Yorumlar

21 Şubat 2015 Cumartesi

Acının Kapitone Noktası & Schoolmistress Venüs


Solda, 2002 yılında ve bir 'Dream Object' olarak tasarladığım 'Acının Kapitone Noktası' isimli yapıt ve hemen yanında, Reykjavik'in hızla yanan gecelerinin birinde aniden karşıma çıkan 'Schoolmistress Venüs'ün el değmiş atomik modeli.

Yine de not düşmek gerek: Tenle birinci dereceden ilgisiz olan acının erojen bölgesi, kendi yazılı tarihidir. İlk fotoğraftan doğan acının ikinci fotoğrafa dökülmesi bu yüzden.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Accordion, 1980


Yalnızca Akordeon'dan oluşan koskoca bir orkestrayı idare etmek, içinde yalnızca kendim olabildiğim bir yaşamı idare etmekten daha kolaydı o yıllarda. Sonra giderek, sırf kafam iki numara küçülsün diye pek çok düşünür (Reich, Althusser vs.) ve düşünceyi (Orgone Energy, Overdetermination vs.) atmak zorunda kaldım zihnimden. Onca düşünceden geriye tek bir kadın kaldı; mucizevi yönetmen Jean Epstein'ın her daim empresyonist refleksiyle uyumlu Gina Manès'in denizden yeni çıkmış hayaleti... 

1980 yılına ait terk edilmiş bir çocuk-beden olarak Miss. Manès'in 'omuz plan' heykeline eşlik eden bir orkestra şefi olmaktan onur duyduğumu bilmenizi isterim. Ve sentetik-naif bir kübizm olacaksa plastik tarihimiz, adı şöyle olsun isterim: 

"Accordion, 1980"

16 Şubat 2015 Pazartesi

Seni Seviyorum


Kişisel tarihimdeki tüm yitirilmiş, yitirilmekte ya da yitirilecek olan kadınlar karşısındaki kaçınılmaz acizliğim, kaynağı belirsiz bir müzik ölüsünün kendini acımasızca tekrarlayan ve dayatan silik notaları kadar zulmediyor bana.

Savurmak istediğim her yumruğu işlevsiz bir şiddet simülasyonuna dönüştüren ve adına 'fantezi alanı' denen anonim bir duvara kimsenin okuyamayacağı şekilde yazdığım için kendimden utanıyorum. Ama en çok da kendimi kandırarak söylemden sıyırabilmeyi başardığım sözcükleri, iş işten geçtikten sonra ve çoktandır ölü bir zamanın tarihine yarım yamalak, alelacele kaydettiğim için utanıyorum.

Tamamı çocukluğumu kapsayacak biçimde, hayatımın tartışmalı bir zamanını korku sinemasında öldürülen kadınları kıskanarak yaşadım. Onların vakıf oldukları ve adına 'organize ölüm' denen o görkemli sırdan, hem 'cinsiyet' ve hem de 'varoluş' olarak dışlanmış olmanın acısıyla yaşadım. Ama ne yaparsam yapayım, o kadınlardan aldığım güçle kusursuz ve tam da bu yüzden hiçbir şeye benzemeyen bütüncül bir nesne olmak yerine, kime ait olduğunu bilmediğim koskocaman bir eteğin merkezinde hızla sönmekte olan bir yıldız motifi ya da zor anlar için saklanan kısmi bir nefes olmaktan kurtaramadım kendimi.

Şu an benim için öngörülen 'cinsiyet' ve 'sözcük' sınırını acımasızca katederek yine aynı acizliği yaşıyorum. Yitirilmiş, yitirilmekte ya da yitirilecek olan bir kadın karşısında ve tüm ölü notalar tarafından dışlandığım yerde, sessiz kalmak yerine anonim bir müzik olmaya çalışıyorum. Seni seviyorum.

14 Şubat 2015 Cumartesi

İsimsiz


Tüm devrimlerin temsili olan ben, olduğu yerde harcadığı enerjiyle zaman içerisinde metafizik bir kapı aralayan içten patlamalı umut.

Fotoğraf için Tevfik Başer'e teşekkürler.

8 Şubat 2015 Pazar

Haz İlkesi'nin Ötesi'nde Yeni Bir Şey Yok


Su başında durmuşuz, ayıyla ben, bir de annem. Suda suretimiz çıkıyor, ayıyla benim, bir de annemin. Suyun şavkı vuruyor bize, ayıyla bana, bir de anneme.

1978, Bursa Hayvanat Bahçesi

3 Şubat 2015 Salı

Bianca, Mon Amour


Palermo'ya kelimenin tam anlamıyla kafa üstü düştüğüm ilk saatlerde, neyse ki şehrin geri kalanıyla hiç de uyumlu olmayan bir duvarda 'Bianca & André' yazısıyla karşılaştım.

Bianca... Şans eseri çekilmiş bir filmde (Léolo) şans eseri tanıştığım (1998) Sicilyalı sevgilim, yalnızlığım tarafından körkütük aydınlanan ve kime ait olduğu belli olmayan arzumun geçmişe uzayan gölgesi.

Bianca, aşkım. Benim güzel, tek aşkım...

Léolo... Sözü ele geçirerek kendi suskunluğuna hapseden, herkesin unuttuğu ama hatırlıyormuş gibi yaptığı anonim rüya. Yaşadığı her şeyi kırık plaklara kaydeden erken ölüm.

Léolo, aşkım. Benim güzel, tek aşkım...

André... Bianca'nın altında, bedenimin üzerinde, tereddüt ve geride bırakılan arasında bir yerde, tıpkı bir ruh gibi kendini çağıran sürekli refleks.

André, aşkım. Benim güzel, tek aşkım...