Yorumlar

11 Mart 2009 Çarşamba

Leos Carax'ın 'Mauvais Sang' Filmi

Film içinde geçen dört sahne (arayıp, bulunuz) benim için bir cinayet mahallidir. Her seferinde aynı yerde, aynı kişiyi ancak farklı nedenlerle öldürdüğüm bir cinayet mahalli...

1.sahne: Nesnel gerçeklik, kutsal mizansene inat, içsel gerçekle olan paralellik anlaşmasını bozduğunda, gündelik olan her şeyi mitolojik bir derinliğe sürükler. Sahne, kocaman bir kafanın içinde kurulmuş olsa bile onun dışındaymış gibi hareket ederek öznel tarafından kurgulanan şiirsel formüllerin tamamını altüst eder. Sonuç, gündelik gerçekliğin gönüllü olarak içine düştüğü 'sistematik' kaostur.

Ana fikir: Kendine yayın yapan bir radyo sinyali kanserojendir.

2.sahne: Dünya nasıl evrenin merkezi değilse, insan nasıl canlının merkezi değilse, modern aşkın merkezi de yürek değildir. Onun doğduğu yer, organik tutkuların kapalı devre mekanıdır, Solar Plexus'tur. Yumruklarla yapılan harakiri, aşkı da ölüm gibi çoğaltarak onu sonsuz ve kontrolsüz bir hız tutkusuna dönüştürür.

Ana fikir: Koşarken kendiliği geçmek hiçliğin, koşarken kendiliğin gerisinde kalmak nostaljinin, kendilikle aynı hızda koşmak gerçekliğin ve koşarken aniden durmak kendiliğin tanımıdır.

3.sahne: Arzunun zaman ivmesinde yapılanan 'jest imgesi', gerçek zamanı enine keserek onu olumsuzlar. Gündelik gerçeğin amacında iki yana savrulan kadın başı, taşıdığı arzunun hız birimiyle kendi ölçülerindeki anlamı aşarak sorunun hedefini lekeler.

Ana fikir: Kendi gerçekliği içinde yaşayan arzu jesti, üzerine bulaştığı bedeni rüya olarak algılar.

4.sahne: Nesnenin yakın planı, o nesnenin taşıdığı anlama göre giderek genel plana dönüşür. Çok yakından baktıkça uzağına düştüğünüz anlam, mikroskobik bir genel plan metaforundan fazlası değildir. Nesne renk değiştirdikçe, gösterildiği ölçeğin sınırları da değişir. Sonuç, içinde 'sıcaklık' saklanan bir kabın şeklini alarak bileşik bir sıcaklık belleği yaratmanın umutsuz çabasıdır.

Ana fikir: Estetize edilmiş dürtü, hedefi olduğu kadının şeklini alır.

12 yorum:

  1. "Ana fikir: Koşarken kendiliği geçmek hiçliğin, koşarken kendiliğin gerisinde kalmak nostaljinin, kendilikle aynı hızda koşmak gerçekliğin ve koşarken aniden durmak kendiliğin tanımıdır."

    Alabildiğine koştuğunu sandığın bir rüyadan kan ter içinde uyanmak da sahte kendiliğin tanımı olabilir mi acaba?

    YanıtlaSil
  2. Happyapple,

    Uyanma hızını koşma hızıyla çarparsanız, koşma nedenini bulursunuz.

    Uyanma hızını koşma hızına bölerseniz, ne zamandır koştuğunuz sonucu çıkar ortaya.

    Uyanma hızından koşma hızını çıkardığınızda, tüm sıkıcılığı ile
    kendiliğe ulaşırsınız.

    Sahte kendilik, uyanmanın pozitif hızıyla koşmanın negatif hızı arasında sıkışıp kalmış, sadece kendisine bölünebilen asal bir düş hızıdır.

    YanıtlaSil
  3. sayın breton;
    bu filmle ilgili "gençlik yıllarım"ın hatıraları, bir giriş yapmamı gerekli kılıyor. bendeniz bu filmi izlemeye ne zaman teşebbüs ettimse o zaman deprem oldu, yıldırım düştü, kuş gribi salgını başladı. ben de korkup vazgeçtim. bakın dün bırakınız filmin kendisini bir parçasını bile izleyemedim. itiraf etmeliyim lanetli olan benim. şimdi bu girizgahtan sonra asıl mevzuya geçiyorum müsaadenizle.

    1. sahne: biz buna "kader" diyoruz. yanılmıyorsam adam kadına "bir numara söyle" dediğinde kadın daldığı düşüncelerden uyanıp "trois" değil, "quoi?" diyordu. bence şiirsel olan bozulmamış, aksine kendisine müdahale edilmesini dahi engelliyor, kafiye bile var!! sizin "sistematik" kaosunuz biraz çabayla şiire doğru gider sanki?
    anafikrinize ise ulaşamadım doğrusu..

    2.sahne ile ilgili kısmı ve anafikrinizi ben yazmak isterdim, kaçırmışım.

    3.sahne: arzu sadece "gerçek zamanı" değil, tüm "gerçek"likleri kendine uydurup bozar, esnetir, sündürür. adamın bu sahnede aslında kadını görmeyişi çok manidar yani :) zaman çok önemli bir parçası tabii bunun. bu sebeple sahnenin kuruluşundaki "zamanlama" da çok önemli hale gelmiş. adamın "..toujours?"undan sonra kadının saç taramasını bitirip otomatik bir hareket olarak yapabileceği o düşsel baş sallamayı, karamsar kişiler olumsuzlama olarak da değerlendirebilir :)

    4. sahne: aslına bakarsanız o "bellek" yaşaması için kaba ihtiyaç duymaz. zira arzu nesnenizle doğrudan ilişkisi olmayan, hatta hiç olmayan şeyler bile o belleği yaşatmaya yardım ve yataklık edebilir. ama tabii bu "umutsuz çaba"yı görsel olarak anlatma ve bu yolla estetize etme derdindeyseniz "sevgilinin bırakıp gittiği sümüklü mendili"nin yakın planı, çok dokunaklı bir anlatım tekniği olur.

    çok uzun oldu, çenem düştü, affımı rica ediyorum..

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Vaziyet,

    'Çinli Kız' başlığına göndermiş olduğunuz edebi metin linki ve o linkin taşıdığı biricik içerik, 'meslek edinme' kaygınıza atılan, ancak adı bondage olmayan anonim bir düğüm değeri taşımakta. O düğümün herhangi bir sicime değil ve fakat boğazınıza atılmış olduğu gerçeği, içimi bir parça da olsa buruklaştırmadı değil...

    Söylemem gerekir ki çevremdeki sanat yönetmenlerinden bildiğim birkaç tuhafiye dükkanı var. Dilerseniz, nostaljik yüzleşmeleriniz için size vitrinde küçük bir yer ayarlayabilirim. Hem böylelikle kendinizi kendi gözünüzden ve dahi dışınızdan izleme fırsatı yakalayabilirsiniz. Bunun kötü bir fikir olmadığını söyleyin lütfen!

    YanıtlaSil
  5. sayın breton;
    fikriniz burdan bakınca pek güzel duruyor ancak "tuhafiye" hayalim gençlik yıllarıma aitti, gerilerde kaldı. hem o başka bir yazıya gönderilen bir linkti, cevap neden buraya geldi diye düşündüm. sonra bir sonuca vardım:

    sizin fikriniz pek güzel ancak bendenizin leos carax beyin filminden aldığınız 4 sahnenin altına yazdığınız fikirleriniz ile ilgili fikirleri bu vitrinde iyi durmamış olmalı :)

    YanıtlaSil
  6. Disiplinler arası metin analizine duyduğum formalist inanç yüzünden vitrinleri yer değiştirme gereksinimi duydum. Böylelikle bir metinde geçen 'düşkırıklığı', başka bir vitrinde 'arzu doyumu' olarak işlev görebilecekti. En azından buna inanmıştım.

    Carax ile ilgili fikirlerinizi, aynı vitrinde ve az sonra yapacağım bir yorumla karşılamak peşindeyim.

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Vaziyet,

    Freud'un 'Totem and Taboo' kitabından öğrendiğim en önemli şey, 'mutlak gücü' animistik olana kaydırarak yaşayan büyü toplumlarının o çarpıcı düşünce tarzıydı. Tam sevişmeye başlayacakken çakan şimşekler yüzünden pek çok ilkel kadının hayatının sonuna kadar frijit kaldığını, Freud kadar olmasa da hepimiz biliyoruz. Ancak sizin durumunuz biraz daha 'Le Charme Discret de la Bourgeoisie' filmindeki oral engelli Fransızlara benziyor; bir türlü yemek yemeye başlayamamak ya da bir türlü istenilen filmi izleyememek... Arzu engellendikçe talep şiirselleşir ya da tensel olan engellendikçe tinsel muhteviyat kabarıp Linda Blair'in (Regan) karnında beliren 'Help Me' yazısına dönüşür. Filmi izlemek istediğiniz o yıllarda karnınızda beliren yazıyı tahmin etmekse hiç zor değil: Koskoca bir "Quoi?"

    1.sahne: Siz buna 'kader' diyorsunuz ancak ben iştahla 'nesnel rastlantı yasası' demeyi tercih ediyorum. Karnınızda var olan yazıyı yıllar sonra Anna'nın ağzından duymak nasıl bir duygu, merak ediyorum.

    İlk sahneye yakıştırdığım ana fikir oldukça basit: Sadece kendine yayın yapan bir radyo sinyali, 'işteş' tenselliği yok ederek melankolik bir usyarılıma hizmet eder. O sinyaller ki kişiye dışarıdan değil içeriden seslenirler. İşte bu iç ses/ler, sizin 'kader' dediğiniz ancak Jung'un 'infiltrasyon' olarak altını çizdiği bir 'TB' bandından yayın yapar (1).

    (1) T.B: T basili.

    3.sahne: Adam sadece kadını görmüyor değil, aynı zamanda kapatılan o ağır kapının ardından duyabiliyor da! Yani eril fantezi alanında yaratılmış işitsel bir gerçeklik söz konusu; bir bakıma radyo dalgaları, erkek tarafının 'anima' kanalından yayın yapmaya devam ediyor. Zizek usulü Rendu!

    Ve başın horizontal bir sinyal hizmetinde sallandığı sahneye gelirsek: Sanırım oyumu 'karamsarlıktan' yana kullanmaya devam edeceğim sevgili Vaziyet.

    Not: Bu filmi 40'a yakın kez izledim ve şimdiye dek 1.sahne adına açığa çıkarmış olduğunuz bilgiye (kısaca Quoi) ulaşamamıştım. Bunun için size teşekkürlerimi sunarım.

    YanıtlaSil
  8. sayın breton;
    sizin kırka yakın kez izlediğiniz filmi benim bir türlü izleyememem aynı fevkalade rejisörün "el angel exterminador" filmindeki duruma daha çok benziyor kanaatimce. zira durumum sebepsiz görünmese de (deprem, yıldırım,kuş gribi gibi pek çok durumu bahane edip) evden çıkmayı sürekli erteledim. lanetin ta kendisi! büyü toplumlarındaki "lanetlenmiş" kişilerden biri olduğum gerçeği değişmiyor. zira louis bunuel bey de bahsi geçen her iki filmdeki kişilerini "yaratıcı"sı olarak "lanetler". bu durumda karnımda varolan yazı değişmiş olmuyor tabii, belki kıt fransızcama rağmen duyar duymaz quoi'yı trois'dan ayırmamın sebebi de budur. özellikle birinci sahnedeki şiirselliğe yaptığım kafiye destekli işaretin cevabını verebilmiş olduğunuzu düşünmüyorum bu noktada. hem "sadece kendine yayın yapan radyo sinyalinin kişinin içine seslenmesi" fikriniz, "quoi" "trois" ile yer değiştirdiğinde daha anlamlı duruyor.

    3. sahnede ise biz kadının sesini duyuyoruz ama adamın da duyuyor olduğundan emin olamadım doğrusu. belki de sadece içindeki seslerle yürüttüğü bir diyalogtur yaptığı. oyunuzu ise karamsarlıktan yana kullanacağınızı tahmin etmiştim dersem yalan söylemiş olurum.

    ben de 4. sahnedeki "yakın plan"la ilgili fikrinizi hala merak ediyorum.

    not: benim tarafımdan açığa çıkarılmış olmasına şaşırmış olduğum bilgi (kısaca quoi) içinse rica ederim.

    YanıtlaSil
  9. Mauvais Sang için,
    Additional edition (şiirsel olmayan kafiye):

    Sevgili Vaziyet,

    Filmi o yıllarda izlemeniz için tek çözüm, Mauvais Sang'ın sinema salonunda değil de tek taş bir kilisede gösterilmesi olurmuş (El Angel Exterminador filminin son sahnesini hatırlayınız). Ancak o zaman da gösterim sonrası kiliseden çıkmak konusunda kararsızlık yaşayabilirdiniz. Tanrı korusun...

    1.sahne için buyurmuş olduğunuz 'kafiye-şiirsel' ikili oluşu, terminolojik anlamda uyuşamaz olduğumuzun altını çiziyor. Zira sizin kafiye gereği 'şiirsel' olarak tanımladığınız özü ben 'şiir' olarak vurgulamayı tercih ediyorum. Şiirden türemez şiirsellik; birincisi kuralsızdır, diğeri organizedir, birincisi hedef gözetir, diğerinin hedefi kendisidir. Bu noktada kafiyenin dublajı şiirdir, yoksa şiirsel değil...

    4.sahne:
    Sizin düşünceniz: ...sevgilinin bırakıp gittiği sümüklü mendilin yakın planı, çok dokunaklı bir anlatım tekniği olur.

    Kişisel düşüncem: Eğer gösterilen 'tek renk' mendilin yakın planı olsaydı dediğinize birkaç dubleden sonra katılabilirdim şüphesiz. Ancak ardışık yakın planlar, rengarenk bir 'mendil geçidine' hizmet ettiği için, burada müthiş bir nesne ilişkisi aramak zorunda duyumsuyorum kendimi. 'Terk etme' fiili, kadınla adam arasında değil, adamla onun 'içsel nesnesi' arasında yaşanmıştır. O nesne, kendi cisminde ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın, sonuçta içine 'ayrılık' vurgusunun yapışık olduğu pek çok aynı nesneye bölünerek gücünü arttırmıştır. Her renk, içrel nesnenin (kadından bağımsız) özneden kopuşunu görselleştirir.

    YanıtlaSil
  10. sayın breton;
    kiliseyi terk edemeyeceğime emin olabilirsiniz! atalet momentim çok yüksek ama başta söyledim, gevezeyim: söyleyeceklerim var :)

    şiirsel/şiir bahsinde çok haklısınız, ancak aynı zamanda da hakkımı yemektesiniz. zira ben "kafiye gereği" değil, diyalog ve görüntünün oluşturduğu yapı gereği durumun kendisinin "şiir" olduğuna işaret etmeye çalışıyordum. kullandığım kelimenin "şiirsel" oluşundaki hata da sizin "tamamı altüst olmuş şiirsel formüller" tanımınıza karşılık gelmesi yüzünden oldu :) bunu doğru anlatamamışım belki, ancak bu ayrımı yapabilecek durumdayım çok şükür! her kafiye hali şiir değilse bile şiirin içinde kafiye oluşu onun şiirliğinden bir şey kaybettirmez sanırım. tesadüfi olarak dikkatimi çeken quoi/trois kafiyesi de sadece olayın cilası idi.

    4.sahneye dair fikirleriniz için teşekkür ederim, ama artık susmak istiyorum. zira kendi dırdırımdan bitap düşmüş durumdayım, tanrı sizi korusun!

    YanıtlaSil
  11. Düzeltme: Kuralsız olan şiirselliktir, şiir değil...

    YanıtlaSil
  12. Gevezelik, tıpkı möbius şeridi gibidir sevgili Vaziyet, bu yüzden tek taraflı değil, 'yerine göre kutsal' bir 'ikili oluş' sarmalı içersinde değerlendirilmelidir. Arada hakkınızı yesem de (oral içe atım) sizi/kendimi dinlemek, inanın büyük zevk. Tanrı hepimizi korusun!

    YanıtlaSil