Yorumlar

31 Mart 2010 Çarşamba

Jacques-Marie Emile Lacan


Lacan'ın en büyük başarısı, doyurulması olanaksız, hipotetik bir arzuyu formüle edip, kendi ismini hem biçimsel ve hem de kuramsal açıdan bu arzunun yerine koyabilmesidir. Psikanaliz üzerine yapılan pek çok okumanın hızla çağın dışına fırlatılıp her 'belirti'yi onun sözcükleriyle yorumlama takıntısı (biraz da modası), yine onun işaretçisi olduğu olanaksız hazza ulaşmak adına onu çaresizce/hayranlıkla takip etmenin sonucu haline geldi. Lacan, bilinmeyeni formüle ederek (Freud'un bilinçdışını ya da Reich'ın orgon enerjisini formüle etmesinden farklı olarak) ve onun kendisiyle özdeş olarak anılmasını sağlayarak metafizik/fantazmatik bir çekim gücü yaratmıştır. O, pozitivist düşüncenin yer çekimine karşı olan tavrıyla, sadece rüyalarda uçuyor olduğumuz gerçeğinin sınırlarını, kendi 'gerçek-lik' üçlemesinin yine kuramsal yardımlarıyla kısmen de olsa genişletmiştir. Einstein, fiziksel bir 'töz' olan orgon enerjisinin mümkün olamayacağını yıllar önce kendi çapında kanıtlamıştı. Ancak metafizik bir 'arzu'yla ilişkilendirilmiş Lacan takıntısını aşabilmenin kimin ya da hangi düşüncenin çapında mümkün olabileceğinin yanıtı henüz keşfedilebilmiş değil. Bu da onun, arzunun möbius şeridine görünmez harflerle yazdırdığı adını haklı çıkarıyor kuşkusuz... En azından şimdilik.

4 yorum:

  1. O halde sıradaki 'Die Fahne hoch!' isimli şarkı, size ve dileğe indirgendiği için olacak, başarıyla kamufle olmuş sloganist-biricik arzunuz için gelsin öyleyse...

    YanıtlaSil
  2. itiraf edeyim ters köşeye yatırdın. arzuya böyle bir eleştirel bakışı beklemiyordum.

    YanıtlaSil
  3. Aslında eleştiri, Heidegger'in başına ideolojik dertler açan, onun tümgüçlü olma fantezisine dair idi sevgili Tayfun.

    YanıtlaSil
  4. o zaman hemen utancımı maskeleyip bir alıntı ile sıvışayım. çok lakin çok arzu ederdim bu yazının benim açımdan "potansiyellerini" bilin..neyse bi' daha ki sefere.....

    YanıtlaSil