7 Ağustos 2009 Cuma

"Sanatçılar Olarak Yok Edebileceğimiz Hiçbir Şey Kalmadı"























Çeviri: Tan Tolga Demirci

Jodorowsky: Kısa bir süre sonra piyasaya çıkacak albümünüzle başlayalım. Sonrasında daha kişisel konulara gireriz, ne dersiniz?

Manson: Elbette.

Jodorowsky: Albümünüzün adı ‘Eat Me, Drink Me.’ Doğrudan hareketle, bunların İsa’ya ait simgeler oldugunu düşünüyorum. Hergün kilisede olup biten nedir? Katolikler tanrılarını yiyor ve içiyorlar. Bu da onları vampir birer yamyama dönüştürüyor.

Manson: Bunu seveceğinizi biliyordum.

Jodorowsky: Siz, bay Manson, siz bir sembolsünüz. Her zaman makyaj yapıyorsunuz, kimse aslında kim olduğunuzu bilmiyor. İsa, giderek sembolleşen bir ikon oldu. Sizse bunun tersi, yani insan olma yolunda bir sembolsünüz. ‘Eat Me, Drink Me’ derken dünyaya aşkınızı gösteriyorsunuz. Kendinizi sunuyorsunuz. Siz, vampir yamyamlar için bir ziyafetsiniz. Bunu hissediyorum. Kişiliğiniz hakkında konuşurken, baştan aşağı bir mitoloji olduğunuzu düşünüyorum. Her yeni dönem, yeni mitolojilere gereksinim duyar.

Manson: Kesinlikle aynı fikirdeyim. Başkalarından çok daha iyi kavramışsınız durumu.

Jodorowsky: Kendimizi sanatçı olarak dışa vurmak adına dünyayı yok edemeyiz. Tersine, yok etmemiz gereken, tam da bizleriz.

Manson: Neden böyle düşünüyorsunuz?

Jodorowsky: Her dönemde koruyucu melekler, ki burada Artaud, Van Gogh, Nietzsche, Topor gibi insanlardan söz ediyorum, kendilerini, ‘kendiliklerini’ yok ederek sunmuşlardır. Ancak buradaki yok edişin İsa tarzı bir öz yıkımla ilgisi yok. İnsanlar, kiliselerde kendi sembollerini yiyorlar. Oysa sizin durumunuz farklı. Siz, etinizi ve ruhunuzu bağışlıyorsunuz. Peki acı çekiyor musunuz?

Manson: Şu aralar hayır.

Jodorowsky: Oysa albümünüz ‘acı’ taşıyor!

Manson: Kesinlikle! Çünkü aşkımı, yani evliliğimi kaybettim. Sonra başka bir kız sevdim, onun sayesinde kaybettiğim aşkı buldum yeniden.

Jodorowsky: Eşiniz yalnızca Manson sembolüne aşıktı, yoksa sizin gerçekliğinize değil.

Manson: Babam da aynı şeyi söylemişti, onun bana değil, ‘Manson’ düşüncesine aşık olduğunu... Bir yıl öncesine kadar gerçekten kim olduğumu bilmiyordum. Yaratamıyor, yazamıyordum. Adeta büyük bir boşluktaydım. Müzik yapmaya çalışıyordum ancak olmuyordu. Yalnızdım. O da yanımda değildi, çalışıyordu, kendi kariyeri ile meşguldü. 6 ay sonra kendimi gerçek anlamda araştırma yoluna gittim. Önceleri bir sonuca ulaşamadım. Gerçekten de kim olduğumu bilemiyordum.

Jodorowsky:
Simyanın tanımı tam olarak nedir? Özdeğin ruhanileştirilmesi ve ruhun maddeleştirilmesi... Böylelikle altta olan ‘şey’, üstte olan ‘şey’e benzer; iblis, dünyaya düşen bir melekken, melek de cennete yükselen bir iblis oluverir.

Manson: Neden bu adamı sevdiğimi anlayın!

Jodorowsky: Birkaç yıl öncesine kadar ne zaman Amerika’da birileri kötü bir şey yapsa, bu Marilyn Manson’un hatası olarak kabul edilirdi. Bir şeyler değişti mi bari?

