17 Aralık 2008 Çarşamba

Ölüm İçgüdüsü Yoktur Freud!



Kültürel tabanlı 'atmosferik gerçeklik', biyolojik 'gerçek'in hizmetine verilemez. 'Ölüm içgüdüsü', simgesel düzenin bir parçası olarak, ölüm gerçeğinin uzağında yapılanmış karşı libidinal bir oluşumdur. Onun eşsiz bir yanılsama yaratmaktan öteye gidemeyen enerjisi, yani kendi kültürel dinamiğini imgeleştirerek yapısal kılan 'simgesel' zenginliği, hiçbir çizgide, hiçbir disiplinde ölümün kendisiyle bağdaştırılamaz. Ölüm içgüdüsü 'atmosferdir' ve her atmosfer gibi amacından uzaklaşarak ona (amacın kendisine) gönderme yapmakla yükümlü olandır. Bu yüzden o bir 'içgüdü' değil, yaşamsal kodların hizmetinde evcilleştirilmiş bir 'dürtüdür' en fazla. Sözde ölüm içgüdüsünün ölüme en çok yaklaştığı nokta, simgesel ölümün kendisiyle, yani yaşamın içinde duyumsanan 'histerik' ölüm duygusuyla sınırlıdır. 'Histerik' ölüm duygusu, yaşam içersinde canlı olma duygusunun diyalektik karşılığıdır yoksa ölüm gerçeğinin değil! Bu noktada biyolojik determinizm (hücrenin tarihsel bilgisi) ruhsal determinizmle (öznenin tarihsel bilgisi) ilişkilendirilemez. Ölüm içgüdüsü büyük bir yanılgıdır Freud ama evet, panseksüelizm kuramın bütünüyle doğrudur; her şeyin temeli cinselliktir. Wilhelm Reich'ı düşünürken aslında seni düşünüyor olmam, kendimi düşünürken aslında André Breton'u düşünüyor olmam, karşımda oturan kadını düşünürken aslında yan masadaki kadınları düşünüyor olmam ve kısaca Godard'ın söylediği gibi 'bir şeyi düşünüyorken aslında başka bir şeyi düşünüyor olmam' başka türlü açıklanamaz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder