Yorumlar

22 Mart 2009 Pazar

Möbius



Lacan’ın bütünsel aygıtı... Siyah sınır çizgileri imgesel gerçekliği, ortadaki kırmızı taralı alan simgesel gerçekliği ve siyah çizili alan dışında kalan vücudun kendisi ise ‘gerçeği’ temsil eder. Çizgilerin üzerinde gezinen parmakların gösterdiği yol, fallusun saklı olduğu kapıya gidecek rotayı işaret etmektedir. Sırat köprüsü, gerçeğe ve simgesel gerçeğe taşmadan fallusa giden yolu imgesel üzerinden bulacak olan ‘egomsu öznenin’ yürümesi gereken siyah çizgili yolun diğer adıdır. Fotoğrafın sağ altında konumlanmış ‘meme’, Zizek’teki ‘sarkık leke’ tanımını görüntüler. Amacı, simgesel gerçeğin içine sızan simgeselleştirilebilir küçük gerçek parçasını organize etmektir.

13 yorum:

  1. bu fotoğrafın bu kadar mana değeri yüksek olduğu aklımın ucunan bile geçmezdi inan, yaptığın açıklamadan bir tuhaf oldum ben... :)

    YanıtlaSil
  2. sayın breton;
    anlamadığım bir şey var. imgesel olan neden aynı zamanda simgesel ve gerçek arasındaki çizgİ? (lacan'ın imgesel/simgesel tanımlamaları hakkında az-çok fikir sahibi olduğumu göz önünde bulundurunuz lütfen)

    not: bu sorunun yanıtına göre şekillenecek yeni sorularım var şüphesiz!!

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Vaziyet,

    İmgesel, simgeseli çevreleyerek onun gerçeğe, yani vücudun bütününe taşmasına izin vermez. Bu yüzden simgeselin dışında ve farklı bir renkle ifade edilmiştir. Gerçek, en dıştadır çünkü sınırlarını kendi belirler. İmgesel tarafından kuşatılmış simgesel alan ise merkezdedir çünkü 'nesnel gerçekliğin özü' işlevine sahiptir.

    YanıtlaSil
  4. o halde size göre "gerçek"e ulaşmak için bir yol var mı sayın breton? zira yanlışım varsa düzeltin, bay lacan'ın psikanaliz teorisine dair gençlik yıllarımda okuduklarımdan hatırladığım kadarıyla "imgesel olanı sınırlayanın simgesel gerçeklik olduğu" şeklinde bir bilgim var idi.

    YanıtlaSil
  5. Bilginiz, Freud'un 'ruhsal aygıt' modeli/şeması ile birebir örtüşmektedir. Zira onun haritasında bilinçdışı, 'kendilik' sınırlarının içinde ve adeta bir 'merkez' konumunda yapılanmıştır; kendilik, onun içinden doğar ve onu çevreleyerek sınırlarını çizer. Ancak Lacan'da kendilik (özne), imgesel ve gerçek tarafından kuşatılmış, mutlak anlamda 'dil'e ait merkezi bir bölgenin ürünüdür.

    Harfiyen Lacancı gerçeğe ulaşmanın tek yolu ölümdür. Onun dışında sosyal felaketler ve güçlü kişisel travmalar da 'gerçek' tarafından simgesel gerçekliğe yapılan ataklar olarak düşünülmelidir. Tüm bunların dışında 'gerçek' olanın, tıpkı atmosfere girerken parçalanan bir meteor gibi ufalanarak simgeselin dil formüllerini kurnazca değiştirdiği başka bir tezahür biçiminden söz edilebilir. Ancak böyle bir süreçte algılanan, yine gerçeğin kendisi değil, onun çok kıymetli temsili olacaktır elbette.

    YanıtlaSil
  6. ".. 'gerçek' olanın, tıpkı atmosfere girerken parçalanan bir meteor gibi ufalanarak simgeselin dil formüllerini kurnazca değiştirdiği başka bir tezahür biçiminden söz edilebilir.."

    bu bahsi geçen tezahür biçimine "sanat" dediğimiz şey de giriyor sanırım?

    YanıtlaSil
  7. Hayır sevgili Vaziyet, sanatın varoluş dinamikleri Lacancı 'gerçek' ile değil, daha çok onun imgesel gerçeklik anlayışıyla ilgilidir.

    Not: Bütünüyle simgesel gerçeklik kodları üzerinden üretilen sanat yapıtları olduğu gibi (toplumcu gerçekçi sanat vs..) tamamen imgesel gerçeklik (sürrealizm vs..) ya da imgesel ile simgesel gerçekliğin buluşması sonucu üretilen yapıtların (sembolist sanat vs..)olduğunu da eklemek isterim.

    YanıtlaSil
  8. sadece okuyor olsam bile, içime fenalık getirdiniz sayın vaziyet.fenalık.

    YanıtlaSil
  9. oral açlığınızı gidermenin alternatif bir yolu: haftada toplam 6 öğün herhangi bir dürüm tüketmek...üstüne de fakülte zamanlarınızda hocalarınıza vermiş olduğunuzu tahmin ettiğimiz azapları anarsınız, gazoz eşliğinde.
    saygılarımla,
    anonim

    YanıtlaSil
  10. vallahi ne deseniz haklısınız sayın adsız.

    "tribün"e saygım sebebiyle sizi bu "fenalık"tan uzak tutmayı bir görev addeder, pek fena düşük çenemi tutarım, söz!

    saygılar sunarım.

    YanıtlaSil
  11. marmelatları sohbetlerinizin verdiği samimi bir hisle aktardım içimdeki sayın vaziyet, yoksa niyetim sizi incitmek değildi, öyle anlaşıldıysa gerçekten üzülürüm. ama biraz uzuyor gidiyor, entry i aşıyor, yorum işlevini yitiriyor, bir self-tutoring ya da ikili bir sohbet izlemek durumunda bırakıyor bizleri,
    biz öğreniyoruz evet ve fakat siz durmuyor durmuyor durmuyorsunuz...

    :)

    sevgiler

    YanıtlaSil
  12. Sevgili Vaziyet,

    'Gerçek' olanın, tıpkı atmosfere girerken parçalanan bir meteor gibi ufalanıp simgeselin dil formüllerini kurnazca değiştirdiği tezahür biçimine örnek olarak yakın geçmişe dair iki olay sunabilirim.

    Bunlardan ilki, İstanbul'da geçen yaz azalan baraj suyuyla ilgili. Bir ara o kadar azalmıştı ki seviye, baraj gölünün görünen dip yüzeyinde arkaik bir mezarlık ortaya çıkmıştı. İşte görünen bu mezarlık ve onun simgesel gerçekliğe katılan 'anlam' enerjisi, Lacancı 'gerçek' tezahürünün bir sonucu olarak düşünülebilir.

    İkinci örnek ise Kandilli Rasathanesi'nde çalışan bir görevlinin, işinin başında olduğu anda telefon yoluyla aldığı üzücü bir ayrılık haberi ertesinde, sismograf iğnesinin sapıtmaya başlaması ile ilgili. Sonunda hatanın mekanik bir sorun sebebiyle ortaya çıktığı anlaşıldı. Bu olgu/anlam sarmalı da Lacancı bir 'gerçek' tezahürü olarak düşünülmelidir.

    Gördüğün üzere verdiğim örneklerin, organize bir sanatsal üretimle (sanatçının mesaj kaygısı dahil) hiçbir ilgisi yok.

    Son olarak, aramızdaki 'simgesel gerçeklik' ihtiva eden söyleşiye ansızın katılarak katışıksız bir blogger travması yaratan Anonim isimli kişinin de 'Lacancı gerçek' tezahürünün bir parçası olduğunu söylersek hata yapmış olmayız sanırım.

    YanıtlaSil
  13. sarkık leke, asıllocal duvarlarına adları yazılan üstadların adları oldu.
    doğal olarak bir ipnede onları sildi, al sana simgesel düzene sığamayan bir yarık

    YanıtlaSil