Manson: Kişisel hayatımda da öyledir. İnsan olarak hep suçlanan kişi oldum. Her şey benim hatam olarak gösterildi. Kötü şeyleri çeken bir mıknatıs gibiydim. Bir dizi felaket geldi başıma. Hiçbir şey yolunda gitmedi. O günler içersinde Amerikalılar beni az da olsa unutmuşlardı. Ancak öyle hissediyorum ki bu albümle yeniden bana dönecekler. Yaptığım şey bütünüyle insani ve artık daha da esrarengiz. O yüzden ciddiye alınmalı.

Jodorowsky: Kabbala inancında bir söz vardır: “Her düşüşten bir çıkış yarat” diye... Albümünüzü dinledim. Bir dramatik duyum alıyor ve tıpkı simya gibi, onun yıkıcı imgesinin altından yapıcı, felsefi bir sonuç çıkarıyorsunuz. Söyleyin bana, dünya ne durumda şimdi? Tam anlamıyla mahvolmuş. Asla ona saldıramıyoruz. Çünkü saldırmamız gereken şey, tam da bizleriz.

Manson: Aynı fikirdeyim.

Jodorowsky: Artık herkes kurban. Sanatçılar olarak yok edebileceğimiz hiçbir şey kalmadı.

Manson: Bu albüm aracılığıyla tek bir şey söylemek istedim ve şimdi size de aynı şeyi söylüyorum: ‘Ay yeniden doğmakta...’

Jodorowsky: Bu çok ilginç. Çünkü binlerce yıldır ana tanrıçayı unutmuş durumdayız. Hala eski erkek tanrılara tapıyoruz. Yaşadığımız felaket, erkek egemen düşüncenin bir sonucu. Oysa siz, bu albümle, ‘kadınlık’ hakkında konuşuyorsunuz, içinizdeki büyük tanrıça ile dışa vuruyorsunuz hissettiklerinizi. Sizi ilk kez televizyonda gördüğümde oldukça heyecanlandım ve kendi kendime şöyle dedim: ‘Ne olağanüstü bir yaratık gülüşü bu!’ Ve benimle yüz yüze geldiğinizde, bir yönetmen olarak yönetmen istediğim tek oyuncu olduğunuzu anladım.

Manson: Sizinle bir film projemiz var. Onun gerçekleşmesini çok isterim.

Jodorowsky: Hala zaman var, eğer adına tanrı dediğimiz sırrına erişilemez olan o ‘şey’ bana hayat verirse elbette...

Manson: Orada olacağım!

Jodorowsky: 60’lı yıllarda, benim de içinde bulunduğum Panik Hareketi, seyircileri şok etmek adına kan, çıplaklık ve çılgınlıklar organize ederdi. Siz de şovlarınızı aynı ruhla yapıyorsunuz öyle değil mi?

Manson: Kesinlikle. Bu her zaman yapmak istediğim şeydi. Şimdilerde daha da istiyorum. Tüm gösteri dünyası standartlaştı, sıradanlaştı. Şov için bilet almanız yeterli hale geldi... Benim anlayışımda şovun ne zaman başladığını hiçbir zaman bilemezsiniz ve o şov sonsuza dek devam eder. Böylesi çok daha korkunç. Bu arada merak ediyorum. İnsan vücudundan bir parça değiştirmeniz gerekseydi bu hangisi olurdu?

Jodorowsky: Beyin! Şu üçünden başlayarak dört parçadan oluşan bir beyin tasarlamak isterdim: Sürüngen soğuk kısım, emosyonel beyaz cevher ve entelektüel korteks... Onları kafatasına sığdırmak için akordeon misali katlardım. Ve elbette bunların dışında, mutlak telepatik enerjiden oluşan dördüncü parçayı da diğer parçalar arasına eklerdim.

Manson: Harika! Ben de iki ağıza sahip olmanın güzel olabileceğini düşünüyorum. Aynı anda yemek yiyip konuşmaya vaktim olmadığından, iki ağız müthiş olabilirdi.

Jodorowsky: Bunu sevdim! (ensesinin arkasına dokundurarak) İkincisini de buraya koyardınız değil mi?

Manson: Kesinlikle. Daha iyi öpüşmek için daha çok ağıza gerek var!

Jodorowsky: Yalnızken neler hissediyorsunuz? Çünkü aslında iki kişiden oluşuyorsunuz: Sembol olan ve insan olan Manson; şöhretli ve insanlara kapalı olan Manson. Peki öyleyse, insanlara kapalı Manson nasıl yaşıyor?

Manson: Bu albümü yaptığımda çok şey farkettim. Yakın arkadaşlarım bir yana, pek az insan benim aslında kim olduğumu bilir. Normal olan da budur. Asla gerçek kimliğimi yaptığım işe sızdırmadım. Oysa bu albüm tam da beni anlatıyor. İlk şarkıyı dinleyin, şu sözlerle başlıyor: “6.am. Yılbaşı günü...” Bunu yılbaşı sabahı yazmış ve tüm gün boyunca söylemiştim. Sonra da onu, ‘insanlara kapalı olan’ Manson’a adadım.

Jodorowsky: Bu yüzden de bu albüm diğerlerinden çok daha zengin bir içeriğe sahip! Onu ikizinizle birlikte yaptınız.

Manson: Teşekkürler!

Jodorowsky: Bu arada o kadar çok iblisten söz ettik ki... Hiç onunla karşılaştınız mı?

Manson: O benim içimde, belki de benim ikizim.

Jodorowsky: İblis egodur. Ego, zaruri, sonsuz ve müebbet varoluşu içerir. Onun kapsandığı kutu, açık ya da kapalı olabilir. Bir politikacıyı örnek olarak düşünün... Politikacının gerçek kendiliği kutunun içindedir. Sınırlıdır. Sizin içinse durum farklı. Siz kutuyu açıyorsunuz ve gerçek kendiliğin çıkmasına izin veriyorsunuz. Sonra ona bir ses veriyor ve sahip olduğunuz sınırları zorluyorsunuz. Günün birinde Manson kostümünü çıkarıp gömeceksiniz. Daha sonra da kendinizi bir gün ve bir geceliğine kostümsüz, makyajsız, sadece kendinizi bulmak adına hapsedeceksiniz. Mümkün mü sizce bu?

Manson: Yeni klibimde makyaj yapmıyorum. Ayrıca oldukça ilginç bir seks sahnesi çektik. Yataktaki kızla benim üzerime yağmur yerine kan yağıyor. Kendinizi tam anlamıyla kalbin merkezinde hissediyorsunuz

Jodorowsky: Bence sıçanların testislerinizi yalayıp yuttuğu bir Manson klibi çekilmeli.

Manson: Yok, teşekkürler. Hiçbir sıçan testislerimi kemiremez.

Jodorowsky: Sıçan vampirik bir hayvandır; insandan daha akıllı ve güçlüdür. Taşaklarınızı yiyen bir sıçan, aynı zamanda spermlerinizi de yemiş olur. Bu durum, sıçanları kutsal birer kaseye dönüştürür. Midesi Manson’un spermleriyle dolu fareyi oraya buraya savuran bir papa görüntüsü hayal ediyorum! İşte benim çekeceğim klip!

Manson:
Sayenizde her şeyi içselleştirdim! Kendi dünyamı yarattım!

Jodorowsky: Yapmanız gereken de bu. Normal insanlar gibi davranmaya zaman yok. ‘Yıkarken inşa et’ diyen yaşlı bilgenin sözünü dinlemelisiniz. Hayvanların kendilerini korumak için türlü yolları vardır. Siz de ‘şeyleri’ değiştirmek, kendinizi kurtarmak ve saldırıya geçmek için seçim yapmalısınız... Dünyaya karşı yengin olmanın tek yolu, insanın kendi derinlerine ulaşmasından geçer, tam da bu albümde yaptığınız gibi. Pekala sevgili Manson, son olarak, en sevdiğiniz filmim hangisi?

Manson: ‘The Holy Mountain...’

Jodorowsky: Bunu duyduğuma sevindim. O filmi çekerken çok acı çektim. Ne yapmak istediğimi kimse anlamadı. Sonuca ulaştığımda ise büyük bir mutluluk yaşadım. Bu arada filmlerimin gösterimini biraz da size borçluyum. Benim hakkımda gazetelere verdiğiniz demeçlerden sonra nereye gidersem gideyim, filmlerim hakkında hangi ülkelerde konferans verirsem vereyim, gotik gençlerden oluşan bir grup, beni görmek için hep orada oluyor.

Manson: Beklenen de bu, bize akıl almaz sözler zikreden tek insan sizsiniz.

Jodorowsky: Pekala... Hoşça kalın. Şimdi vereceğiniz konsere gidiyorum, harika bir gün oldu. İlk rock yıldızımla röportajımdı bu.

Manson: Çok teşekkürler.

1 yorum: