Yorumlar

13 Ocak 2009 Salı

Hepimiz ‘O’yuz, Hepimiz ‘Bu’yuz.

KLASİK KURAM:
Uygar insanın ‘karakter’ oluşum modelini yüksek düzeyde empati kurma meselesine bağlayan ruhbilim ekolleri, herhangi bir olayın ya da durumun ezilen tarafıyla ‘özdeşim’ kurmanın, yani vicdana yatırım yaparak suçluluk duygusunu ‘suçlu’ pozisyonunda aşmanın önemine değinmişlerdir.

PRATİK DURUM:
Ülkenin yazılı yakın tarihine geçmiş etnik / politik hedefli cinayetler ya da diğer toplumların başına gelmiş, gelmekte olan sıcak / soğuk savaş halleri, kişisel kimliklerin terk edilerek toplumsal dayanışma çerçevesinde kolektif bir başka kimliğin kazanılması yolunu açmıştır. Uygarlık trendinden fışkırıp gelen ‘hepimiz ötekiyiz’ çığırtkanlığı da bu kimliğin en önemli slogan vurgusu olarak vicdan merkezli yerini almıştır.

PATOLOJİ:
Görevi, dürtülerle ‘kendilik’ arasında uzlaşma alanı sağlamak olan ve bunun desteğini sözden ya da ilaç sanayinden alan oportünist psikiyatri kurumunun ‘hepimiz ötekiyiz’ sloganına bakışı nedir? Bu bir toplumsal görev ahlakı mıdır yoksa ‘siyaseten doğru’ bir kolektif şizofreni olgusu mudur; kişiselden kalabalığa sıçrayan bir kahramanlık türküsü müdür yoksa ruhsal bütünlüğün korunması adına yararlı bir politik tribün tezahüratı mıdır? Toplumsal ahlaki yapıyı ‘hedef kişilik’ tözü olarak kabul eden ‘psikiyatri’ için elbette ‘hepimiz ötekiyiz’ sloganı da bırakın kolektif şizofrenik bir patoloji arz etmesini, tam da uygar insanın kendini toplumsal suçluluk bilinciyle ortaya koyarak aşmasının en ‘şık’ yollarından biridir. Psikiyatrik açıdan elektrik direğine tırmanarak Maldoror'un ikinci şarkısını bağıra bağıra okuyan bir gezgin, manik kriz geçiriyorken, toplumun attığı Avrupa Birliği yasalarına uyumlu 'us yaran' sloganlar, genelde ‘uygarlık görevi’ çerçevesinde değer kazanırlar.

KİŞİSEL GÖRÜŞ:
Konuyu Wes Craven’ın 1989 yapımı 'Shocker' filmiyle özetleyeceğim. Film, elektrikli sandalye infazından kaçan Horace Pinker isimli bir seri katilin öyküsü üzerine kuruludur. Şehir elektriğini üzerinde taşıyan katilin en önemli doğaüstü gücü, üzerindeki elektriği toplum üyelerine geçirerek onların bedeninde yaşayabilmesidir. Bunu anlayabilmemiz için bir de ipucu verir Wes Craven ve der ki: ‘Filmde kimin ayağı sürçüyorsa o Horace Pinker’dır.’ Çünkü Pinker, patolojik bir arazın göstergesidir ve ayak sürçmesi de bu patolojinin bir parçası olarak mecazlaşmıştır... ‘Hepimiz ötekiyiz’ sloganı da tıpkı Horace’ın arazı gibi sözle geçen, yayılan bir ayak sürçmesidir; ne kadar tekrarlarsanız tekrarlayın, taşıdığı anlamın arkasına düşmekten kurtumanın olanaksız olduğu bir kolektif duadır. Güçsüzün yanında olma gereği madem hepimiz anti-psikiyatriyiz, o halde onun diliyle konuşayım: ‘Hepimiz ötekiyiz’ sloganı, vicdani imza karşılığı yasallaşmış, süresi kısıtlı toplumsal şizofrenidir. ‘Hepimiz ötekiyiz’ sloganı, ‘uygar insan’ mertebesinde kişisel patolojinin (ötekiye duyulan nefret) aklandığı, affedildiği bir günah çıkarma tekerlemesidir. ‘Hepimiz ötekiyiz’ sloganı, totem toplumunu / kişisini güncelleyerek ona olan bilinçdışı nefretimizi gizleyen obsesif bir savunmadır. ‘Hepimiz ötekiyiz’ sloganı, ezilenle bir olma çatısında suçun imgesel bir ‘suçlu’ya yüklendiği mazoşizmin ‘ağrılı haz’ durumudur.

SON SÖZ:
Kendimin ne olduğunu henüz tüm incelikleriyle kavrayamadığım ve bu amaca hizmet eder biçimde sürekli 'kendilikle' boğuştuğum kişisel tarihimde ne Hrant’ım, ne Mumcu’yum, ne Ermeni’yim, ne İsrail’im, ne uzaylıyım, ne Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’yim, ne kürdüm, ne Troçki’yim, ne Reich’ım, ne O’yum, ne Bu’yum. Bunların hiçbiri değilim. Sadece André Breton’um, o da tek başıma, slogansız, idareten...

9 yorum:

  1. Breton olmak az şey mi?

    Özellikle gerçeküstücülerin Paul Claudel'e yazdıkları "ibnece" karşı çıkışdaki yeri anımsanırsa...

    Rimbaud'nun "Ben bir başkasıdır." demesi de ayrı mevzu...

    Valla ne kadar ve nasıl tanılanırsa tanılansın bu şizofreniyi bigüzel üstleniyorum...

    Kendi bedensel bütünlüğüm -görece-güvence altındayken, güvencesiz, ölümle burun buruna yaşayanlar için üzülmem ve onlarla yer değiştirmek istemem beni yavrusunu aslanlar kemirirken otlamaya devam eden geyikten ayırıyor...

    Kısaca Breton'u ve cümle gerçeküstücüleri severim fakat Paul Claudel'den de hiç mi hiç haz etmem...

    Emperyalist Fransız hükümetinin malipülasyonlarını üstlenen şu densize gerçeküstücülerin -kendilerini cezayirli gibi hissederek- attıkları tokatı işleseniz ya bir gün...

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. ‘Ben bir başkasıdır’ ve ‘hepimiz ötekiyiz’ arasında kişisel derinlik farkını esas alan ciddi bir ayrım söz konusu. Birincisi içsel siyaseten kendi kişilik katmanlarına gönderme yapmaktadır, diğeri nesnel siyaseten kendi uygarlık pasaportunun kathartik çığırtkanlığını yapmaktadır. Birincisi tekilci ve imgeseldir, diğeri çoğulcu ve simgeseldir. Birincisi kağıt üzerinde görünse de eyleme dönüktür, diğeri eyleme dönük görünse de kağıt üzerindedir.

    Birden çok gerçeklik modeli olduğu için işimi kolaylaştırayım: Lacan’cı gerçekle söz-merkezcil slogan atarak ya da üzülme refleksi geliştirerek başa çıkmak olanaksızdır. Sosyal felakete gönderme yapan böylesi bir gerçekle, ancak aynı ‘gerçek’ kodu üzerinden yüzleşilebilir. Bunun tek yolu da sorunun olduğu bölgeye gidip (konu gereği Filistin), safhında olduğunuz grup adına fiziksel savaş vermektir. Ancak böylelikle sözüne ettiğiniz ‘ayrı olma’ konumu, simgesel değil ‘gerçek’ kodu üzerinden bir değer kazanabilir.

    Sürrealistlerin Claudel’e verdikleri cevabın öyküsü ise şöyle özetlenebilir: 1925 yılında Fransız sömürgeciliğine karşı direnen Fas’lı lider Mulay Abdelkrim’in yanında olduklarını açıkça beyan eden sürrealistler ve Fransız komünistleri, o dönemde Japonya büyükelçiliğinde bulunan muhafazakar milliyetçi yazar Paul Claudel’e bir mektup yazarak onu itin götüne sokmuşlardır. Ödül olarak da iki yıl sonra ‘içsel siyaseten’ terbiyesiz eserleri kanıt gösterilerek komünist partisinden atılmışlardır / uzaklaşmışlardır.

    YanıtlaSil
  3. breton oldugunda tam kanitlanamadi daha üstelik.....

    ben bu "icsel siyaset" ile "nesnel siyaset" ayrimini faideli buldum yeni manifestoda, gelmisken deyivereyim....

    fakat daha dikkat kesilemedim üzerine....

    YanıtlaSil
  4. Üzüntümü seslendirirsem bu artık bir eylemdir.

    Bu eylem, söz konusu sorunu şu ân çözmek için yeterli değil, evet.

    Öte yandan çaresizliği ve haklılığı yüzünden çok güçlü çok yüksek perdede.

    Ve diğer eylemlerle/seslerle birleşerek, birikerek nehirleşebilir.

    Nehirler başka nehirlerle birleşebilir, mecraları genişleyebilir.

    Nehirler iktidarların güvenlik politikalarını değişime zorlayabilir.

    Yahut gaddar rejimleri yumuşatabilir.

    Yahut yıkabilir...

    Ama ben durdukça ,sen durdukça, o durdukça ve durmanın felsefi çözümlemesi dile dolandıkça ayağımıza da dolanır.

    "Reddin sarkacında zaman bile durabilir!"

    Bana ekmek gibi bir felsefe, peynir gibi bir psikiyatri lâzım...

    Direnmek, yıkılmamak, her zaman geride kalmamak, davranmak, sinmemek için bir felsefe...

    Ne acı...

    Buraya süzülen Lacan ne diyor bana:

    Filistin için gerçekten üzülüyor ve şartları değiştirmek istiyorsan git savaş...

    Ya da kıçını bas otur...

    Başka bir seçenek yok mu "Ya İstiklâl ya ölüm!" dışında?

    Birileri konuştuğumuz için hapse atıyor, sürüyor, suikast düzenliyor öte yandan birileri de çaresizliğin, umutsuzluğun ideolojisini perçinliyor.

    Her taraftan kuşatılıyorum, sesim kısılıyor.

    Şimdi kodlar eşitlendi mi acaba?

    YanıtlaSil
  5. Ek olarak,

    Savaş sadece topla tüfekle olmaz...

    Cephe gerisinde de çalışılır...

    Bir savaşçı dünyanın öbür ucundan desteklendiğini bilirse kendini daha güçlü, daha dayanıklı hisseder...

    Varlığına ve edimlerine yönelik en ufak bir destek kişiyi veya bir hareketi güçlendirir...

    Mânen ve tabi madden desteklenmeyen hiçbir savaş kazanılamaz...

    YanıtlaSil
  6. KESİNLİKLE KATILMAKTAYIM SANA!
    ARTIK ÖYLE Kİ "BİZ... YIZ" NİDALARI KLİŞELEŞMİŞLİKTEN ÖTE BOĞMAYA BAŞLADI BENİ!HER GAZETENİN MANŞETİNDE,HABERLERDE,DERGİLERDE,BLOGLARDA... BİRİLERİNE BİR HALT OLDUĞUNDA BU MİSYONU FAZLASIYLA ÜSTLENME GÜYA SÖZ GELİMİ DESTEK OLMA, EMPATİSİ İÇİNDE KIVRANAN SALAKLARA ACIYORUM!KINIYORUM!
    BEN BENİM!HEPİMİZ BİR BENİZ!

    YanıtlaSil
  7. peki salak ağır kaçmış olabilir lakin pekte mantıksal işler değil bunlar en azından benim düşüncem bu yönde!

    YanıtlaSil
  8. Volter'in "Görüşlerinize katılmıyorum, ama görüşlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile verebilirim." lâfını Tayyip Erdoğan'dan öğrenmedim elbet...

    "Salak!" ibaresi taamüden bir susturma biçimi...

    Bu ibareden geri dönüş isabetli olmuş...

    "Faşizm iki kişi arasnda başlar." a renk:

    Faşizim iki lâf arasında başlar

    YanıtlaSil