Yorumlar

19 Nisan 2010 Pazartesi

18 Nisan 2010 - Rüya


Bir süredir görüşmediğimiz O'nun, uzak bir yerden döndüğü ve beni evinde beklediği haberini alarak hızla hazırlanıp çıkıyorum. Evi, eski yaşadığı ev değil, koca bir bahçesi var. Bahçede küçük bir kız görüyor ve ona kim olduğunu soruyorum. Biraz da gelişimden kaynaklı kıskanç bir ses tonuyla O'nun yeni arkadaşı olduğunu söylüyor. Garipsiyorum. O'nun bu küçük kızla ne işi olabilir diye düşünüyorum. Küçük kız, üzerine süslü kadın figürleri çizilmiş bir boyama kitabını, referansından oldukça farklı renklere boyuyor. O'nun nerede olduğunu soruyorum. İçerde olduğunu, yolculuktan yeni döndüğü için eşyalarını yerleştirdiğini söylüyor. O sırada uzun zamandır görmediğim O, aniden bahçeye çıkıveriyor. Kırmızı bir gömlek ile siyah bir etek var üzerinde. Oldukça kilo almış olduğu her halinden anlaşılıyor. Aylar sonra görmeme rağmen hiçbir şey söyleyemiyorum, sözcükler çıkmıyor ağzımdan. Şaşkınca onu izliyorum. O, bir süre bana bakıp benzer biçimde sessizliğini koruyarak yeniden içeri giriyor. Bahçedeki açık televizyonun sesi dikkatimi dağıtıyor. Televizyonda sakallı, fakir görünümlü bir adam 'Türk sinemasında korku' üzerine konuşuyor. Nereden bulmuşlar bu zavallı ve aptal adamı diye düşünürken, diğer konuşmacıların (üniversite hocalarım F.K ve E.Y) adamı fena halde aşağıladıklarını, haşladıklarını duyuyorum. Bir yandan da O'nun nereye gittiğini merak ediyorum. Küçük kıza O'nunla nasıl tanıştığını soruyorum. Didim'de tanıştıklarını ve kaynaştıklarını söylüyor. Didim'le O arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorum ancak aklıma hiçbir şey gelmiyor. Küçük kızın boyama yaptığı masaya odaklanıyorum ve saman kağıtlara alınmış psikanalize dair çalışma notlarımı görüyorum. Bir sürü kuramı (özellikle O.Kernberg ve T.Reik) farklı renkte kalemlerle işaretlemişim. O'nun eline bu notların nasıl geçmiş olabileceğini merak ediyorum. Bir soru sormak için yeniden küçük kıza dönüyor ve profilinden oldukça çirkin, hatta eğri bir burnu olduğunu görüyorum. Soru sormaktan vazgeçiyorum. O'nun, çirkin olan bu küçük kızı manevi bir evlat gibi yanında taşımasına aklım ermiyor. Sonra aniden evin bahçeye açılan kapısı açılıyor ve O, siyahtan beyaza degrade olan müthiş bir tek parça elbiseyle ve siyah topuklu ayakkabılarla bahçeye giriyor. Kilo vermiş ve eski haline dönmüş. Saçları yapılı. Mesafe bırakacak şekilde yanıma oturuyor. Küçük kız da boyamaya ara vererek tam ortamıza oturuyor. Yine heyecandan söyleyecek bir şey bulamıyor ve elimdeki psikanaliz notlarını masaya bırakıyorum. Arkama yaslanacakken O'nun bana doğru eğildiğini görüyorum. Dudaklarıma bir öpücük konduruyor. Yutkunamadığımı hissediyorum ve duyduğum müthiş heyecanla O'nu ensesinden tutarak kendime çekiyorum. Aramızdaki küçük kız, O'nun vücut ağırlığıyla hafifçe ezilse de sinsi bir gülümseyiş takınıyor. O'na sıkıca sarılıyorum. Biraz tedirgin olduğunu vücut kaçırmaya çalışmasından anlıyor ancak asla bir yere gitmesine izin vermiyorum. Tam üç kez aralıklarla sıkı sıkı sarılıyorum O'na. Sarılma anlarının en güçlü olduğu üç aşamada anlayamadığım üç farklı sözcük dökülüveriyor O'nun dudaklarından. Sözcükleriyle eş zamanlı olarak saçlarının ıslak kokusu, tüm bahçeyi bir anda dolduruveriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder