16 Eylül 2012 Pazar

Arcane 17 Anısı, Şubat 2005, Londra


O günü anlamlı kılan, Trafalgar meydanında gösterişli bir kitapçıdan satın aldığım Breton'un 'Arcane 17' isimli kitabıydı. Uzun zamandır okumak istediğim kitaplar listesinin başında gelen bu yapıtı 2 gece içinde bitirdim ve kitaptan kaynaklanmasa da kitaptan olduğunda ısrar ettiğim hayal kırıklığının nedenini bulmak için bir 2 gece daha geçirdim. Matematiği olanlar bilir, toplamı dört eden bu geceler boyunca, Elisa ile Andre Breton arasında Kanada'da yaşanan ve Afro-Amerikan idealizmi kokan aşk öyküsüyle, benim 15 pound karşılığında, East Aldgate metro istasyonunun yakınlarında bir yerde kazara seviştiğim kokainman bir orospu arasındaki karşıtlığın, Milenyum köprüsünün de yardımıyla giderek eşsiz bir birlikteliğe/bütünlüğe dönüştüğünü hissettim. Ama yine de Elisa'nın o orospudan daha ucuz olması -çünkü kitaba 9 pound, yani orospuya verdiğimden 6 pound daha az vermiştim- yazık ki trafiğin ters aktığı bir ülkede Breton'un yazın değerini iyiden iyiye alçaltmıştı.  

Arcane 17 isimli kitabın -Zack Rogow çevirisi- 51.sayfasında Breton şöyle yazar: 

"In the most general sense, love only thrives on requtial, from which it does not at all follow that it is necessarily requited, a much lesser sentiment being capable of casually taking pleasure in admiring itself in it, indeed in exulting in it for a while." 

Mistisizmi kıçından yakalamaya oldukça elverişli bu cümleye karşı, henüz bu sözcüklerle karşılaşmamış olan ben ise bir zamanlar şöyle yazmıştım: 

"O öyle bir kadındı ki, sözü görüntüye dönüştüren ve dönüşen görüntüye hiçbir inanç payı bırakmayan..." 

Tam da bu iki cümle arasındaki fark, André Breton ile aramdaki en önemli ve kapanması en olanaksız tek farktır! Onun şiirlerinden çok duruşuna, 'bireşimsel anlatımcı' romanlarından çok otomatik yazılarına olan hayranlığım bir yana, sahip olduğu yarık felsefesinin (...those of us in the arts must pronounce ourselves unequivocally against man and for woman, bring man down from a position of power which, it has been sufficiently demonstrated, he has misused, restore this power to the hands of woman, dismiss all of man's pleas so long as woman has not yet succeeded in taking back her fair share of that power, not only in art but in life) benimkinden çok daha derin olduğunu yadsıyacak değilim. Onun yazın akışındaki dalgalanma (otomatizm, toplumcu sürrealizm, bireşimsel anlatımcılık, evrenselci ezoterik öyküleme), benim yazın akışımdaki dalgalanmayla (formalist lise eteği yazını, fallokratik imgelem, semiyolojik deseksüalizasyon, mastürbatif semantizm, Orhan Kemal etnisizmi) örtüşmüyor gibi görünse de Breton ve benim birlikte olduğumuz kadınlardan birlikte olmak istediğimiz kadınları çıkardığınızda, iki dalgalanmanın kırılma noktası arasındaki ortaklık çok daha açık bir biçimde gözler önüne seriliyor.

3 yorum:

  1. Gümüş parmaklarınla beynindeki mühürlü kutuyu kurcalamanı istesem ve size ;Andre Breton ve onun öğretisiyle doğrudan tözel bir ilişkiye girerek onun takipçisi olmayı ve lekesiz limonu andıran bir dalgalanmayla bunu nasıl başardığınızı sorsam,

    Ve sizin tabirinizle onun yattığı kadınlarla sizin yattığınız kadınlar ve birlikte olmak istediğiniz kadınlar yine doğrudan tözel bir ilişkiyle(kıyaslandığı için) yaratıcılığınızı kısırlaştırıyor ve siz buna gönüllü müsaade ederken yattığınız kadınlara mı, birlikte olmak istediğiniz kadınlara mı yoksa kendinize mi ihanet ediyorsunuz? diye sorsam

    YanıtlaSil
  2. Kuramsal olarak mümkün olmasa da işlevsel olarak gayet mümkün ikinci ayna evremi 1991 yılında yaşadım. Breton'u merkez alan bu gizemci-mekanik süreç, Cronenberg'in 'The Fly' filmindeki anlatıyı çağrıştırıyor; bir sineğe dönüşmekle bir yazara dönüşmek arasında teknik açıdan hiçbir fark yok...

    Onun yattığı tüm kadınlarla yattım, onun giydiği tüm ayakkabıları giyindim. Ve 2010 yılının hızla unuttuğum aylarının birinde, kendisini büyük bir törenle yok ettim. Geriye sadece adım kaldı, bir de yatmak isteyip de yatamadığımız kadınlar!

    ...İhanet yok...

    YanıtlaSil
  3. Yaşam ölüm düettosunu ilahi ilkeme sokarak bir cevap vereceğinizi kafamda kurgulamış hatta bir kenara not almıştım.ihanet yok derken yanıldınız,benim kurguma yönelik var üstellik Andre Breton’u bir ritüelle yok ederken – size film anlatısı çağrıştırırken,bana şaman ritüellerini ( Ernst ve Chagal )ve 27. kantoyu (Dante ) çağrıştırdı).şaman ritüellerinde bir kurban söz konusudur ki ruhsal kaynajlar dan aldığınız mesajı yerine getirmeniz gerekirdi- adını da gömmediğiniz için ona aynı zamanda transformasyon sürecinin ürünü olan size var.
    beklemediğim enfes triloji ile karşılaşmak beni şaşırttığını itiraf edeyim o zaman..
    Ah şu kayıp arzu !

    YanıtlaSil