28 Kasım 2008 Cuma

Eski Karım Marina Abramovic



'Simetrik ölüm' düşüncesi, ölümün kendisinden daha ölümcüldür.



Onun sola doğru yatmış yüzünü düzeltebilmek için yüzünüzü sağa yatırmak zorunda kalıyorsunuz. İşte bu yüzden de hiçbir zaman onunla aynı yaşta sevişemiyorsunuz.



Sincap eti dudaklarından sızan ıslak buhar kokusu!



Namus abidesi eski karım açık büfe konser veriyor.

Vücut Hiyerarşisi Açısından 'Splitting' Kuramı (Üzeri Çizilmiş Nesne)



Erojen fetiş alanı enerjisi, 'nesnenin' özneleşme olasılığını kışkırtarak onun sonradan var edilmişliği iddiasını sonlandırır. O, siz onu yorumlamadan önce de aynı anlam / dürtü aralığı ile oradadır. Bu yüzden 'fetiş nesnesi' tanımı bütünüyle yanlıştır. Nesne olan, fetiş alanı enerjisi tarafından pasifize edilmiş arzunun kendisidir.

Vücut Hiyerarşisi Açısından 'Splitting' Kuramı (Üzeri Çizilmiş Özne)


"Kolumuz koptuğunda, 'kolum ve ben' deriz. Parmağımız koptuğunda, 'parmağım ve ben' deriz. Bacağımız koptuğunda 'bacağım ve ben' deriz. Peki ya başımız koptuğunda?"

Roman Polanski

25 Kasım 2008 Salı

Julie Delarme'a Mektup

Julie Delarme,

Klorlu suyun derinlerinde ve zamansız görülen bir düşün manyetik etkisi altında eğilip bükülmekte olan havuz fayansları gözlerin, kendisine bile inanmayan inatsız bir ruhun bohem vücudundan kopup gelmiş gibi. Tasarım zırhına yenik düşerek esnemeksizin sonsuza uzanan bir tramplenden bakışlarına değil ancak baktığın noktaya kafa üstü çakılmak, şu üç sesin duyumuna engel olamıyor nedense: a) Yüzme zevkini gerçeklik ilkesiyle takas eden ebeveyn gürültüsü, b) Aniden fren yaparak verdiği tüm kararları kararsızlığa dönüştüren henüz terk edilmiş kadın nevrozu, c) Yapıştırdığı sakızları takip ederek oyun kağıtlarından yaptığı evin içinde yolunu bulmaya çalışan küçük kızın ayak sesleri...

Kahve falında, kahve falı baktığını gören birisinin kendi şizofrenik ikizi ile aynı zamanda, aynı anı yaşıyor olmasına benzer biçimde, ben de baktığın yerde, baktığın yer olmanın hazzını yaşıyorum. Sahip olduğun ses ve beden, sen yaşadıkça birbirinden ayrılıp uyumsuz bir yaşam jestine dönüşecek. İşte o zaman görüşme anı gelecek! Duruşundaki sır, dudaklarından içeri sızıp ortak ve tartışmasız bir anlam alanı yaratacak. Boynundan aldığı güçle tersine açan çimentodan yapılma bir çiçek olan yüzün, kendini dünyanın trajedisine kurban eden ikinci el bir İsa figürüne dönüşecek. İşte o zaman sana inanma anı gelecek! Duruşundaki ‘poz’, kendi etinden sıyrılıp ideolojisi alınmış bir meydan anıtıyla yer değiştirecek. Bekliyorum...

Tüm Zamanların Yan Koltukta Oturan Kadınlarına...



Yan koltukta oturan ve henüz tanıştığınız bir kadınla tatile çıkma arzunuz, kullanmakta olduğunuz arabaya karşı teslimiyet odağınızı güçlendirir. Arabanın kadını taşıyor olması, varılacak hedefe yaklaştıkça arabaya karşı duyacağınız tarifsiz bir suçluluk duygusunun da en önemli nedeni olacaktır. Bu duygunun anlamı, eski sevgiliniz ve araba arasında kurduğunuz duygusal benzeşimle yakından ilgilidir. Arabanın hem eski sevgili formunda kendisini ve hem de işlediğiniz bu affedilmez günaha rağmen yanınızdaki kadını taşıyor olması, onu, ne kadar itaat ederseniz bir günah geriye düşeceğiniz ilahi bir güce dönüştürür. Bu gücü arabaya kazandıran bir başka neden de hiç şüphe yok ki arabanın her şeye rağmen sessiz kalarak yoluna devam etmesindeki erdemin kendisinde gizlidir. Ayak bileklerinin ‘özgür beden duruşu’ ardına düşen çırılçıplak çırpınışı, olağandışı bir güçle haz ve kaderi birbirine karıştıran dev bir miksere dönüşür. Radyoyu açamazsınız. Beklenmeyen bir haberle karşılaşmaktan korkarsınız. Camı açamazsınız. Yarısı içinde kalmış bir dondurma ambalajı kılığında asfalta düşüp paramparça olmaktan korkarsınız. Yanınızdaki kadın, önceden işlenmiş günahlarınızın şeffaf bir ceset torbası içindeki cisimleşmiş halidir. Kullandığınız arabaya yalvarırsınız. ‘Lütfen’ dersiniz, ‘lütfen bize zaman içinde yol aldıran mekanik aksamının gizlerini bahşet!’ Dile gelmez araba; eski sevgiliniz suskunluğunu korur. Yan koltukta oturan kadın bir sigara daha yakar. Cama doğru uzatılmış bir çift ayakkabı, eril sesten boşalan ‘a benim canım oğlum, ne kadar kadın seversen bir kadın geriye düşersin’ öğüdünü yol boyunca başınıza kakar. Yol gittikçe uzar, arzunuz, kapıları kireçlenmiş son model bir mahkeme salonunun suç odağına dönüşür. Eski sevgilinizin ses vermesi için vites küçültürsünüz, olmaz! Yanınızdaki kadının ses vermesi için vites büyültürsünüz, olmaz! Ayakkabıların cama yansıyan, yani yansıtan ile yansıyan arasındaki yarı idealist uzamı mutlak yanılsamaya dönüştüren estetiği, giderek kendi pisliğine yakaran bir kara sineğin ‘önceden kestirilemeyen’ kaderiyle ilişkilenir. Bir sonraki benzin istasyonuna kadar nefes tutma oyunu oynarsınız, olmaz! Bir önceki sevgilinize kadar gözlerinizi kapama oyunu oynarsınız, olmaz! Boğamazsınız kendinizi ya da bir türlü gerçekleşmez beklediğiniz kaza... Camdaki ayakkabılar, eziyeti içinde saklayan kuyruksuz birer notadır artık, yalnızca onların sesi duyulur. Şöyle derler çukura düşen arabanın mekanik aksamını da yanlarına alarak: “Ne yaparsan yap, koskoca bir sileceğin mekanik büyüsü, düşünsel bir ayakkabı izini silmeye yetmeyecektir!”

Nastassja Kinski'ye Mektup























Sevgili Nastassja (bekareti bozulmuş içdeniz kuğusu),

Okumakta olduğun kitabın kültürel bir nesne olarak ağırlığı, biçimci bir nesne olarak ağırlığından ne kadar azsa, bakışlarındaki boşluk duygusunun anlamı da dudaklarının kontrollü aralanışına göre o kadar fazla.

Yorum:

Kitabın kültürel bir nesne olarak ağırlığı: Mekanın hacminden soyut, aktif imgelemi kışkırtan paralel gerçeklik! Devasa bir yastığın içinde sıkışarak kumaşı yırtmak adına tekmeler savuran bir fikrin, yastığın biçimini bozması, ancak asla onun dışına çıkamayışının döngüsel eylemi.

Kitabın biçimci bir nesne olarak ağırlığı: Mekanın hacmiyle birlikte tüketilen, ‘The Devil Walks Among Us’ bilgisini bize ve okuyan kişiye aynı anda yansıtan atmosferik paralel kurgu! İçrel kılınmamış nesnenin dışarıya yansıtılarak tarihi reddeden (estetiğin meşru kılınması) bir uydu bilgi alanı oluşturması.

Bakış boşluğunun duygusal anlamı: Bakılan nesnenin (anlam -içerik- ve anlamsızlığı -biçim- aynı mesajda toplayan tarihdışı ileti) ağırlık noktasını bakmakta olan ‘metnin’ kendisine kaydıran, bildiği varsayılan öznenin kitabi refleksini iç organları alınmış bir göstergeye dönüştüren cinselliğe karşı bütünüyle ayaklanmış erotik kurgu! Temel formüller gereği, bakıştaki boşluk, bakış ve kitap arasındaki mesafenin (bakış boşluğu) yaklaşık dört katına eşittir.

Dudakların kontrollü aralanışı: Anlamı (The Devil Walks Among Us) kendisine rağmen içe alarak fotografik bir içeriğe (kitap okuyan kadın) dönüştüren gözlerin ‘biçim’ hali (The Devil Walks Among Us kitabını okuyan kadın). Göz ve dudak arasındaki işbirliği, anlam ve boşluk, içerik ve biçim, kadın ve bilgi arasında kurulan işbirliğinin ön izlemesidir.

2 Kasım 2008 Pazar

Oedipal Üçgen



Kutsal üçgenlerin en keskin olanı, oedipal üçgen! Baktığınız cephede size kendinizi her an çocukmuşsunuz gibi duyumsatan soyut geometrik bir gerilim hattı! Oğul ve baba arasındaki bakış birlikteliğinin annenin bakış boşluğuna dönüştüğü melankolinin eşsiz zirvesi!

Aşağıdakilerden hangisi annenin bakışını yeniden kazanmak için koşuldur?

A) Mitolojik babanın aşmayı olanaksız kıldığı 'Göz Dağı'nda gerilla savaşı vermek.
B) Annenin arzusuyla özdeşleşip fotoğrafı bir an önce terk etmek.
C) Fotoğrafın arzusuyla özdeşleşip kendinizi bir an önce terk etmek.
D) Babanın arzusuyla özdeşleşip üzerinde bulunduğunuz blog’u takip etmeyi sürdürmek.