angaje -bu sözcük, kendisinden başka bir şeyin temsili olmak konusunda direniyor çünkü istemesem de beni kullanmaya zorluyor- olmak kaçınılmaz görünüyor. İşi kaçınılmaz kılan, metnin kuramsal olanla kurduğu dirsek teması; yani nesne ilişkileri, nöro psikiyatri, hatta kolektif bilinçdışı... Ancak yazının dengesine bakacak olursak, D.Winnicott'u C.G.Jung'tan daha çok sevdiğinizi düşünüyorum!

    YanıtlaSil
  11. 2.Dosya: Nesne ilişkileri üzerinden gideceksek -ki bu başka hiçbir kuram üzerinden gitmeyeceğimizi gösterir- bu noktada arzunun yansımalı olarak gerçekleşmesi elbette mümkündür. Çünkü düşünme alanımızın sınırları bellidir ve sizin deyiminizle bilginin yatırılacağı ortak olmayan bir fondan söz etmek olanak dışıdır. Sınırlandırılmış kuramsal yapı ekseninde içe atılmış iyi-kötü anne (dışsal) temsillerinin, içe atılmış iyi-kötü benlik (içsel) temsilleriyle olan ilişkisi ve bu ilişkilerin bütünsel bir 'kendilik' gerçekliği oluşturma süreçleri, elbette 'yansımalı arzu' üzerinden kurar dinamik yapısını. Ancak ya Kernberg'in, Kohut'un, Klein'ın alanından çıkar da Lacan'ın alanına girersek? İşte o vakit, 'nesne ilişkileri'ne dair kuramsal zincirin tüm parçaları birbirine dolanarak nefes alamaz hale gelir. Çünkü Lacan'cı psikanaliz, 'metin' temelli olmaktan çok 'biçim' temellidir, reklam filmlerine benzer; ürünü yerin dibine batırdığında reklamını yapıyor, ürünü övdüğünde ise daha da reklamını yapıyor sanırsınız... Orada arzu, yansımalı olsun, yanılsamalı olsun, doyumu simgeselde kodlanamayacak bir gösterenler ağına iz düşer. Özne ondan ve o da özneden bir eksik olarak var olur. Bu kuramsal spekülatif ağ, Freud dışında herkese kapatılmıştır. Hatta Freud'un dahil edilmesi bile biçimsel bir manevradan daha fazlası değildir. Hep söylüyorum, birlikte çalışma fırsatı yakalamış olsalardı, Freud Lacan'ı Reich'ı sevdiği kadar sevmezdi!

    Kısacası ikinci paragrafın metin yapısı, yalnızca kendi kuramsal ekseninde tutarlıdır. Dünyevi gerçekliğe yakıştırdığınız pratikler bile yaşamın ilk aylarına uzadığında yazık ki kuramsal bilgi üretmekten ve giderek kendi düşünce okulu ekseninde bile spekülatif -iyi huylu ur- olmaktan kurtaramıyor kendini. Winnicott ve Jacobson'un aynı olguyu farklı terminolojilerle anlatmaları bunun en büyük kanıtıdır. Tuhaftır, insan yavrusunun gözlemine neredeyse bütün psikanaliz ekollerinden daha çok yer vermiş olan 'nesne ilişkileri' okulu, kesinlikle diğerlerinden az olmayan devasa bir kütüphaneyle inceleme alanını hem klinik ve hem de deney alanında kuramsal dozu yüksek bir tonda kapatmıştır.

    YanıtlaSil
  12. 3.Dosya: Yine fetişizme dönmek -Otto Rank, kokuyu baz alarak zikretmiş olduğunuz önermeye inansaydı, buna rahime dönüş derdi muhtemelen- istiyorum. Böylelikle 'kötü huylu ur' olarak spekülasyondan (yalnızca disiplinler arası okuma söz konusu ise) kastımın ne olduğunu daha net anlayabiliriz:

    Fetişizme (konu gereği sadece ayak) getirdiğiniz açıklamada 'arzunun' nerede olduğunu bulmakta güçlük çektim. Ayakta sallanıyor olmanın yarattığı duyguda mı, yavruya rahim içi tecrübeyi yeniden yaşatmasında mı yoksa kokunun kendisinde mi? Her üçü de diyebilirsiniz... Pekala, bu, sizin deyiminizle spekülatif olmayan ve aynı düşünce okuluna has kişiler tarafından ortak fona yatırılmış bilgi olsun. Şimdi size farklı bir kuram ileteyim:

    Dürtü merkezli kuram da der ki, fetişizm, kastrasyon tehdidine karşı bir savunmadır, kadının olmayan penisine karşı duyulan travmayı bastırmak amaçlı bir 'organ temsili oluşturma' dinamiği üzerine kurulmuştur. Fetiş nesnesi, kadının bir zamanlar var olduğu düşünülen fallusunun ikamesi/kendisidir. Koku meselesini de şuraya iliştirirler: Oedipal dönemde kastrasyon tehdidi ile boğuşan varlık, bir önceki döneme gerileyerek oradaki dürtüsel avantajlarını kullanmaya çalışır. Ancak bu süreç, mutlak bir dönüş olmaktan çok, bir yoğunlaştırma biçiminde göze çarpar. Yani, dışkıya, onun çıkardığı koku ile birlikte atfedilen değer, tıpkı cevap anahtarının doğru sorunun üzerine oturması gibi bir sonraki dönemin yanıtı üzerine oturur; birincil değer olan 'koku', bir sonraki dönemde verilen yanıtla yani 'ayak'la bütünleşerek kötü kokan ayağa değer atfetmeye dönüşür...

    Birbirinden farklı iki düşünce okulunun fetişizmin oluşumuna dair iki ayrı kuramı. İşte spekülasyonun oluşum nedeni, bu düşünsel farklılaşmanın yarattığı odak kaymasıdır. Ne kadar gözlem ya da deney üzerinden pratik sonuçlar almaya çalışsak da yaşamın ilk ayları ve dahi yıllarındaki sır perdesi tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. Ben ikinci kuramsal yapılanmayı daha doğru buluyorum -doğru diyorum çünkü biçimden değil metinden söz ediyorum- Bunun sebebi, diğer bütün alt kategorileri ile ayak fetişizminin ve fetişistik eylem sürecinin -ayakkabı topuğuyla oral seks yapma ya da çamurlu ayakkabıyı yalayarak temizleme gibi- çağrışım olarak ikinci kuramı daha destekler görünmesiyle yakından ilgili. Yine de mutlak arzu doyumunun kaybıyla ilgili Lacanian dinamiği de heyecanımı körüklemesi adına stabil kılmayı tercih ediyorum.

    Yorumunuzu yayınladığım için üzgünüm ancak 'arzu', böylesi bir yazı dizisinde, sizin şov olarak tanımladığınız alanda -fantezi alanı- devinim gösterebiliyor sadece...

    YanıtlaSil
  13. Zihinsel gerçekliğe bağlı dinamizme uyulmak isteniyor ise bedenin yaşamı ile zihnin yaşamı önemli bir ayrım ilk olarak belirtilerek başlanır.(beden yaşamı biçim,zihin işlevi metin temsillemesi)..ve yazdığım metin gösterilerek gerçekleştirdiğiniz zihinsel işleviniz,derece derece ayarlanmış bir denge,birbirini bütünleyen kararlığın esnetilerek bir devingenlikle sona ulaşılmış 4096 karaktere gereksinimsenmiş oldukça zengin okudukça zevk veren bir zihinsel işlev ki,kendi adıma okumaktan zevk aldım(yazıya döktüğünüz zihinsel işleviniz metinime bir cevap değil bir nevi kendinizle bütünleşmedir ki gereklidir de;metininizi cevap olarak algılayabilmen için ‘’yeni bir insan kavramını,hatta insanı dile getirmeyi ileri sürmüyor;bir sağaltım yolu yada bir felsefe kurmayı arzulamaktan sakınıyor.uygulanan şekliyle insan bilimleri,bilimsel düşünce tarihinin kendine verdiği dersleri dinliyor.çünkü nesnel bilginin öncekilere benzemeyen bir patlamasıyla belirginleşen bu yüzyılda,bilimsel bilginin olağanüstü gelişimini borçlu olduğumuz insandan bu yüce parçayı küçümserce kesip atıktan sonra,onu geri kalanlarla tanımlamayı ileri sürmek saçma olur)..her düzeyde eylem,ister fizyolojik gereksinim olsun,ister duygusal ya da ussal olsun,eylem her zaman kendisinin harekete geçirdiği bir ilgiyi tasarlar,yine her düzeyde anlamaya ve açıklamaya çalışır..bir gereksinim her zaman bir dengesizliğin dışavurumudur;dışımızda ya da bizde herhangi bir şeyler değişikliğe uğradığı zaman,bir gereksinim ortaya çıkar ve artık söz konusu olan,davranışın bu değişikliğe bağlı olarak yeniden düzenlenmesidir..misal bir nesneyle karşılaşma,bir nesneyle oynama gereksinimini harekete geçirir.pratik amaçlar için kullanılır ya da bir soruyu kuramsal soruyu uyandırır,buna karşı gereksinimler doyum kazanır kazanmaz eylem son bulur..diğer bir deyişle gereksinimin yol açtığı yeni olgu ile ondan önce kendini gösteren bizim zihinsel organizasyonumuz arasında denge kurulunca eylem biter..,yazdığım metini çivi olarak kullanıp ,üzerine asarak izlenir kılmanız bir güdüsel eylemi gerçekleştiriyor izlenimi veriyor (doğada nedensellik vardır,ama ereklilik yoktur) ve bu bağlamda,yayınlamış olduğunuzdan dolayı üzgün olmanız gereksizdir .bu metinde küçücük beklide çok önemsiz (bilgi kolektif bir bilinçten yola çıkarak toplumsallaştırılmış bir yatırım gibi görmekten öte bireysel daha benmerkezcil bir sunumla içinde yorumlamanız )eleştiriye gerek duyulmayacak tek ayrıntıdır..

    YanıtlaSil